YAZARLAR

Netflix’ten İsrail güzellemesi

Olayların şiddetli gerçekleştiği günler de 195 ülkede yayın yapan Netflix 27 Temmuz akşamı Kızıl Deniz Dalış Merkezi (The Red Sea Diving Resort) isimli filmi yayına soktu.

4 Temmuz günü İsrail’de 19 yaşındaki Etiyopya asıllı Yahudi vatandaş, bir başka Yahudi polis tarafından başından vurularak öldürüldü. Polisin savunmasına göre bu nefsi müdafaydı. Yani polis "o bana saldırdı ben de kendimi koruyup vurdum" diyor açık açık. Tabi yerseniz.

Görgü tanıkları yemedi ve olayın etnik köken gerekçesiyle gerçekleştiğini söylediler. Olayın iç yüzü de yavaş yavaş aydınlanmaya başladı fakat İsrail karar mekanizması kamuoyundan gerçek sebebi sakladı ve polise sadece 15 günlük ev hapsi cezası verildi. Bu karar özellikle İsrail’deki Etiyopya asıllı Yahudiler tarafından tepki çekti. Günlerce sokak gösterileri yapıldı, çatışmalar yaşandı ve 100 polis yaralandı. Bildiğiniz kaos ortamı. Genelde İsrail polisi, ya Filistinlilerle ya da radikal Yahudilerle çatışırken daha doğrusu onlara saldırırken bu kez Afrikalı Yahudilerle karşı karşıya geldi.

Çünkü Afrikalı Yahudilerin, İsrail toplumunda maruz kaldıkları durumlar dayanılmaz noktaya gelmişti. Bir nevi beden diliyle buralarına kadar geldi. Buralarına kadar asıl gelen şey sadece 1 ölüm değil tabi çok daha fazlası. Bu yaşanılanlar geçmişe bakıldığında daha da anlamlı hale gelebiliyor. Şuradan başlayalım Afrikalı Yahudilerin diğer ismiyle Falaşaların İsrail’de ne işi var biliyor musunuz? Tabiki de Yahudi oldukları için değil.

1948’de işgalci İsrail devletinin kurulmasıyla ‘geri dönüş yasası’ çıkarıldı. Yani dünyanın her yerindeki Yahudiler, bu yasa kapsamında gelip İsrail’e yerleşebilirdi. Avrupa’dan Asya’dan Amerika’dan... Yani dünyanın her yerinden Yahudiler İsrail’e gelip yerleşti. Sadece Afrikalı Yahudiler kabul edilmedi. Gerekçe ise onların babalarının Yahudi, annelerinin Yahudi olmamasıydı. Biliyorsunuz Yahudi inancına göre soy anneden geliyor. Verilen bu fetva gerçeklik payı taşısa da asıl gerçek siyahilerin tarih boyunca köle olarak kodlanmasıyla ilgiliydi. Yani görgü kurallarından yoksun, ilkel yaşayan ve sadece hizmet etmeyi bilen bu insanlar yani siyahiler asla ülkeye alınmamalıydı. Ve bu diğer Yahudiler tarafından da onaylandı.

1970’lere gelindiğinde yavaş yavaş İsrail toplum yapısı da şekillenmeye başladı. Ülkedeki üç grup Aşkenaz Yahudileri, Seferad Yahudileri ve Mizraki Yahudileri arasında gerilim gittikçe artmaktaydı.  "Ülkeyi kim yönetecek, ekonomi hangi grupta olacak, medya-basına kim yön verecek?" gibi sorular gruplar arasında tartışılırken birden durup dediler ki ‘Yahu bunları biz hallederiz halletmesine de çöpleri kim toplayacak, inşaatta kim amele olacak, temizliği kim yapacak eee bizim olacak halimiz yok. Heh tamam tamam bulduk’ deyip işi kendi aralarında tatlıya bağladılar.

Nasıl mı? Hatırlarsanız ülke kurulurken bi geri dönüş yasası çıkarmışlardı. Bu yasada aniden değişiklik yaptılar ve aldıkları yeni fetvaya göre ‘Falaşalar Yahudidir ve İsrail’e gelip burada dinlerini rahatça yaşayabilirler’. Bu çok mantıklıydı hizmetçi, amele bulunmuştu ve üstelik Yahudi’ydiler. Şimdi sırada bu Yahudilerin taa Afrika’dan İsrail’e gelmesi meselesi vardı.

