YAZARLAR

Kim o şehirli kadın Kıraç?

Keşke Kıraç şöyle bir test falan yapsa "hangi şehirli kadınsın?" diye de en azından bizde durumumuzu netleştirsek.

Kıraç son günlerde polemik yapmaya bayılıyor anladığım kadarıyla. 

Son bombası yaptığı "şehirli kadın" tanımlaması...

Diyor ki "Sen artık gömlek ütüleyen, yemek yapan kadın var mı zannediyorsun? Onların hepsi geçmişte kaldı. Onlar gariban kadınlardı. Eski, zavallı kadınlardı. Şehirli kadın çocuk bakmayı geçtim, evde kahvaltı bile hazırlamıyor.

Bugün de "köylü" olduk iyi mi!

Kadınlar üzerine genellemeler, yorumlar yapmayı, boş atıp boş tutmaları çok seviyor erkekler.

Gerçi biz daha çok ilahiyatçı hocalar ya da muhafazakar yazarlar tarafından bir kalıba sokulmaya alışkındık ama olsundu, nasılsa hep çalıştığımız yerden çıkıyordu.

Benim tanıdığım tüm "şehirli kadınlar" ben de dahil; hem çalışıyor hem de ütüsünü, yemeğini yapıyor, çocuklarına bakıyor bir yandan da kahvaltı hazırlıyor. Hatta Allah sizi inandırsın üstüne börek açanlar bile var. 

Şimdi ya biz şehirli kadın değiliz ya da Kıraç başka bir dünyada yaşıyor...

Ya da bu durumda kahvaltıyı hazırlayan, eşine ev işlerinde yardım eden, çocuklarla ilgilenen erkeklere de "şehirli erkek" diyemeyiz. Ee peki bunlar şehirli değilse neli?

Kafamda deli sorular....

Keşke Kıraç şöyle bir test falan yapsa "hangi şehirli kadınsın?" diye de en azından bizde durumumuzu netleştirsek.

Hayır böyle bi muallakta kalıyoruz. Köy desen köyde değiliz, köylü desen köylü değiliz, ama Kıraç'ın bahsettiği "şehirli" de değiliz. Ayy yoksa biz kadın mı değiliz! 

Çok rica ediyorum, bundan sonra kadınlar üzerine ahkam kesecekler seçeneklerle gelsin. Lütfen biraz da bizi düşünün, olmuyor ama böyle!

Eminim Kıraç'ın bahsettiği gibi kadınlar da vardır. Ama hangi şehirde, şehrin hangi yakasında yaşıyorlar tam olarak bilemiyoruz. 

Tahminlerimiz olabilir elbet ama oralarda da bizi yanılgıya düşüren, ezberlerimizi bozan birçok kadın çıkıyor.

Şimdi meseleyi ciddiye alıp kentleşmeye kadar gidesim var ama yol uzun. 

Kadınlara evde, sokakta, iş hayatında, orda burda roller biçmekten, kafalarınızdan kalıplar uydurup uydurup kadınlara bunu giydirmekten vazgeçin artık.

Çünkü o iş öyle sizin bildiğiniz gibi değil. 

BAŞKA KILIF BULAMAMIŞ AVUKAT BEY!

Bundan tam 9 ay önce gencecik bir akademisyen sınavda kopya çekerken yakaladığı öğrencisi tarafından tabancayla iki el ateş edilerek vuruldu. O da yetmedi üstüne bıçaklanarak öldürüldü. 

O günlerde bir yandan öldürülen Ceren Damar için üzülürken, bir yandan da silahla vurmakla yetinmeyen bu ruh halini konuşarak "şiddetin geldiği nokta" temalı analizler yapıldı. 

Aradan geçen 9 ayda elbette Ceren Damar unutulmadı. 

Fakat unutulan bir şey vardı ki katil zanlısı Hasan İsmail Hikmet'in avukatı Vahit Bıçak bunu bize hatırlattı.

