YAZARLAR

Hatice Kübra yazdı:Meslek odalarının ideolojik saplantıları

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın Cuma Hutbesi'nde "eşcinsellik haramdır" dedi.  "Vayyy bunu nasıl der?" diye ortalık yıkıldı. Üstelik de ortalığı ayağa kaldıran LGBT Dayanışma Derneği falan değil ha, Ankara ve İzmir Barosu.

Zaman zaman dile getirilse de bu ülkede hiçbir zaman gündem olmayan bir konu var: İdeolojik saplantılı meslek odalarının tekeli! 

Bazı meslek gruplarında herkesin mecburi bir şekilde üye olması gereken bu meslek odaları yıllardır belli bir ideolojik saplantıyla açıklamalar yapıyor, demeçler veriyor. Her siyasi kesimden, her ideolojik düşünceden insanın üye olduğu bu yapılar sadece kendi kalıplarına göre açıklamalar yapıyor ve üyelerinin değil yöneticilerinin zihniyetini temsil ediyorlar. 

Misal; Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın Cuma Hutbesi'nde "eşcinsellik haramdır" dedi. 

"Vayyy bunu nasıl der?" diye ortalık yıkıldı. Üstelik de ortalığı ayağa kaldıran LGBT Dayanışma Derneği falan değil ha, Ankara ve İzmir Barosu.

Tepkinin büyüklüğü ile alakası o kadar orantısız ki insanın "hayırdır sen ya?" diyesi geliyor. 

Bu barolara kayıtlı onbinlerce avukat var.

Nasıl oluyor da böyle bir konuda, kendilerine kayıtlı tüm avukatların fikriymiş gibi bir açıklama yapabiliyorlar? 

Nitekim bu açıklamalara itiraz eden avukatlar da oldu. 

Yıllardır siyasi söylemlerde bulunan, bir şekilde meslekleriyle alakalı alakasız istedikleri her konuda siyasete müdahale etme hakkını kendinde gören bu meslek odalarının onbinlerce üyesinin görüşüne aldırmadan kafasına göre açıklamalar yapması ne kadar demokratik?

Yaklaşım ve tutumları açısından değerlendirdiğimizde bir sivil toplum örgütü olmaktan çok, bir statükonun temsilcisi gibi davranmayı bırakmaları gerekmiyor mu artık?

Bu meslek örgütleri geçmişten getirdikleri alışkanlıkla vesayet sisteminin birer neferi gibi davranmayı ne zaman bırakacaklar acaba? 

Ee hadi onlar bu sevdadan vazgeçmeyecek diyelim, o zaman bu meslek odalarının tekelinin artık kırılması gerekiyor. 

İnsanlar bir mesleği yapabilmek için kendisiyle taban tabana zıt düşünen bir kuruluşun üyesi olmak zorunluluğundan kurtarılmalı.

Üyelik açısından bir serbestlik ya da alternatif bir çözüm getirilmeli. Aksi halde bu durum demokratikleşme, özgürlükler ve bireysel haklar bakımından da sınırlayıcı.

Belki Barolar bu konuda başı çekmek isterler ne de olsa konu hukuku ilgilendiriyor. 

DAYATMACI, BASKICI VE FAŞİST

Sanki İslam dininin eşcinselliği lanetlediğini ilk kez duymuşlar,

Sanki Diyaneti, İslam dininin emir ve yasaklarından ilk kez bahsediyormuş ya da bahsedemezmiş,

Sanki çoğunluğu müslüman bir ülkede yaşamıyormuş da daha dün uzaydan gelmişler gibi bir tepkiyle;
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın açıklamalarını göstererek bir anda İslam'a olan nefretlerini kustular. 

Ankara Barosu'nun yazdığı ilk metni okuyunca "yok canım bunu hukukçular yazmış olamaz, olsa olsa bir ergenin kaleminden çıkmıştır" dedim. 

Ne kadar öfkeleri varsa, konuyla alakasız bir şekilde boca edilmiş açıklamaya. Resmen Diyanet'i İslam'a ve Kur'an'a uymakla suçlamışlar.

Neyin kafasını yaşıyorlarsa metnin sonuna bir de "meydanlarda cadı diye kadınların yakılması" falan gibi ne geçmişimizle, ne dinimizle, ne de kültürümüzle hiçbir alakası olmayan ifadeler eklemişler. 

Ankara ve İzmir Baroları'nın yani bu sözde "hukuk adamlarının" söylediği düpedüz şudur; herkes bizim gibi düşünsün, bizim gibi inansın. Bizim gibi düşünmeyen de sussun! 

Ankara Barosu gelen tepkilerden sonra "yanlış anlaşıldık" demeye getirdiği bir açıklama daha yaptı. Günün en kısa fıkrasıydı diyebilirim çünkü açıklamanın sonunda "din ve vicdan hürriyetinin her zaman savunucusu olduk"  demişler. 

Diyanet İşleri Ali Erbaş'ın "eşcinsellik haramdır" sözlerine böyle İslamofobik açıklamalarla cevap vermeye kalkanlar iddia ettikleri o "demokrasi, hukuk, ilericilik vs vs " kavramlarından fersah fersah uzaktalar.

Aksine hem Ankara Barosu hem de İzmir Barosu bu açıklamalarla ne kadar "dayatmacı, baskıcı ve faşist" bir zihniyetin güdümünde olduklarını ortaya koymuşlardır. 


KULULU OLSA NE OLMASA NE?

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın bir türlü açığını bulamayanlar bir de "hemşehricilikten yürüyelim" dediler galiba.

İsveç'te koronavirüse yakalanan Emrullah Gülüşken için özel ambulans uçak gönderildi, Ankara'ya getirildi ya "devlet bu şovu niye yaptı?" sorusu bazılarının beynini kemirdi. 

Sonuçta iş döndü dolaştı, "Emrullah Gülüşken Kululuymuş, Fahrettin Koca da Kululu. Demek ki olay 'şov' amaçlı kurgulandı" diye bir söylenti yayıldı. Öyle ki muhalif medya kanallarında da yer aldı bu durum. 

Sonra ortaya çıktı ki Emrullah Gülüşken meğer Batmanlıymış!

Velev ki Kululu olsun! 

Velev ki devlet şov yapsın!

Ki zaten bir devlet başka bir ülkede mahsur kalan tek bir hasta vatandaşını aldırmak için ambulans uçak gönderiyorsa sonuna kadar bunun şovunu yapmak da hakkıdır bence. 

Yapılan hizmetlerin ne için yapıldığını, öncesini sonrasını merak etmek, araştırmak "sorgulayan bir birey/medya/toplum" açısından iyi tabi ama bunun her hizmetin altından bir bit yeniği çıkacak diye güdümlenmeye dönmesi yorucu, sinir bozucu ve sağlıklı değil.

Yapmayın bunu kendinize.

Kabul edin, evet bazen iyi şeyler oluyor ve sizin ülkenizde oluyor. Bunun birazcık da olsa gururunu yaşamak kimseyi öldürmez. 

twitter.com/Htckubra 

Facebook Hatice Kübra 

Instagram Hatice Kübra


 

Yorumlar