Pokemon oyunundaymışız gibi

Pokemon oyunundaymışız gibi

Son yılların en abzürt ama bir o kadar da gerçek oyunuydu Pokemon avlamak.

Yeni simulakr* düzenin özeti gibiydi. Gerçekle, sanal olanın birbirine geçtiği bir düzen.

Yani. Artırılmış gerçeklik, azaltılmış insanlık demek oluyordu.

Elinde telefonla, kaldırım taşına odaklanmış insanlar fazlasıyla dangalakça görünse de.

Bir haftada, 10 milyon kişi Pokemon avcısı olmuştu. Durum bilimsel olarak kesinlikle açıklanasıydı.

İnsanları pornodan bile daha çok çeken bu oyunun hangi özelliğiydi?

Araştırma yapmadım (yapmak şart) ama zannımca, bu oyunun cazibesi insanı mağara dönemine, ilkel dürtülerine geri götürmesidir.

İlkel duygulara geri dönüş. Avcı toplayıcı (üretmeyen) mağara insanının ruhu ele geçirmesi.

Yani. Yakalamaya hevesli.

Üstüne bir de bugünün olanaklarıyla konfor gelince.

Yani rahatına düşkün. Avcı olacak ama, keyfini de bozmayacak.

İşte tam bu oyunun rağbet gördüğü dönemde. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, ülkemiz tarihinin en önemli, en hassas soruşturmalarından biri için "at izi, it izine karıştı" demesi çok anlamlıdır.

At izinin it izine karışması simulakr düzenin ta kendisi işte.

Asılsız ihbarlarla, suçsuz insanların mağdur edilmesiyle yaşamsal bir soruşturmanın Pokemon Go'laştırılmasından rahatlıkla söz edilebilir.

Olup bitene bir de buradan bakmalı, bayramın keyfini de atlamadan elbette. Düşünsenize sağlıkla yaşayacağınız kaç bayramınız kalmış olabilir?

İlgilisine not: Simulakr için Baudrillard'ın eserlerine bakılabilir.  En genel haliyle "Gerçekmiş gibi algılanan görüntü" olarak özetlenebilir.

BAYRAM MEDYANIN NEYİNE...

Bir zamanlar, bayramlarda ekranlar bir o yana bir bu yana göbek atanlarla doluydu.

Şimdi yok.

Bir yandan tadımız olmadığından, bir yandan muhafazakâr eğilimlerden, bir yandan da bir o yana bir bu yana göbek atma işini medyanın kendisinin bilfiil yapıyor olmasından.

Meral Akşener, MHP delegesinin önemli çoğunluğunun desteğini aldığı sırada.

Kapısında nöbet tutan gazeteciler, "bir de bize çık" diye dil döken televizyoncu kuyruğu vardı.

Kadın az gülümseyince haber, kocasına fırça çekince manşet, parmak sallayınca "flaş flaş" oluyordu.

Devlet Bahçeli ve ekibi, Akşener'i MHP'den ihraç edince. Aynı medya bu haberi savuşturuverdi.

"Demek ki Akşener FETÖ'denmiş" tırsıklığıyla konuya girmediler.

Kişisel fikrim, Meral Akşener'in FETÖ'yle işi olmaz.

Kurt puslu havayı sever misali, Bahçeli ensesindeki Akşener'den kurtulmak için ortamı fırsata çeviriverdi.

Yahu arkadaş, FETÖ'de Akşener'in kasedi var diyen Gülen'e yakın bir itirafçı yok muydu?

Bir insan hem FETÖ'cü hem de FETÖ tarafından şantaja nasıl uğrar sorusunu soran çıkmadı!

Akşener'e destek veren yazarların (FETÖ'yü açık eden ilk kitabı yazan dahil) bir furyada gözaltına alınması, Akşener'e kurulan kumpasın kanıtı olamaz mı?

Hani haksızlık karşısında susan şeytandır diyordunuz?

Diyeceğim o ki, burası Türkiye. Bu soruları Akşener'in ihracıyla dile getirmeyen medyanın, yarın yeniden kapısına dizilmeyeceğini kim söyleyebilir?

DİKKATE ALSAN BİR TÜRLÜ, ALMASAN BİR TÜRLÜ
 

Yeni Şafak'ta Yusuf Kaplan, "Gülenizm, Kemalizm'in çocuğudur" demiş.

