YAZARLAR

Başka türlüsü de mümkün

Cumhurbaşkanı Erdoğan “AB bizim olmazsa olmazımız değil” demiş, ki aynen katılıyorum.

Nuran Yıldız
Nuran Yıldıznuran@nuranyildiz.com

Tam üzerine, Sabah’ta bir köşe yazısı başlığına rastladım. İçeriğine bakmadan başlıktaki düşünceye katıldım: “Türkiye yoksa çözüm de yok.”

Evet, Türkiye bölgesi için büyük güç. Pek çok sorunun çözüm anahtarı. Pek çok farklı denklemin “bağımsız değişken”i.

Değiştirebilir güç.

İhtiyacımız olan şey, Türkiye’nin iletişim stratejisini baştan sona yeniden gözden geçirmesi.

Ülke içerisindeki ve uluslararası iklimi “şahin”den “güvercin”e çevirici politikalar geliştirmesi.

Türkiye kuruluş genetiği olarak “barış dili” konuşmaya, “savaş dili”ne göre daha yatkındır.

Son seçimde aday olmayı başaramasa da, İran’ın eski cumhurbaşkanlarından Ahmedinejad’ın “Artık bu bölgede farklılıkların değil, benzerliklerin konuşulması gereken zaman gelmiştir” ifadesi her açıdan çok anlamlıdır.

Türkiye, içeride ve dışarıda yeni bir dil, yeni bir olumlu yaklaşım belirlediği takdirde, gerçek güç olabilir.

Yeter ki mevcut gergin özgüven, bu yöne çevrilsin.

Türkiye tarihinden, insan kaynağına kadar bunu yapabilecek tek ülkedir.

Yeter ki, başka türlüsünün de mümkün olduğu daha sık konuşulsun.

BİR YERDEN HATIRLIYORUZ

FETÖ’cü darbeciler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yerini onun dibine kadar soktukları görevlilerden, dinleme cihazlarından değil de Sözcü’nün web sayfasından öğrenmişler!

Sözcü gazetesindeki tutuklamaların gerekçesine bakınca, insan Ergenekon, Balyoz vesair davaları düşünmeden edemiyor.

O zamanda da tutuklananlar, tutuklu yakınları, onlara destek verenler, (benim gibi) tutuklanmakla tehdit edilenler hep bir ağızdan “böyle saçma kanıt olur mu” diye bağırıyordu.

O zaman da hukuken “hayatın doğal akışına aykırılık” ilkesi hatırlatılıyordu.

O zaman da kimse duymuyordu.

DÖNEM O DÖNEM DEĞİL…

Cumhurbaşkanı Erdoğan statların isimlerine itiraz edince.

Durumdan vazife çıkarıcı, kendi başına düzgün bir iş yapamayıcı TFF, hemen gereğini yapmaya karar vermiş.

Halbuki. Zaman artık, “o ismi silin bu ismi verin” zamanı değil. “Taraftarları oylayarak karar versin” dönemi.

HÜRRİYET’İN OKUR TEMSİLCİSİ NE DÜŞÜNÜYOR?

Faruk Bildirici gerçek bir okur temsilcisi. “Öyleymiş gibi” yapmayanlardan.

Neyin eleştirilmesi gerekiyorsa onu eleştiriyor. Bunu da çoğunlukla gelen eleştirileri takip ederek yapıyor.

Büyük olasılık, “çikolata kokan masal kitapları” konusunda kimse ona şikâyette bulunmadı.

Bizde okur böyledir. Kayda değmez konuları köpürtürler, büyük meseleleri görmezden gelirler.

Oysa, “masal kitabı” gibi masum bir nesneyi “çikolata kokan” bir tüketim nesnesine çevirmek ve bir de bunu kuponla dağıtacak kadar kendini kaybetmiş olmak büyük meseledir.

Okur uyanmaz, pediatrist uyanmaz, kuponcu uyanmaz.

Sevgili Faruk, bu bir açık şikâyet mektubudur.

GÖREMEDEN ÖLDÜ

Stratejist Brzezinski 89 yaşında öldü.

Kimdi Brzezinski?

Soğuk savaş döneminin stratejistlerinden biriydi.

Akıllı, çok akıllı insanlardan biriydi.

Bütün can sıkıntısı, “ABD’nin dünyanın değişimine ayak uyduramaması” olan biriydi.

