YAZARLAR

Mülteci olmanın psikolojisi ve ön yargılarımız!

Şimdi gelin ‘Mülteci olmak’ kavramını sürekli olarak düşünelim. Nasıl bir psikoloji? Yurtsuz kalmak, başkasının yurdunda yaşamaya çalışmak, gözlerin sürekli üzerinizde olduğu ve o gözlerin ne niyetle baktığını kestirememek...

Dünyada resmi rakamlara göre yüz milyondan fazla mülteci var. Irkları, dinleri, dilleri, renkleri farklı olsa da isimleri aynı: mülteci…

-Dünyanın dörtte üçü savaşta

Dünya haritasını önünüze alın ve bölge bölge, ülke ülke hatta şehir şehir bir araştırma yapın. Kim, nerede, niçin savaşıyor? Nerede savaş var, nerede barış var? Göreceksiniz ki dünyanın dörtte üçü savaş, iç savaş, kargaşa, çatışma ve kaos içerisinde.

Bunun nedenleri üzerinde durabilirsiniz. Sömürgelerin devam etmesi, diktatörlükler, devletlerin güç mücadelesi, siyasi çıkarlar, hatta eğitimsizlik ve geri kalmışlığı da sayabilirsiniz sebep olarak. Fakat nedeni ne olursa olsun ortada kocaman bir gerçek var. İnsan teklerinin insanlığa karşı işlediği onlarca, yüzlerce, binlerce suç var.

Verilere boğup sizi sıkmak ve karamsar bir tablo çizmek değil amacım. Fakat, yaşlı dünyanın durumu o kadar da iç açıcı değil.

Bu konu uzun uzadıya ele alınması gereken, üzerinde kafa yorulması gereken, tezler üretilip insanlık adına bir şeylerin yapılması gereken bir konu.

-Şehitlerimizin acısı yürekleri dağladı

Son yaşanan olaylar, hepinizin malumu.

Suriye’de verdiğimiz şehitlerimiz, içimizi dağladı. Henüz 23-24 yaşındaki gencecik askerlerimizin şehit olması, hepimizi derinden etkiledi. Şahsen ben cenaze törenlerini dayanamadığım için izleyemedim. Annelerin feryadını, babaların içine oturmuş acıyı vakur şekilde karşılamalarını, eşlerin veya nişanlıların yıkılmışlığını, çocukların mahzunluğunu kaldıramazdım. Ama biz kaldırsak da kaldıramasak da o insanlar bizim izlerken yüreğimizin dayanamadığı bu acıyı en derinden yaşıyorlar.

Ülkemizin gencecik fidanlarını toprağa verirken bir yandan da Avrupa’ya doğru yola çıkan mültecilerin yolculuğu oturdu gündemimize. Daha doğrusu derinlerde bir yerde ‘muhakkak karşımıza çıkacak’ diye beklediğimiz mülteci sorunu aniden çıktı karşımıza.

Avrupa’ya doğru başlayan yolculuk ile beraber, mülteciler ile ilgili yorumlar yapmaya başladık. İyi veya kötü, seversin veya sevmezsin, gitsinler veya kalsınlar; bunlara girmeyeceğim. Fakat bir çağrım var.

-Mülteci olmanın ağır psikolojisini bir düşünelim

Şimdi gelin ‘Mülteci olmak’ kavramını sürekli olarak düşünelim. Nasıl bir psikoloji?

Yurtsuz kalmak, başkasının yurdunda yaşamaya çalışmak, gözlerin sürekli üzerinizde olduğu ve o gözlerin ne niyetle baktığını kestirememek. İşte böyle bir ürkeklikle yaşamaya çalışmak. İnsanlara sürekli mahçup olmak, ucuz işçi, yağlı kiracı, ikinci eş, çocuk gelin, potansiyel fahişe olarak görülmek. Ya da bir ırkdaşının tekil olarak işlediği suçtan da sorumlu tutulmak. Genellemeci sözlerin muhatabı olmak ve bir meta gibi sürekli dizayn edilen, edilgen bir varlık olarak yaşamak. Ve daha fazlası...