"Bu toplumda kadına şiddetin bir şekilde öldükten sonra bile son bulmadığı" gerçeği. 

Vahit Bıçak, hem duruşmadaki açıklamaları hem de sosyal medyadaki paylaşımlarıyla akıllara ziyan bir savunma yaparak çirkinleştikçe çirkinleşti. 

Yaptığı paylaşımların özeti şu: Ceren Damar öğrencisi, yani katili Hasan İsmail Hikmet'e cinsel saldırıda bulunmuş. O da kendini kurtarmak için son çare Ceren Damar'ı öldürmüş. 

Avukatın "meşru müdafaa" için bulduğu kılıfa bakar mısınız!

Üstelik bahsettiği bu güya "mağdur" öğrencinin daha önceden  kendisinden ayrılan kız arkadaşının uygunsuz fotoğraflarını ailesine gönderip, genç kıza ait sosyal medya hesabından paylaştığı iddiasıyla 'tehdit' suçundan yargılandığı gerçeği de ortada duruyor. 

Gencecik bir kadını katleden bir katili kurtarmak için öldürdüğü kadının iffetine dil uzatacak kadar alçalan o avukata da, bu avukatı zamanında Başbakanlık İnsan Hakları Kurulu Başkanı yapanlara da yazıklar olsun! 

BU DA BİZE DERT OLSUN

Neredeyse bir haftadır İmamoğlu'nun İstanbul'daki deprem toplantısına çağrılıp çağrılmadığını öğrenmeye çalışıyoruz. Geçen bu süre zarfında adeta bir pinpon maçı izler gibi bir o tarafın bir bu tarafın açıklamalarıyla beynimiz döndü. 

Devletin üst düzey yetkililerinin toplantıdan verdiği o ilk fotoğrafta İmamoğlu'nu göremeyince "Niye çağırmamışlar" diye kızdık. 

Sonra "çağırıldı" açıklaması gelince "niye gitmedi" diye İmamoğlu'na kızdık. 

Ardından İmamoğlu "beni kimse çağırmadı" deyince "haydaa noluyor" dedik.

Neticede Valilik ısrarla "çağırdık", İmamoğlu da ısrarla "çağrılmadım" dedi. 

İstanbul'u bekleyen büyük bir deprem öncesinde milyonlarca can ve mal riski ortada dururken hep birlikte "çağırdın, çağırmadın" polemiği izledik ya bu da bize dert olsun.

Sanki başka derdimiz yokmuş gibi!


KAYIP FETÖ RAPORU

15 Temmuz darbe girişiminin ardından bir Meclis Komisyonu kurulmuş, bir sene sonra bu komisyondan bir rapor çıkmıştı. 

Sonrasında bu rapor ne yayınlandı ne de Meclis'in gündemine geldi. 

Meclis Başkanvekili Sadi Bilgiç raporun Meclis gündemine alınmasını talep edenlere “Yetkinleştirilerek başkanlığımıza sunulan bir rapor bulunmamaktadır” dedi. 

Artık ne demekse?

Oysa iki sene önce Reşat Petek raporu Meclis Başkanı İsmail Kahraman'a sunarken “Tabiri yerindeyse FETÖ'nün ipliğini pazara çıkardık. Uluslararası camiada en doğru ve gerçekçi biçimde 15 Temmuz darbe girişimini aydınlatacak rapor elimizdedir” demişti. 

Ama şimdi ne olduysa oldu, rapor sanki buhar oldu. 

Merak ediyor insan haliyle; daha bir türlü "yetkinleştirip" de ortaya konulamayan bir rapor, nasıl olacak da uluslararası camiada 15 Temmuz darbe girişimini aydınlatacak acaba? Yahu daha kendine hayrı yok bunun!

İşte bu bizim FETÖ'yle mücadelemizin hazin hikayesidir.


twitter.com/Htckubra 

Facebook Hatice Kübra 

 

Yorumlar