Tüm hayali, “kendine güvenen ABD” günlerine geri dönebilmekti. Göremeden gitti.

Kendi ülkesinin çıkarlarını önceleyen, başka ülkelerin çıkarlarının sözcülüğünü yapmayan insanları severim.

Brzezinski’yi de severdim…

SONUNA KADAR DESTEKLEDİĞİM CEZALAR

Yalova’da yere çekirdek kabuğu atanlara 203 TL ceza verilmiş, ne güzel olmuş.

Sokağa tükürenlere de aynı ceza verilmeli.

Burnunu sokağa sümkürenlere de aynı ceza verilmeli.

Yaya geçidine adımını atan bir yaya varken, o geçidi ihlal eden sürücülere de aynı ceza verilmeli.

Haksız mıyım?

MERAKTAYIM

M.S. 1.yüzyıla ait Roma tapınağı yakınında bulunan mezarlar, Arkeoloji Müzesi’nde koruma altına alınmış.

Acaba ne kadar yıl sonra, bizim mezarlarımız da gömüldüğümüz yerlerden çıkarılıp koruma altına alınacak? Acayip meraktayım.

NASIL ATLADIM!

Cappadox gibi heyecan verici bir fikirle geliştirilen festivali atladım.

Hadi onu atladım, oraya Emma Shapplin gibi bir devin gelişini nasıl atladım?

O harika ses, “Spente le stelle” şarkısıyla peri bacalarını çınlatmışsa ve ben duymamışsam ne işe yarar bu kulaklar?

Peki, medyamızın bu dev sese, adını bile yanlış yazacak kadar yabancı takılmasına de diyelim?

ALİŞAN’INKİ O HİKÂYE

Bir kasabada çok güzel bir kız yaşarmış. Hiç kimseyi beğenmezmiş ve kimsenin evlilik teklifini kabul etmezmiş.

Kendisini çok seven bir gencin de teklifini kabul etmemiş. Genç adam çok üzülmüş ve kasabayı terk etmiş.

Yıllar sonra delikanlı kasabaya dönmüş. Kızı sormuş. Güzel bahçe içinde bir evi göstermişler, “orada oturuyor” demişler.

Delikanlı kızın nasıl biriyle evlendiğini merak etmiş. Bir köşede beklerken kızı, yaşlıca, pek de yakışıklı olmayan, zengin de sayılmayan bir adamı yolcu ederken görmüş.

Kapıyı çalmış, kıza kendini tanıtmış ve “neden o adamla evlendiğini” sormuş.

Kız, “bir koşulla söylerim” demiş, delikanlıyı evin arkasındaki gül bahçesine götürmüş.

“Bu bahçenin en güzel gülünü bana getirirsen sana neden bu adamla evlendiğimi söyleyeceğim. Ama asla geri yürümek yok, arkana bakmak yok” demiş.

Delikanlı memnuniyetle girmiş bahçeye. Çok güzel sarı bir gül görmüş, tam elini güle uzatmışken, az ötede pembe bir gonca görmüş. Ona uzanırken gözüne kadife kırmızı bir gül ilişmiş.

Derken. Bir de bakmış ki bahçenin sonuna gelmiş. Söz verdiği için geri de dönememiş. Mecburen önünde kalan sıradan bir gülü kıza götürmüş.

Kız gülü görünce gülümseyerek delikanlıya “bilmem aldın mı cevabını?” demiş.

Alişan’ınki de o hesap. Cumhurbaşkanına verdiği evlenme süresi doluyor diye o kadar zaman bekledikten sonra, bula bula Esra Erol’un kardeşini bulmuş!

AKLIMDA KALAN

Galatasaray’ın yeni forması: Galatasaray, sezonu kapatırken “parçalı” formasını tanıttı. GS formalarıyla ilgili yorum yapmayı, mor formada bırakmıştım. “Mor gay rengidir” diye yazınca, “homofobik” olduğumu düşünenlere, asistanım “hiç de değildir, kankası gay bir kere” demek zorunda kalmıştı. O günden bu yana, forma konusuna girmemeye çalışsam da, yeni parçalı forma pek bir sinirime dokundu. Bir kere, zaten parça parça olan bir takım ve bir dünya düzeni içerisinde felsefi olarak “biz” önemliyken, “parçalamak” da neyin nesi? Üstelik formayı sanki Nike yapıp da hediye etmiş gibi logosu öne çıkmış, GS logosu yok olmuş.

Yorumlar