"Kaygan bir buz tabakası"

Doğan Grubu o buz tabakasının üzerindedir ama, onların başına gelene “oh” çeken de, aynı “kaygan buz tabakası”nı paylaşıyor aslında.

Doğan Grubunun iki yöneticisi gözaltına alındığından bu yana, iki metafor arasında gidip geliyorum.

İlki adamım Bauman’dan. “Günümüzde insanların kaygan bir buz tabakası üzerinde durduğunu” ve “bu ortamda konumların ayakların altından kayıp gitmesinin herkes için geçerli olduğunu” söyler.

Doğan Grubu o buz tabakasının üzerindedir ama, onların başına gelene “oh” çeken de, aynı “kaygan buz tabakası”nı paylaşıyor aslında.

Diğer metafor çocukluğumdan. Biz Ankara’da, suyu bardakta görenler, defter yaprağından yaptığımız kayıkları yüzdürmek için su birikintisi arardık.

Bulamazsak, annemizin bulaşık leğenine doldurduğumuz suyun etrafına toplanırdık.

Kağıttan kayıklarımız daha suya değer değmez, yanlara doğru gevşer ve su almaya başlardı.

Bizse, su aldığını görmezden gelip, suda ellerimizi çırparak kayığın hiç değilse leğenin karşı kıyısına varması için çabalardık.

Doğan Grubu’nu o kayığa, Aydın Doğan’ı da leğendeki suda el çırparak kayığı yüzdürmeye çalışanlara benzetiyorum. Metafor işte.

Bu metaforlar arasında gidip gelirken. İktidarı destekleyen kanallardan birinde biri, “Doğan Grubu’na operasyon yapılıyor. Medyada bu konuda karartma uygulanıyor” diyordu. Durdum.

Böyle bir habere karartma uygulayacak bir medya kuruluşu düşündüm, aklıma gelmedi.

Neden derseniz?

Bir kere Doğan Grubu’nun medyada zaten pek seveni bulunmaz.

İkincisi, medyanın neredeyse tamamı bu haberi karartmak yerine parlatarak Hükümete yaranma derdine düşmeye meyillidir.

Üçüncüsü, geri kalanın da Hükümetin tepkisini çekecek iş yapmaktan ödü kopar.

Bana sorarsanız, bu konuda aklımdan geçenleri üç temelde özetleyebilirim;

Birincisi, Aydın Doğan’ın çok korktuğunu düşünüyorum. Ve bu korku çevresine de yayılıyor.

İkincisi, sanırım yayılan bu korku nedeniyle rasyonel kararlar yerine duygusal tavırlar alıyorlar.

Mesela, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a inandırıcılığını kaybedecek kadar abartılı övgüler dizmek gibi.

Mesela Hükümet tarafında zerre hoşa gitmeyen köşe yazarlarına ve hatta FETÖ şaibesi altındaki köşe yazarına bile “valla da billa da biz temiziz” yaygarası koparttırmak gibi.

Tüm bunlar “özgüvensiz bir Doğan Grubu” imajı çiziyor.

Üçüncüsü, komik olacak ama ben gerçekten de Aydın Doğan değil, çevresi kötü diye düşünenlerdenim.

Son olarak Doğan Grubu’na bir öneride bulunmak isterim: Sakin olunuz. Varsa size yönelik bir operasyon, derdi sizi bitirmek değildir. Amacına ulaşmış bile olabilir.

BABAMIZ EVDE YOK, KAPIYI AÇAMAYIZ.”

En çok bu söze yaralandım.

İzmir’de şehit polis Fethi Sekin’in haberini vermek için eve giden polis arkadaşlarına dünya güzeli çocukları kapının arkasından böyle seslenmişler:

Babamız evde yok, kapıyı açamayız.”

İçime babasız kalan tüm çocukların kimsesiz bakışları oturdu o sözle. Ağladım, ağladım.

Çocuklarına güvende olmanın yollarını tembihleyen baba, kendi güvenliğini hiçe sayacak kadar işine adanmış.

Bu ülke için en önemli dilek, çocukların babaları evde yokken bile kapılarını korkmadan açabileceği günlerin gelmesini istemek olmalı.

İLAHİ HINCAL ULUÇ VE FARUK BİLDİRİCİ

Bu iki adamı da severim.

