Taksiciden utanın yaa!

Sokaklar tv ekranlarından, gazete sayfalarından daha büyüktür. Ancak CHP'liler bunun farkında değiller...

Nuran Yıldız nuran@nuranyildiz.com

Salı akşam. Ders çıkışı. Taksiye binip gideceğim yeri söyler söylemez şoföre sordum: “Ne oldu istismarla ilgili yasa, haberin var mı?”

Üst üste altı saat ders olunca günden kopuyor insan.

Meğer bizim şoför, biri sorsa da konuşsam moduna almış kendini.

“Yasayı çektiler abla” dedi. İçim rahatladı.

Arkasından da söylendi, “Başka işleri güçleri yok mu bunların?”

Ses etmedim, zaten altı saat konuşmuşum, devam etti: “Bence kesin içerdeki Ensar’cıları çıkarma işi bu.”

Hadi yaa! Taksicinin aklına gelen benim aklıma gelmemişti.

O sırada TBMM’nin oradaki polis kontrol noktasının yarattığı trafiğe saplanmıştık.

“Dikkat ettin mi abla” dedi bizim şoför, “Bu trafik kontrol noktalarında hiç lüks araçları çevirmiyorlar. Terörist bombayı ucuz araca koyacak diye bir kural yok ki. Adam çaldığı araçla patlatıyor. Lüks araç çalmayacağı ne malum? Lüksleri durduramazlar tabii, içinden kimin çıkacağı belli mi olur? Boşu boşuna trafiğin içine ediyorlar.”

Açıkçası bu konuda zaman zaman ben de düşünmüyor değildim.

İçi dolmuş adam söylenmeye devam etti, “Kusura bakma abla da, ben bu Başbakanı ve Cumhurbaşkanını hiç anlamıyorum!”

“Hayırdır” dedim, “taksi duraklarını seviyor ikisi de.”

“Öyle de, durup durup muhalefete vuruyorlar. Böyle muhalefete vurulur mu, alınlarından öpmeleri gerekiyor.”

“Niye ki?” dedim.

İçini döktü: “Baksana iktidarın her zor anında MHP destek atıyor. CHP dersen kendine hayrı yok.”

O anda kendimi tutamayıp “İki CHP’li yan yana gelince ne yapar? Üçüncü CHP’linin dedikodusunu” deyiveriyorum.

Zaten Halk Tv ve Hakan Aygün krizine ifrit olmuşum.

Sanırsınız Halk Tv izlenme rekorları kıran bir kanal. Kendilerinin pişirip kendilerinin yedikleri bir tv kanalında yaşananlar, bir fincan içinde koparılan fırtınaya benziyor.

Hiçbir şey yapmasalar, hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey karşılığında CHP’nin aldığı oy belli.

Milletvekilleri üzerine bir tek oy koymadıkları gibi, siyaset anlayışları da Halk Tv’ye çıkma yarışından öteye geçemiyor. Ne zavallı hâl.

 Kim çıktı, kim çıkmadı? Kim kimi kolluyor? Vs.

 Sol siyaset, sosyal demokrat siyaset medyaya endekslenemez. Zerre haberleri yok.

Sokaklar tv ekranlarından, gazete sayfalarından daha büyüktür. Farkında bile değiller.

Ortada pasta yok, pasta yeme telaşına düşülmüş bir hasta durum.

Bu çarpıklık yetmiyor gibi, yıllardır aynı eleştiriden, rakı meze eşliğinde vatan kurtarma eleştirisinden, bir gıdım öteye geçememiş bir genel başkan eşlik ediyor acıklı hale.

İnsan, CHP tabanından değilse bile taksicilerden utanır yaa…

 SİZE BİR ŞEY DİYEYİM Mİ?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, istismarla ilgili yasanın geri çekilmesini sağlamakla kalmayacak.

Tam MHP’yi terkisine alıp başkanlık yolunda at koştururken, istismar yasasını atın ayağına fırlatıp tökezletenleri (milletvekili ve gaz veren medya dahil) bir kenara ayıracak.

Diriliş dizisinin gördüğü ilgi, at örneğini cazip kılıyor.

ÖĞRENEMİYORUZ!

Birkaç yıl önceydi. Erdoğan’a danışmanlık yapan bir grubun davetlisi olarak toplantılarına katılmıştım.

Onlar iletişime dair soracaklar, ben de yanıt verecektim.

Söze, “Her şeyin başı özeleştiridir. Kişisel ve kurumsal düzeyde özeleştiri yapmazsanız ilerleyemezsiniz” diyerek başladım. 

Grubun en önemli kişisi ve Erdoğan’a en yakın olanı ilk sözü alıp, “Öyleyse ben özeleştiriyle başlayayım. 2002’den bu yana dört hatamız olmuşsa biri zina yasa tasarısı, diğeri ‘Aksaray’ ifadesidir” demişti.

2004 yılındaki TCK’dan zinanın suç olmaktan çıkarılması teklifi sırasında ortalığın epeyce karışmış olmasından söz ediyordu. 

Halkın, özellikle kadınların tepkileri karşısında Hükümet geri adım atmış ve CHP ile anlaşmaya varmak zorunda kalınmıştı.

Bugün yine benzer bir tablo yaşanıyor.

Ülke olarak deneyimlerden ders çıkarmayı bir türlü beceremiyoruz.

OLMADI HOCAM

Prof. Dr. Adem Sözüer, saygın, vicdanlı bir hukukçudur. Kendisini tanır ve severim.

Geçen akşam beni hayli şaşırttı. 

Konuk olduğu programda, “13, 14 yaşındaki, 15 yaş altı çocuklar davul zurna ile evlendiriliyor. Tarafların rızaları var, bunda bir sorun, suç yok. Cezalandırılmamaları gerekir” dedi!

Pardon hocam. 15 yaş altı çocukların rızası ne demek?

Öyle bir durum mazur görülebilir mi? 

Bu çocukların anne ve babaları suç işlemiş olduklarından ceza almaları gerekmez mi?

Suça mazeret bulmak, adaletin ölümüdür.

BAŞROLDE YİNE GÜLBEN

Derste bu haftanın iletişimsel özetini geçerken şöyle bir cümle kurdum:

“Çok aşık oluyor. Evleniyor. Çok mutlu oluyor, gözümüze sokuyor. Çok ama aşıkken. Boşanıyor. Sonra yine çok aşık oluyor. Evleniyor. Çok mutlu oluyor. Boşanıyor. Hep çok mutlu oluyor, hep boşanıyor.”

İsim vermeden daha devam edecektim ki, başta Senem olmak üzere öğrencilerin hepsi aynı ismi söyleyiverdi: “Gülben Ergeeen!”

Sahi ben ne zaman yazmıştım şu “Bu kadın herkesi sersem mi sanıyor” yazısını?

AKLIMDA KALAN

Madam Tussauds Müzesi’nin düşüşü: Neredeyse ömrü 200 yıla yaklaşmış merkezi Londra’da bulunan Madam Tussauds balmumu heykel müzesinin İstanbul şubesindeki isimlere baktım. Beren Saat, Kıvanç Tatlıtuğ, Kerem Bursin gibi popüler isimler. Tamam Madam Tussauds da popüler figürler üzerinden ticaret yapıyor biliyoruz da, bizim ülkedeki heykeli yapılan bu arkadaşlar daha üç günlük şöhretler. Bugün varlar yarın kimse tanımayacak. O zaman ne olacak? Popülizm zaten ayağa düşme işidir. Gerçeğin imitasyonla içinin boşaltılması çağında, imitasyonun da çöpe dönüşmesine tanık olma çağına zıpladık. Bize de yazık.