Konuşuyor ama yanıt vermiyor...

Konuşuyor ama yanıt vermiyor...

Nuran Yıldız nuran@nuranyildiz.com

Ekrem Dumanlı bu süreçte hep konuştu. Konuşuyor. Konuşacak.

Çok şey söylüyor görünse de. Ben. Kafamdaki soruların yanıtlarını bulamıyorum.

Mesela:

Düşünün. Bir gazetenin yayın yönetmenisiniz.

Bulunduğunuz tüm pozisyonlar. Sağladığınız tüm etki alanı. Konuşulur olmanız. Dikkate alınmanız. Hepsi ama hepsi konumunuza dair.

Ve bir gün. Suçlamalar arasında. Size diyorlar ki: "Gülen istiyor, siz yazıyorsunuz."

"Siz bir hiçmişsiniz" demeye getiriyorlar. Kuklaymışsınız algısı yayılıyor.

Bu durum mu daha ağır, terörist suçlaması mı? Dumanlı yanıt vermiyor.

Mesela:

Cumhurbaşkanı "Bunların yaptığı gazetecilik değil" derken. Yakın geçmişte. Sabaha karşı gazeteciler evlerinden alınırken. Aynı cümleyi Dumanlı'nın da kullandığı hatırlanırsa...

Erdoğan'la aynı cümlede buluşmak nasıl oluyor da oluyor? Dumanlı söylemiyor.

Mesela:

Gözaltı sürecinde. STV dizileri suç unsuru olarak önüne konduğunda yaşadığı isyan, Ergenekon sürecinde dosyalara giren "Nefes" filmini Ekrem Dumanlı'nın aklına getirdi mi? Bilmiyoruz.

O günlerde. "Nefes"e gösterdiği hoyrat tutumu hatırlayıp, yüzü az biraz kızardı mı?

Tamam. Bize yaptıklarının karşılığını aldılar diyecek kadar kindar değilim. Sadece insanca bir merak benimkisi.

Kıssadan hisse bir: Gazeteci, yüz kızarmasını unuttuğu gün gazeteci olmaktan çıkar.

Kıssadan hisse iki: Hayat sizin başınıza gelenlerle başlamaz, başınıza gelenlerin öncesi sırtınızda yüktür. Ya ağır ya da hafif.

HAYRİ İNÖNÜ'NÜN ÖĞRETTİĞİ ŞEYLER

Hayri İnönü, Şişli Belediye Başkanı seçildiği günlerde "Bu kadar naif biri, sert siyasetle baş edemez" hissi yaymıştı.

Mustafa Sarıgül de aynı gerekçeyle, Hayri Beyi "kolay lokma" sanmıştı. Boğazında kaldı.

Hayri Bey;

Bir, yumuşak atın tekmesi pek olurmuş, gösterdi.

İki, vekâlet sistemi siyasette işlemezmiş, örnekledi.

Üç, iktidar denen meret kediyi bile aslana çevirirmiş, kanıtladı.

Dört, kapalı kapılar arkasında dönen dolaplar, kapalı kapılar arkasında kalmazmış, anlattı.

NE YAZDIM, NE OLDU...

Üç hafta önce. Doğan Tv CEO'su İrfan Şahin'in, uzatmaları oynar gibi panik yaptığını, paniğin de hatalara yol açtığını yazmıştım.

Bu hafta Kanal D'de. Programlar direktörü dahil, dört kişinin işinden olduğunu öğrendik.

Medyada böyledir. Üst yönetimlerin hatalarını orta ve alt çalışanlar öderler.

CEO'lar. Günü geldiğinde. Tanrıların önüne yeni kurbanlar atarak kendi koltuklarını korumaya devam ederler.

TRABZON CAMDAN ODADIR, ERSUN YANAL UNUTUYOR

Ersun Yanal Trabzon'a gidince. Fatih Terim-Ersun Yanal karşılaştırması yapmıştım. Spor camiası yazıya fazlasıyla ilgi göstermişti.

İki tarafı da tanıyanlar Terim'e haksızlık yaptığımda, Yanal'ı abarttığımda hemfikirdiler.

10 yıl önce tanıdığım Yanal ile bugünkü Terim'i karşılaştırmıştım oysa. Geçen zamanı yok sayarak.

Bugün gördüğüm ise Trabzon'un Ersun Yanal'a yaramadığı. Yenilgi ve beraberlikleri kast etmiyorum. Şimdi kaybeder, sonra kazanır, konu o değil.

Nedense. Kendisini işine vermiyormuş gibi. Rehavete teslim olmuş sanki.

Sanki. "Nasılsa 9 Trilyonu aldım. Trabzon'da. Gözden uzakta keyfimi sürerim" diyor olabilir.

Eğer öyleyse. Unuttuğu bir şey var: Trabzon camdan bir odadır. Fenerbahçe'de gizli kalan, Trabzon'da kalmaz.

Dahası. Üst üste yenilgi ve beraberliklerde gerekçeyi üç günde bir maç yapmak olarak açıklıyor.

Mazeretlere sığınmayan Ersun hoca gitmiş, sızlanan biri gelmiş. Fener'den ayrılma sürecinde yarattığı karizmayı sahanın orta yerine gömüyor.

AKLIMDA KALAN

"RTÜK'ün şiddet eğilimli uzmanlarını ne yapacağız?" sorusu: RTÜK yine acıklı bir karar almış. Eşlerinin önünde başka kadınlarla dans ediliyor diye Kanal D'ye ceza kesmiş! İnsanın "sana ne kardeşim" diyesi geliyor ama durum daha da vahim. Belli ki RTÜK uzmanları görevlerini sadece "ahlak zabıtalığı" olarak tanımlamışlar. Öyle olmasa. Bir kanala ceza kesmeyi kafalarına koymuşlarsa (!), onca aşırı şiddet içerikli (cinayet, işkence, uyuşturucu vs.) film, dizi dururken dans edenlere kafayı neden taksınlar ki? RTÜK raporlarını yazan uzmanlar ya kendilerini ahlak zabıtası sanıyorlar ya da kendileri doğrudan şiddeti sempatik buluyorlar.