Faruk dostum olduğu için, Hıncal Uluç ilerleyen yaşına rağmen, gazetecilerin tamamını suya götürüp susuz getireceği için.

İkisi de bu ara, gazetecilerin “hanut” gezilerine ve şirketlerin bu gazeteciler üzerinden reklam yapmalarına kafayı takmışlar.

Konunun etik sorun olduğunu yazıp duruyorlar.

Haksızlar mı? Sonuna kadar haklılar. Geçmişte çok yazdık bu konuyu.

Da.

Medyanın neresinden tutsan elinde kaldığı günlerde, başkasının parasıyla gezip, yiyip içip yazanları tartışmak abzürt kalmıyor mu?

Uluç ve Bildirici iki romantik gazeteci ve onlara ihtiyacımız var.

ÇOK GÜLDÜM

Futbolcu Caner Erkin evlenmiş. Nikah fotoğrafını da “Dünyanın en mutlu erkeği benim” notuyla paylaşmış.

Çok değil, bundan bir yıl önce de benzer şeyler söylüyordu. Ama o zaman yanındaki kadın eski eşiydi.

İşte buraya yazıyorum, damadımız bu kadar kolay “dünyanın en mutlu erkeği” olduğu sürece, bu nikahın da ömrü fazla uzun olmaz.

ÇOK ÜZÜLDÜM

Uzun zamandır yazılarım aksadığı için yazamamıştım.

Uçak kazasında üyelerinin neredeyse tamamını kaybeden Kızıl Ordu Korosu için çok üzüldüm.

Müzik ve eğlence dünyasında kapladıkları yeri, sert Rusya imajının yumuşamasına katkılarını düşününce, ölümlerinin yeterince yankılanmayışına da çok ama çok üzüldüm.

KIRAL ÇIPLAK”TI

Kral çıplak” diyenleri severim. Sürüden ayrı düşen “kara koyun”ları sevdiğim gibi.

Mehmet Esen, (bildiğim kadarıyla Cem Yılmaz’ın hocasıydı), Cem Yılmaz ve Yılmaz Erdoğan gibi tiyatrodan sinemaya komedi dünyasının kapı tutucularının, son dönemdeki düşüşleri için çok yerinde bir tespitte bulunmuş:

Bunlar günaydın dese bile etraflarındaki yalaka ordusu arkadaşları kendilerini yere atarak gülmeye başlıyorlar.”

Eminim hem Cem Yılmaz, hem de Yılmaz Erdoğan (kesinlikle etraflarındakilerin gazıyla) bu Mehmet Esen’e fena kızmışlardır. Yapmaları gereken tam tersi oysa. Etraflarındakilerin asla kuramayacağı cümleyi kurduğu için.

BANKAMATİK” KONUSUNDA AÇIK KONUŞALIM

Mustafa Denizli, ayrılmaya çalıştığı karısı için “Beni bankamatik gibi gördü” demiş.

Zengin erkekler ve bankamatikler konusunda açık konuşalım.

Parası çok olan adamın etrafında kadın da çoktur. Adam başlarda “bunlar parama geliyor” diye mantığı elinden bırakmasa da. Sonraları “Ulan hepsi de mi paramın peşinde, demek ki ben de karşı konulmaz bir cazibeye sahibim”e çabuk geçer.

Zengin erkek o ruh durumundan bu ruh durumuna parende ata dursun, çevresindeki kadınlar için görüntü hiç değişmez: “Düğmesine basıp parayı alıyorsun. Kart takmana bile gerek olmayan bir bankamatik.”

AKLIMDA KALAN

Star”ımız konusunda haklıyım ısrarı: Geçmiş zaman. Murat Boz bir banka reklamına çıkmıştı, büyük star rolünde. O zaman “Eğer Murat Boz starsa ben de Jenifer Lopez’im” diye yazdığım için Boz fanları, (a)sosyal medyada hakkımda demediklerini bırakmamışlardı. Şimdilerde. O Murat Boz’un başrol oynadığı “Dönerse Senindir” filminin gişede çuvallamasının gerekçesini “yeterince promosyon yapılmaması” olarak açıklıyorlarmış. Sinemada promosyon bir yere kadar iş görür. Seyircinin yarısı başrol oyuncusu için geliyorsa diğer yarısı, daha önce izleyenlerin tavsiyesiyle gelir. Aman Boz fanları benden uzak dursun.

Yorumlar