Falaşaların çoğu Etiyopya ve Sudan gibi ülkelerde yaşamaktaydı. Ve çoğu ya taşra da ya da mülteci kamplarında olduğundan gelme imkanları yoktu. İsrail de cumburlop gibi gidip getiremezdi.  Çünkü araya uluslararası hukuk giriyordu. "Sen hayırdır bi ülkeden vatandaşı alıp kendi ülkene götürüyorsun’’ diye adama sorarlardı.  İsrail o kadar zekice bi plan yaptı ki kimsenin ruhu bile duymadı. Ne yaptı biliyor musunuz? Önce kamuoyuna dedi ki ‘ya bu bizim Yahudi kardeşlerimiz Etiyopya’da ki iç savaşta zarar görüyor öldürülüyor, evsiz kalıyor, dinlerini yaşamıyorlar. Bizim, kardeşlerimize sahip çıkmamız boynumuzun borcu’ açıklamasını yaparak ortamı yumuşattılar sonra da Mossad ajanları kendilerine yatırımcı süsü verip Kızıl Deniz’e kıyısı olan kuş uçmaz kervan geçmez bir yere turistik hotel açtılar. Şaka gibi. Ve kimse de fark etmedi. Binlerce Afrikalı Yahudi’yi de oradan gemilerle İsrail’e getirdiler. Bu insani çaba için teşekkürü hak ediyorlar ama asıl amaç o insanlara yardım etmek değildi. O insanları kendilerine işçi, hizmetçi olsun diye zahmete girip kaçırdılar.  Bu kadar net. Falaşalar, o günden bu güne İsrail toplumunda 2. sınıf insan muamelesi karşı karşıyalar. Ayaklanmaların, öfkenin ardındaki arketip de burada yatıyor.

Gelelim bu işin Netflix tarafına... Yazının başında 4 Temmuz’da Etiyopya asıllı bir Yahudi’nin, Yahudi bir polis tarafından ırkçılık sebebiyle öldürüldüğünü söylemiştim. Ve bu ölümden sonra İsrail hükümeti suçlu polisin yanında yer alınca, siyah Yahudiler artık yeter deyip sokağa çıktılar. Çünkü ne olursa olsun işçi sınıfına mensup olmaktan, 2. sınıf vatandaş olmaktan, temizlikçi olmaktan, bakıcı olmaktan, kasiyer olmaktan, şoför olmaktan ve gecekonduda yaşamaktan bıkmışlardı. Bu son olayla artık gerçekten yeter dediler ve sokaklara çıktılar. Dünya kamuoyunda bu konu gittikçe ses getirmeye başlayınca

Netflix’ten çok ilginç bir hamle geldi.

Olayların şiddetli gerçekleştiği günler de 195 ülkede yayın yapan Netflix 27 Temmuz akşamı Kızıl Deniz Dalış Merkezi (The Red Sea Diving Resort) isimli filmi yayına soktu. Bu filmin konusu ayrı bir ilginç. Film, beyaz Yahudilerin kendi yaşamlarından feragat edip Sudan’daki savunmasız Afrikalı Yahudilerin kurtarılmasını anlatıyor. Filmde beyaz Yahudiler öyle kahramanlaştırılıyor ki adeta tüm insanlık adına teşekkür ediyoruz. Çünkü kendi ailesini, çocuklarını geride bırakan beyaz Yahudiler, siyah Yahudiler ölmesin diye ölüme gidiyor. Filmin olayların yaşandığı tarihte aynı anda tüm dünya da yayına girmesi gerçekten çok ilginç. Netflix’in Afrikalı Yahudilere mesajı çok açık "Ayaklanmayın bakın bunlar sizi hangi durumdan kurtardı, ne olursa olsun saygı gösterin. Onlar sizin için kendini feda etti biraz vefakar olun!!!" Filmi izlerseniz Netflix’in açıkça mesajının bu olduğunu anlarsınız. Ve nasıl algı oluşturmaya çalıştığına şahit olursunuz.

Yorumlar