YAZARLAR

Asıl nefret dili budur!

Cumhurbaşkanı Erdoğan seçim sonrası iki önemli açıklamaya imza attı. Bunlardan ilki, "Kızgın demiri soğutmak", ikincisi ise "Türkiye İttifakı" idi...

Süleyman Özışık
Süleyman Özışıkhaber@gazeteciler.com

Cumhurbaşkanı Erdoğan seçim sonrası iki önemli açıklamaya imza attı. Bunlardan ilki, "Kızgın demiri soğutmak", ikincisi ise "Türkiye İttifakı" idi.

Erdoğan bu iki açıklama ile kırgınlıkları, kızgınlıkları, kavgaları veya tartışmaları geride bırakıp yeniden kucaklaşmayı önerdi. Bütün siyasi partilerin Türkiye'nin bekasını önceleyen bir anlayışla yan yana durması gerektiğini tavsiye etti.

Bugüne dek Erdoğan'ın Türkiye'yi kutuplaştırdığından dem vuran ve Cumhurbaşkanı'nın daha yapıcı bir dil kullanması gerektiğini söyleyen kesimin bu iki meseleye daha sahici ve yapıcı bir yaklaşım göstermesini bekledik.

Ancak tepeden tırnağa Erdoğan nefretiyle dolu belli bir kesim bu sözlerden sonra adeta kin kusmaya başladı. CHP'nin kitap ticareti yapmaya başlayan yazarı Yılmaz Özdil'i örnek vererek başlayalım.

Dünkü yazısında Erdoğan'ın söylemlerini kaleme almış. Okudukça kusma isteği uyandıran sözlerle hem de...

Yazısından bazı satırları buraya aktarayım: 

"Cem Küçük buyursun gelsin, Sözcü gazetesinde benim yerimde yazsın, Emin Çölaşan bizden ayrılsın, Akit gazetesinde yazar olsun. Fatih Portakal bundan böyle ahaber'de haber okusun, Buket Aydın gitsin Halk Tv'nin ana haber bültenini sunsun. Türkiye ittifakı olsun.

Canım ağabeyim Müjdat Gezen toplasın Metin Akpınar'ı Bedri Baykam'ı Edip Akbayram'ı İlhan İrem'i, Dolmabahçe'ye asrın liderimizin iftarına gitsinler.

Atatürkçü Düşünce Derneği çiçek yaptırsın, kafasında fesle dolaşan tımarhanelik Kadir Mısıroğlu'nu ziyaret etsin, Özgür Özel rabia işareti yapsın. Bilal'in Okçular Vakfı “altı ok” amblemi kullansın. Biri, Cumhuriyet Ak Partisi olsun. Öbürü, Cumhuriyet Halt Partisi olsun. Tatlı-ekşi, tatlı-tuzlu, zıt lezzetlerin uyumuymuş gibi pişirilen, büyük uzlaşma sosuyla yedirilmeye çalışılan Türkiye ittifakı, budur. 

Mideniz kaldırıyorsa… Afiyet olsun."


Nefret dilini görüyorsunuz değil mi? Bu dil, "Gelin her şeyi geride bırakalım, kucaklaşalım" diyen birine karşı kullanılıyor.

Ve dikkat ediniz!

Üç kuruşluk ve üç satırlık yazıda muhafazakâr kesimin değerlerine tek tek saldırı yapılıyor.

Tutulan oruçtan, ülkenin birliğini ve dirliğini temsilen kullanılan Rabia işaretinden, kafaya takılan festen yana duyulan rahatsızlık itinayla dile getiriliyor.

Kendileri gibi düşünmeyen, kendileri gibi yazmayan, kendileri gibi yaşamayan herkesten adeta birer vebalı gibi bahsediliyor. 

Davetin sahibi olan Erdoğan'dan "Asrın liderimiz" denilerek alaycı bir dille bahsediliyor.

Ve ne acıdır ki...

Bir tavernada peçeteye yazılan istek şarkı niteliğindeki bu ucuz yazı, on binlerce belki de yüzbinlerce CHP'li tarafından okunup beğeni topluyor.

Buna benzer yazarları ve yazıları çoğaltmak mümkün.

Biri, "İstanbul'da yerel seçimler yenilenirse saray düşer" diyor. Bir diğeri seçimin yenilenmesi durumunda ayaklanma başlatılacağını söylüyor. 

Anlayacağınız...

Seçimden önceki açıklamalarında, "Biz geldiğimizde sizi yeniden mağdur edeceğiz" diyenler, "Lideri mahzende ayağından asarlar ya da zehirleyerek öldürürler" diyenler, bizi denize dökeceğini belirtenler demiri soğutmaya, Türkiye ittifakını kurmaya ya da yeniden kucaklaşmaya asla razı olmayacaklarını aleni bir şekilde ilan ediyor. 

Seçim öncesi, “Yerel seçimde İstanbul ve Ankara’yı kazanmaları durumunda rahat durmayacak, Türkiye’yi erken genel seçime götürecek kaos ortamını oluşturmak için ellerinden geleni ardına bırakmayacaklar” diyorduk. 

Tam da dile getirdiğimiz gelişmeler bunlar.  

İşi burada bırakmaya niyetli olmadıklarını, dindirilmek istenen gerginliği bir patlama noktası oluşuncaya kadar tırmandıracaklarını açıkça belli ediyorlar. 

Altını çizerek söylüyorum. 

Bir kıvılcım infilaka neden olacak, bunu biliyorlar ve o kıvılcımı ateşlemek için can atıyorlar. Önümüzdeki haftalar ne yapmaya çalıştıklarını, nasıl bir fenalık düşündüklerini bize gösterecek. 

Yorumlar