GÜNDEM

Ahmet Kekeç Can Dündar'a saydırdı, muhalefete seslendi: Namuslu bir muhalif aranıyor

Berlin'de bir araya gelen muhalif birçok ismin gündemi "Mutabakata dayalı katılımcı sivil bir anayasa nasıl oluşturulur?” sorusuydu. İsimler arasında en dikkat çeken isim ise Can Dündar oldu. Ahmet Kekeç de "Namuslu bir muhalif yok mu?" çağrısında bulunarak Can Dündar'a saydırdı.

Ahmet Kekeç Can Dündar'a saydırdı, muhalefete seslendi: Namuslu bir muhalif aranıyor

Ahmet Kkeç, Star'daki köşesinden Can Dündar'a açtı ağzını yumdu gözünü. Sadece Dündar'a değil, onunla aynı toplantıya katılan birçok isme verdi veriştirdi. 

"Namuslu bir muhalif aranıyor" diyen Kekeç, toplantıda Can Dündar'ın yüzüne "Neden yalan söylüyorsun?" sorusunu soramayan katılımcılara sert sözler söyledi. 

İşte Kekeç'in yazısı:

"Berlin’de toplanmışlar... Konu, “Mutabakata dayalı katılımcı sivil bir anayasa nasıl oluşturulur?”

Önce toplananlardan bahsedelim. 

Baş rollerde Cengiz Çandar... Hani, “elde kala kala TSK kaldı” diyerek darbe siparişinde bulunan liberal. 

Ki, kendisi “Wolfovitz’in arkadaşı” olmakla övünmektedir. 

Diğer katılımcılar da şunlar: 

Ragıp Duran, Barbaros Şansal, Ahmet Nesin, Ferhat Tunç, Mustafa Altıoklar, Hayko Bağdat, Prof. Ahmet İnsel, Prof. Eser Karakaş, Turgut Öker, CHP milletvekili Ali Şeker, HDP milletvekili Mithat Sancar... 

Bitti mi? Hayır... 

İlaveten Can Dündar... 

Hadi yukarıda isimlerini sıraladığım kişiler, iyi kötü bir varlığa işaret ediyor... Kimi, kendi alanında saygın otorite bile sayılabilir... 

İyi de, Can Dündar nedir? 

İyi kötü bir “varlığa” (yahut bir “değer”e) işaret eden aydınlar bu durumu garipsemediler mi, “ahlaken tefessüh etmiş Can Dündar da nereden çıktı?” diye sormadılar mı? Ya da niçin sormuyorlar? 

Bundan bir süre önce, “Namuslu bir Gezi’ci aranıyor?” diye bir çağrıda bulunmuştum. Namuslu bir Gezi’ci çıkmadı. 

Bu çağrımı, “Namuslu bir muhalif aranıyor?” diye tekrar etmek istiyorum (yukarıda sıraladığım isimlerin tümü bu çağrıdan mesuldür): 

Gezi Parkı provokatörü Can Dündar şu an “Batılı istihbarat örgütlerinin kılavuzluğunda” Avrupa başkentlerinde dolaştırılıyor.  

Ülkesini kötülemesi karşılığında verilmiş “barınma” imkânını kullandığı için (bir diğer ifadeyle Amerikan bayrağını yorgan yapıp uyuduğu için), ele geçirilmesi zor görünüyor...  

Fakat ortada Türk entelijansiyasını da yakından ilgilendiren bir durum var.  

Bunu konuşmak zorundayız.  

MİT TIR’ları kumpasının velut gazetecisi Can Dündar, sorgusu sırasında, savcının “Bu silahların DEAŞ örgütüne gönderildiğine dair elinizde bilgi var mı?” sorusuna, “Hayır, elimde bir bilgi yok” diye cevap vermişti.  

Bir diğer ifadeyle, kendisinden beklenmeyen bir dürüstlük sergilemişti.  

Dürüstlük, Edirne sınırını geçinceye kadarmış.  

Şimdi “dolaştırıldığı” başkentlerde, “Evet, o silahlar DEAŞ örgütüne gidiyordu” diye açıklamalar yapıyor.  

Daha doğrusu, şerefsizce yalan söylüyor.  

Bir tek muhalif aydın da çıkıp, “Tamam, maksadın gazetecilik yapmaktı... Tamam, o belgeleri yayınlamakla çok iyi ettin.  Tamam, cesur bir gazetecisin... Tamam, cesaretinin bedelini ülkenden uzak kalmakla ödüyorsun... Tamam, dibine kadar mağdursun... İyi de birader, neden yalan söylüyorsun?” diye sormuyor.  

Can Dündar’ın “yalancılığı”, muhalif aydınlar için ciddi bir sınavdır. 

Yazının devamı için tıklayın...

Yorumlar