İşte bu ağır psikolojinin içerisinde sana uzanan iyilik elinden sıkıca tutmak, hatta bağlanmak. İnsani yardım çalışmalarının içerisinde bulunanlara sorun, nasıl bir bağ kurduklarını. Hele kadınlar ve çocuklar…

Amacım bir şeyleri ajite etmek değil. Mültecileri yargılarken kendi parametrelerimizle yargılamanın önüne geçmek için yazıyorum bu satırları. Herkes kendi içerisinde bulunduğu durum ile yargılanmalı demek istiyorum sadece.

-Konvansiyonel silahların olduğu adaletsiz bir savaş var

Anlamadığım bir başka konu ise ‘Gidip Esed’e karşı savaşsalardı, neden kaçıp geldiler?’ sorusu. Bu düşünülmemiş soru, nereden tutarsanız elinizde kalıyor. Konvansiyonel silahların kullanıldığı, kimyasal kitle imha bombardımanlarının yapıldığı, silahlı gücün kısıtlı olduğu, havadan binlerce insanın tek bir tuşa basarak öldürüldüğü adaletsiz bir savaşta üstelik asker değil sivil olan bir insandan savaşmasını beklemek ne kadar tutarlı? Savaşlar eski savaşlar değil. Bu insanlar da asker değil. Yani aslında ‘git ve Esed ile savaş onu devir’ demiyorsunuz; ‘git ve öl’ diyorsunuz bu insanlara. Yapmayın Allah aşkına.

Tamam mülteci konusunu siyasi, sosyal, ekonomik olarak tartışalım. Yapılan hataları gündeme getirelim, Ne yapılması gerektiğini ortaya serelim. Yapılması gerekenleri de yapalım da bu insanları sırf tanımlamamız ‘mülteci’ diye bu kadar düşüncesizce yargılamanın ne anlamı var?

Bir başka soru...

-Mülteciler neden sorun oldu?

Çünkü en başından bir göç politikası ile başlamadı bu olay. Sistematik ve planlı bir göç politikamız yoktu maalesef. Bu insanları akredite ve adapte edemedik. Onlar da, biz de süreç içerisinde öğrendik bir şeyleri. Ön yargılarımız da süreç içerisinde gelişti. Talihsiz bir tecrübeydi bu Türkiye için. Düzensiz alınan göçler, aynı düzensizlikle bir dağılımı da beraberinde getirdi. Ülkenin 81 iline dağılan göçmenler, her gittiği yerde ayrı bir soruna dönüştü. İnanın biz ne kadar sorun çıkmasını istediysek onlar da o kadar sorun olmayı istemediler. Ama sorun oldular. Bugün ise bu koca sorunu ayıklama yöntemiyle çözmeye çalışıyoruz. Umarım nesiller boyu sürecek olan bu sorun, gerekli adaptasyon mekanizmalarının çalıştırılmasıyla daha kısa sürede çözülür. Evet geç kaldık ama halen bir politika uygulamayı başarabiliriz.

-Bir söz de Avrupa’ya

Yıllar önce yazmıştım; 'Batının demokrasi paradoksunu ve insan hakları illüzyonunu.' İki ayrı yazımda Avrupa ve Amerika’nın dünyaya dikte ettiği demokrasi anlayışını ve insan hakları bildirgesini nasıl istismar ettiğine dikkat çekmiştim. Avrupa ülkelerinin kendi refahları için öteki diye tanımladığı herkese nasıl antidemokratik ve insanlık dışı davrandığını bir kez daha dile getiriyorum. Bu paradoksa ses çıkarmadıkça, bu illüzyonu izlemeye devam ettikçe gücü elinde bulunduranlar ezecek, demokrasiyi kendi tekeline alacak ve hak-hukuk gösterisini oynamaya devam edecekler.

Bu açıdan benim Avrupa’dan da ABD’den de insani anlamda bir beklentim yok. Bunu söylerken gerçekten insanlık adına gerekirse canını tehlikeye atacak kadar fedakar davranan aktivistleri duyarlı insanları tenzih ediyorum.

Şimdi yazıyı başa saralım ve nokta koyalım. Dünyanın dörtte üçü savaşta ve resmi rakamlara göre yüz milyondan fazla insan yurdunu terk etmek zorunda kalmış durumda. Ve ne batı ne doğu; dünya, bu konuda iyi bir sınav vermiyor.

Yorumlar