YAZARLAR

Ahmet Hakan bu işe ne diyecek? 

Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Hakan durumdan çoktan haberdar olmuştur diye düşünüyorum. Ve Hürriyet'in okur güvenini yerle bir eden, gazetecilik ilkeleriyle bağdaşmayan bu durum için mutlaka bir açıklaması olacaktır. 

Gazetelerin "haber reklam" dediğimiz advertorial reklam çalışmaları sık rastladığımız bir reklam türü. Ürün, haber metni ya da röportaj içerisine yedirildiği için okurda aleni bir reklam algısı oluşturmaz fakat gazetecilik ilkeleri ve etiği gereği okura bunun bilgisi verilir.

Bu tür haberlerin bir yerinde mutlaka "advertorial" ya da "bu bir reklamdır/ilandır" ibaresi olur.

Olmazsa ne olur? Gizli reklam yapılmış, okur kandırılmış olur. 

Harala gürele "korona" konuşurken, nereden çıktı şimdi bu reklam işleri diyeceksiniz. 

Efendim, medyamız dönem dönem bu gizli reklam haberleriyle gündeme gelir. Bu konuyla ilgili sicili en kabarık gazete de Hürriyet olmuştur. Gazetenin uzunca bir dönem ombudsmanlığını yapan Faruk Bildirici, gizli reklam kokusu aldığında hiç affetmez, köşesinden yapıştırırdı. 

Faruk Bildirici gitti de Hürriyet'in kafası rahat etti!

Bayadır böyle haberlerle gündem olmuyordu. Ta ki düne kadar...

Bu kez de Can Yayınlarının sahibi Can Öz yaktı Hürriyet'in başını. 

Reel Sektör diye bir ajans sen kalk Can Öz'e Hürriyet'te yayınlanacak bir haberle ilgili mail at.

Özetle şöyle diyor mail'de; 
"Hürriyet ana gazetede 30 Nisan Perşembe günü ekonomi sayfaları sonrası yer alan Türkiye baskısı sayfalarda 'Türkiye'nin En İyi İşverenleri' incelemesi yayımlanacaktır. Firmaların görünürlükleri, kendi satın alacakları alanlardaki kullanacakları özel haber-röportajlarıyla ve/veya ilanlarıyla söz konusu olabilecektir." 

Devamında da firmanın haberinin o sayfada yer alması için fiyat tarifesi verilmiş.

Buraya kadar bir reklam teklifi gibi geliyor insana değil mi? Ama öyle değil. Baya bildiğiniz "reklamınızı yapalım ama bunu hiç çaktırmayım" demişler.  Çünkü Can Öz'ün paylaştığı mail'de şöyle bir ifade yer alıyor: (Advertorial çalışmanızın her hangi bir yerinde 'bu bir ilandır' veya 'advertorial gibi bir ibare BULUNMAYACAKTIR.)

İşte burası olayın koptuğu yer. 

Hürriyet gazetesi reklam anlaşması yaptığı firmalara böyle bir taahhüt mü verdi yoksa ajansın işgüzarlığı mı acaba?

Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Hakan durumdan çoktan haberdar olmuştur diye düşünüyorum.

Ve Hürriyet'in okur güvenini yerle bir eden, gazetecilik ilkeleriyle bağdaşmayan bu durum için mutlaka bir açıklaması olacaktır. 

Yani herhalde....

GİZLİ REKLAM VE HÜRRİYET DEYİNCE AKLIMDA KALANLAR...

Onur Baştürk'ün bir otomobil firmasının gizli reklamını yapması,
Ayşe Arman'ın instagram sayfasına gazetedeki köşesine kullanarak reklam alması ve asıl gazete röportajlarını kullanarak gizli reklam yapması.

Faruk Bildirici bunları ara ara yazdı...

Ama asıl bombayı patlatan 2018'de rakip gazetenin yazarları olmuştu. Sevilay Yılman'ın sonrasında Vahap Munyar'dan duyduğunu da söylediği o "para karşılığı" yapılan reklamların okura nasıl da röportaj diye yutturulduğunu ifşa etmesi.

Topa Fatih Altaylı da girmişti ve "‘Ayşe Arman röportajlarını para karşılığı yapıyor.’ Doğru ve bu bir sır değil. Ancak Ayşe Arman’a haksızlık yapmayalım. Bu durumu gazetesi de biliyor ve gazetesi de bu işten para kazanıyor" deyince mevzu iyice büyümüştü.

Doğrudan suçlanan gazetenin kendisi olmuş ve Hürriyet de Ayşe Arman da bir açıklama yapmak zorunda kalmıştı. Gazete açıklamasındaki o dolambaçlı metinle bunu üstü kapalı da olsa kabul etmiş, Ayşe Arman da "yaptıklarımdan gazetemin haberi var" diyerek bir nevi doğrulamıştı meseleyi. 

Hey gidi Hürriyet hey...

Hazır aklıma gelmişken bunları da yazmadan geçemedim...


4 GÜNLÜK SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI

23 Nisan'da sokağa çıkma yasağı geçen hafta gündeme geldiğinde yetkili mercilerimiz "yok" demişti. 

Fakat dün kabine toplantısı öncesi, birden her yerde "4 günlük yasak mı geliyor?" haberlerini görünce, "yaklaşıyor yaklaşmakta olan" dedim. 

Nitekim de oldu. 23 Nisan dahil 4 günlük sokağa çıkma yasağı ilan edildi. 

Ona bir de yasak demiyorlar da "sınırlama" diyorlar ya bayılıyorum :)

Hafta sonu yasağıyla birleşen bu 4 günlük "sınırlama" bence iyi oldu. 

Beni tek düşündüren Ramazan'ın 24 Nisan Cuma günü yani sokağa çıkma yasağı varken başlaması. Şimdi yasak başlamadan insanlar Ramazan'a hazırlık diye yine marketleri doldurup, izdiham yaşatmazlar inşallah.

BU 23 NİSAN NASIL GEÇECEK?

İtiraf edeyim çocukluğum hariç hiçbir milli ve dini bayramda camları, balkonları bayraklarla süslemedim. 

Gerek duymadım çünkü. 

Ve yine itiraf edeyim ilk kez bu 23 Nisan'da bir sürü bayrak alıp camları, balkonları süsleyeceğim. Kutlayabildiğim en coşkulu şekilde çocuklarla kutlayacağım 23 Nisan'ı.

Yaşadığımız mahrumiyet duygusu beni buna itiyor.

Meğer özgürce kutlayabiliyorken insan anlamıyormuş bunun önemini. Okullardan gelen çocuk sesleri, şiirler, marşlar, sokakları dolduran kırmızı beyaz kıyafetli çocuklar. 

Hiç aklıma gelmezdi bunları özleyeceğim...

Bütün bu hisler içinde şunu düşünmeden edemedim; Bir virüs işgalinin yaşattığı bu mahrumiyet duygusu böyle hisleri canlandırıyorsa eğer, kimbilir düşman işgali neler yaşatır insana.

Allah bu ülkeye de bu millete bir daha düşman işgali yaşatmasın...


23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınız şimdiden kutlu olsun....

twitter.com/Htckubra 

Facebook Hatice Kübra 

Instagram Hatice Kübra

Yorumlar