YAZARLAR

Galoş......

Dünyanın en muazzam eserini de yapsan bunlar için kıymeti harbiyesi olmuyor.

Süleyman Özışık
Süleyman Özışıkhaber@gazeteciler.com

Dünyanın en muazzam eserini de yapsan bunlar için kıymeti harbiyesi olmuyor. 

Farz-ı misal…

Bir zamanlar keçi patikasını andıran yolları, uçak pistini aratmayan otobanlara çeviriyorsun, ama beğendiremiyorsun. "Bunların derdi yol falan değil şekerim. Akaryakıtın daha çok alınmasını istiyorlar, çünkü akaryakıttan daha çok vergi almanın derdindeler" diye yorum kasıyorlar.

**

Aşılmaz dağların içinden tüneller geçiriyorsun. "Tünel midir patates deposu mudur anlamadım. Oysa şu tünellerin içinden geçerken gelincik bahçesinden geçiyormuşuz hissi verilebilirdi. Hiç beğenmedim" diye burun kıvırıyorlar.

** 

Ülkenin dört bir yanını demir ağlarla örüyor, eski kara trenleri kaldırıp yerine hızlı trenler getiriyorsun. Ya, "Nostalji olsun diye bindiğimiz trenlerimizi elimizden aldılar" diye itiraz ediyorlar. Ya da "Japonya’da 500 kilometre hızla gidiyor anacım, siz hızlı tren görmemişsiniz" diye karalamaya çalışıyorlar.

Bakın dile kolay...

İstanbul Boğazı'nın altından, denizin bilmem ne kadar dibinden Marmaray'ı yapıp içinden tren geçiriyorsun. Yaptığını dünya takdir ediyor, ama bunlar "Balıkların yuvasını bozdular, yazıklar olsun" diyor.

Hadi, "Bunun aklından zoru var" diyorsun ve mikrofonu en akıllısına uzatıyorsun.  

O da "Efendim olmamış. Marmaray'dan geçerken balık göremiyorum" diye yorum yapıyor. Avrupa Yakası'ndan Asya Yakası'na 80 kilometre hızla hepi topu 4 dakikada geçecek. O süre içinde balık görmek istiyor geri zekalı düşünebiliyor musunuz?

Yine, yerin altından tünel yapıp araba geçiriyorsun. Bu kez bir başka akıllıya mikrofon uzatıyorsun, “Su yosunlarına çok zarar verdi vicdansızlar” diyor. 

**

İstanbul trafiğini rahatlatmak için yeni bir boğaz köprüsü yapıyorsun. "Köprünün ayaklarını sincapların ve kirpilerin yuvalarının üstüne diktiler. Yuvalarını yıktılar gariban hayvanların" diye ağlaşıyorlar. 

**

Dünyanın gıpta ile izlediği en büyük havaalanını yapıyorsun. Biri çıkıp, "Ay çok büyük ya! Yürü yürü bitmedi ayol" diye diyor. Diğeri, "Kuşların uçuş seyrini değiştirecek yere havaalanı mı olur ya?" diyor. Bir diğeri "O bölgedeki bütün otlar, bütün çimenler kurumuş, yok olmuş. Gidin de facia durumu görün" diye çevre duyarlılığından dem vuruyor.

Hele ki bir rüzgâr çıkmasın! 

Hele ki bir uçak rüzgârdan dolayı pisti es geçmesin. Koro halinde, "Rüzgârın olduğu yere havaalanı yapıldı, şimdi uçaklar düşme riski taşıyor" bağırıyorlar. Ellerinden gelse, toplu halde üfleyip uçak düşürecekler.

**

Tarihindeki en büyük başarısı bayrak ipi üretmek olan Türkiye'yi muasır medeniyetler seviyesine getiriyorsun. Uzaya kendi uydunu fırlatıyorsun, "Yedek parçasını bizim üretmediğimiz uydu bizim sayılmaz" diyorlar.

Kendi insansız hava araçlarını yani İHA'ları, SİHA'ları yapıyorsun. Sınırındaki teröristin yüzündeki sivilceyi gösterecek kadar ileri teknoloji ile yapılan bu dahiyane araçları beğenmiyorlar. 

Kendi Obüs'ünü yapıyorsun. 

Obüs dediğin de öyle böyle değil yani. Buradan bir koyuyorsun, 40 kilometre ötedeki teröristin tepesine topu indiriyorsun. "Üretim derken insan öldüren cihaz üretiminden bahsetmedik kardeşim. Saman üretin saman" diye zırvalamaya başlıyorlar. 

**

"Kendi arabamızı üretelim" diyorsun. "Ya bu işler için çok geç kaldık. Almanya'daki tesisleri gezdim, Mercedes'e bayıldım" diyen adamı tutup Cumhurbaşkanı adayı yapıyorlar. 

S 400 denen hava savunma sistemi alıyorsun, "Bize saydıracak kimse olmazsa biz bunları kime fırlatacağız ki? Boşuna aldık" diyorlar. 

Akdeniz'de hakkın olan petrolü arıyorsun, hezeyanlar içinde, "Bizim orada ne işimiz var. Herkesi kendimize düşman ettik" diyorlar.  

Hava yolunu halkın yolu yapıyorsun, "Gereksiz" diyorlar. Devasa şehir hastaneleri yapıyorsun, "Fuzuli" diyorlar, üniversite açıyorsun, "Önemsiz"diyorlar. 

Bütün bu hizmetleri eleştirenlerin şöyle dudak uçuklatacak bir hizmeti olur değil mi?

Yok!

İşleri güçleri sabahtan akşama kadar heykel açılışı yapmak veya yapılmış heykelleri yıkayıp cilalamak!

Şimdi bu kafa son olarak neyi eleştiriyor biliyor musunuz? 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, traktörün önünde verdiği galoşlu fotoğrafı! 

Bakın!

Erdoğan'ın arkasındaki traktör var ya. Cumhuriyet tarihinde ilk kez üretimi yapılan yerli ve milli elektrikli bir traktör. Ama adam, bu üretim hakkında iki güzel söz söyleyeceğine, Erdoğan'ın ayağındaki galoşu gündeme getiriyor.

"Cumhurbaşkanı, çiftçinin emek verdiği tarlasına galoşlarıyla basamaz" diyor iyi mi?

Kendisi şehit evine veya taziye evine ayakkabıyla veya galoşla girince sorun yok. Ama Erdoğan toprağa galoşla basınca çen çen ötmeye başlıyor.

İşte bu sakat kafa...

Bu sakat kafalar çıkıp, “Biz ülkeyi yönetirsek her şey çok güzel olacak” diyor ve bazı kesimler de buna cidden inanıyor ya…

Ben de buna yanıyorum!

Yorumlar