Kadınların oyunu istiyorsan...

Kadınların oyunu istiyorsan...

Nuran Yıldız nuran@nuranyildiz.com

George... Benim George'um. Kadınların çoğunun George'u. Altın Küre Ödül Töreni'nde konuşurken...

Mimiklerini. Konuşmasında verdiği "es"leri. Duruşunu. İzlerken. Anladım ki, evlenmiş bile olsa ona olan aşkım zerre eksilmemiş. Olduğu gibi duruyor.

George evlendiğinde. Beni teselli yarışına giren okurlarımın dediği gibi, evlenmiş de olsa aşk sürüyormuş. Uzaktan uzağa. Değişen bir şey yok.

Son günlerde. George Clooney toplumsal sorunlara daha ilgili görünüyor. Daha çok fikir belirtiyor. Duruma bakılırsa bir yerlere adaymış gibi.

Dedikodular, Başkanlık yarışına gireceği yönünde. Bence o zor iş. Belki de vali olmak istiyordur, Arnold gibi. Hedef küçültmüştür. Hiç bilemem.

Ve. Fakat. Bizimki ilk kez eşi Amal ile kırmızı halıda yürüdü ya. Poz verdi. Yetinmedi, kürsüde bir kez daha "Amal..." diye başlayan aşk dolu cümleler kurdu.

Yanlış bir seçim kampanyası bu.

Eğer kadınların oyunu istiyorsan. Bu kadar çekici bir kadınla evlenmeyecektin. Madem evlendin, her topluluk önüne çıktığında, aşkını ilan ederek kadın seçmenleri kızdırmayacaksın.

Evet, ABD'de, mutlu evlilik görseli oy getiriyor. Kamera önünde eşlerine aşk ilan edip, kapı arkasında iş çeviren çok politikacı vardır.

Ama. Unutma. Sen kadınların hayalini süsleyen bir adamsan, güzel eş, mutlu evliliğin de o kadınların kabul edilebilirlik sınırları içinde kalması gerekir. Az defo iyidir. Abartmayacaksın...

CUMHURBAŞKANI DALGA MI GEÇİYOR?

Karşımda önemli bir profesör oturuyor. Hiç istemediğim halde politik gündem konuşuyoruz.

Cumhurbaşkanının "kampüs yerine külliye denebilir" ifadesi, merdivenlerdeki tarihten fırlamış asker görüntüsü derken. Profesör arkadaşım "Artık karar verdim" diyor, "Cumhurbaşkanı Erdoğan, hepimizle dalgasını geçiyor.."

Haklı olabilir. Muhalefetin haline bakıp, can sıkıntısına düşüyor, biraz eğlenmek istiyor olabilir.

Makine mühendisi profesör bile konuya girince, yazmam gerekti.

Oysa. Kararlıydım. Kostümlü askerler görüntüsünü teğet geçecektim.

Sadece. Tek şeye takılmıştım. Merdivenlerdeki askerlerden sol önde duranın giysisine. Bana, onca resmiyet içinde fazlaca komik gelmişti.

Giysileri ayna gibi parlıyordu! Tarihin hangi döneminde aynalı askerimiz vardı, düşündüm düşündüm hatırlamadım.

Aynaları o kadar sırıtıyordu ki, hemen yanında olanca ciddiyetleriyle duran Erdoğan ve Mahmud Abbas bile geride kalıyordu.

Meğer o aynalı tip, Osmanlı askeriymiş! Fikre o kadar aşık olmuş ki sahneleyenler, gerçekleştirirken de abartmışlar. Metaller ayna parlaklığında çıkmış ortaya. Tüm ciddiyet yok olup gitmiş.

Bu saatten sonra cumhurbaşkanlığı görevlilerinin yapacağı tek şey başta aynalı asker olmak üzere, bu kompozisyonu Erdoğan'dan uzak tutmak olmalı.

GÜZEL ŞEYLER...

Altında imza olmayan raporlarla ismi konuya dahil edilmiş biri olarak devletin "gizli tanık" dosyasını açması kadar güzel ne olabilir? Umarım bu dosyalar sadece son dönem için değil, tüm yakın tarih için açılır.

Çevrenin bir milim toprağının turizmden gelecek paralara feda edilmesine karşı biri olarak, Çevre Bakanı Güllüce'nin "Caretta'ları üç şezlonga değişmem" ifadesinden daha güzel ne olabilir? Umarım bu bakış açısı caretta'larla sınırlı kalmaz.

ATLADIM, ÜZGÜNÜM

Geçen hafta yazmak için not aldığım ama sonra atladığım konular vardı.

Mesela, "çalışan gazeteciler günü" saçmalığı. Gazetecilik doktorluk gibi bir iştir. Nasıl ki doktor çalışsa da çalışmasa da doktor ise, gazeteci de çalışsa da çalışmasa da gazetecidir. Var mı itirazı olan?

Mesela, Altınordu futbol takımının yemin uygulaması. Hürriyet spor servisinin habercilik başarısı. Takım ruhunu özetleyen yemin töreni. Güzel haberdi.

Mesela, magazin elinde oyuncak olan Yıldız Teknik gibi büyük bir üniversite. Popülizm ayyuka çıkınca, üniversiteler de bundan payını alıyor. Ve üstelik. Sıradan mı sıradan bir popçunun çemkirmesi yüzünden Yıldız Teknik'in magazine konu edilmesi can sıkıyor.

ENCILA MI, ANGELA MI?

Yakın bir dostumun kızı Almanya'da yaşıyor. Ve televizyon haberlerinde Alman Başbakanı Angela Merkel'in telaffuz biçimine pek kızıyor.

Nedeni ise televizyonlarda, Alman birinin isminin İngilizce okunması. Bizimkiler "Encıla Merkıl" şeklinde okuyorlar, oysa yazıldığı gibi okunmalıymış: Angela Merkel.

İşinde titizlenmek isteyen televizyonculara duyurulur.


AKLIMDA KALAN

İletişim yönetimine dair iki ders: Birincisi Mahsun Kırmızıgül tarafından verildi. İşine güveniyorsan ortalıkta bağırman gerekmiyor. Bunca magazin karmaşası arasında, inatla sessizliğini korudu Kırmızıgül. Yıllar önce kendisiyle Aşkabat'ta konuştuğumuz gibi yaptı. Geldi ve gişe hasılatında geçip gitti. İkincisi, "Şeref Meselesi" dizisinden geldi. Ne demiştim, haftalar önce bu köşede? "Bu diziyi bu kadar köpürtmeyin. Telaş yapmayın. Sakin olursanız reyting alırsınız. Dizide reyting için her şey var. Sadece işe güvenin." Öyle de oldu. Kıssadan hisse; başarmak için abartmak gerekmez.