Gülenizmin neyin çocuğu olduğunu herkes biliyor. Yok, hemen aklınıza küfür cümlesi gelmesin.

Çoğunluk bu FETÖ'nün, "üst aklın" (ne demekse) çocuğu olduğunda hemfikir.

Kemalistler için, Mustafa Kemal'in aklı dışında üst akıl yoktur.

ÖFKENİ DE AL GİT BE ADAM
 

Nobelli yazar, Altan kardeşlerin tutuklanmasına çok üzülmüş.

Altan'lar örneğindeki gibi, "Hükümeti biraz eleştirenler hukuktan çok kin ve sindirme duygularıyla hapse tıkılıyor"muş. Çok öfkeli ve üzgünmüş.

Az Fransız biri bile Altan kardeşler, Taraf gazetesi, hukuksuzluk, kumpas konusunda Orhan Pamuk'tan daha çok şey bilir.

Demezler mi adama, Ergenekon, Balyoz süreçlerinde hukuksuzluk ayyuka çıkmış, suçsuz insanlar Silivri'yi doldurmuşken neden öfkelenmiyordun kardeş?

Demezler mi adama, ülkesinde olup bitenlere bu kadar yabancı bir yazar nasıl olur?

Demezler mi adama "Öfkeni de al git be adam, la git!"
 

NİHAL OLÇOK'A SABIR
 

Sevgili dostum Erol Olçok'un ölümüne ben bile henüz alışamamışken.

Her yüksek ses düşünmek istediğimde Erol'u aramaya elim telefona uzanırken...

Numarasını silmeyi aklımdan bile geçiremiyorken...

Hürriyet'ten Fatma Aksu'ya konuşan, Erol'un eşi Nihal hanım hem kocasının hem oğlunun yokluğuna nasıl dayanabilir ki...

Sadece sabır diliyorum.

BAYRAM KUTLAMASINDA SON NOKTA
 

E-postayla bayram kutlamalarına yanıt vermem.

Telefonumdaki bayram mesajını okumadan silerim. Üstüne bir de gönderene gıcık olurum. Mesaj ters teper yani.

Şimdi bir de şöylesi çıkmış.

Bir holding başkanının asistanından gelen e-postayı açıyorsun. Asistanın "saygılarımla" ifadesinden başka bir şey görmüyorsun.

Dikkat edince eki olduğunu görüyorsun. Eke tıklayınca da holding başkanının bayram mesajını görüyorsun.

Sonra da, o başkana "sen kendini haşmetmeab mı sanıyorsun" diye höykürüyorsun.

GEÇEN HAFTA GÜLDÜĞÜM İKİ ŞEY
 

Birincisi, NTV'nin Dış Haberler Koordinatörü Selim Atalay'ın kanaldan gönderilince "Darbecilerin basmaya tenezzül bile etmediği bir kanaldan ayrıldım." demesi.

Aşağılamanın bu türlüsüne çok güldüm.

İkincisi, Fenerbahçe'ye Hello Kitty sponsorluğundan sonra, başta Hürriyet olmak üzere Fenerbahçe medyasının Hello Kitty'nin nimetlerini sıralamak için içine girdikleri telaşa fena güldüm.

DEYİN BAKALIM AYIP KİMİN?
 

Aldığı kurbanlık koyun ve keçiyi plaja götürerek denize sokan adamın soytarılığında mı ayıp var?

Yoksa o soytarılıkta haber değeri gören magazincilerde mi?

AKLIMDA KALAN

Mehmet Ali Çelebi'nin tweet'i: Teğmen Çelebi'yi "kumpaslar süreci"nde telefonuna sehven numaralar yüklendiği için 16,5 yıl cezaya çarptırılmasından hatırlarsınız. Pırıl pırıl bir genç subay. İşte o, şöyle bir tweet atmış: "Ahmet Altan ve türevleri gazeteci değildir. Taraf gazete değil kumpas merkeziydi. Herkes kavramları işine geldiği gibi yorumlayamaz!" Gazeteciyim diye geçinip, Ahmet Altan'gilleri "tutuklu gazeteci" sınıfına sokup, gerçekten tutuklu gazetecileri aşağılayan bilimum eblehlere, süper bir ders vermiş Çelebi.