RÖPORTAJ

'Zamanım babamın yazılarını düzeltmekle geçiyor'

Reşat Çalışlar "Zamanımın ciddi bir kısmı da,babamın köşe yazılarını düzeltmekle geçiyor" diyor...

'Zamanım babamın yazılarını düzeltmekle geçiyor'

GAZETECİLER.COM - ÖZEL İÇERİK

Sayım Çınar, genç yazar ve “internet fenomeni” Reşat Çalışlar’la eğlenceli ve  doyurucu bir söyleşi yaptı. İşte o şöyleşi…

-2005'te ilk romanın çıktığında daha farklı bir Reşat vardı. Daha romanla içiçe... Şimdi daha çok sosyal medya çocuğu olmuş gibisin. Son 10 sene boyunca Reşat Çalışlar'da neler değişti? Edebiyat dünyasında senden bir süreklilik bekliyorduk. Daha farklı bir yere mi geçtin?

-Eskiden edebiyatı hayatın daha merkezinde gören biriydim. Şu an,"edebiyat"a yüklediğim anlam, sokaktan geçen sıradan bir insanın yüklediği anlama yaklaşmaya başladı. Roman yazacak enerji ve konsantrasyonu bulamıyorum. Zamanımın ciddi bir kısmı da, babamın köşe yazılarını düzeltmekle geçiyor. Tabii, çok fazla geziyor olmam da, zaman açısından bir sorun yaratıyor.

DenemeUYUMAK BENİM İÇİN SANATTAN DAHA ASİL

-Sen çok ünlü bir anne babanın çocuğusun. 68 kuşağını temsil eden bir anne baba. Sense aslında yeteneklisin ama alanlar mı kısıtlı, neden kendini bir yere oturtamıyorsun?

-"En önemli şeyi ben üreteceğim ve herkes kabul edecek. Kabul etmeyen de şerefsizdir" psikolojisi bana uzak. Uyumak;  sanatsal anlam yüklediğimiz bir şeyler üretmekten, daha asil bir etkinlik belki de. Adam "öykü yazıyorum" diyor. Ama zaten sokakta kediler birer öykü olarak dolaşıyor. Senin yazdığın öyküyü okuyana kadar, bir kedi fazla severim. Tamam, belki müteahhit değil öykücü olman güzel bişey,ama o kadar da abartma.

-Cem Yılmaz,kitabının arka kapağını yazmıştı. Okan Bayülgen, Şahan, Beyaz, Cem Yılmaz... Bu tarz popüler komik karakterler hala ilgini çekiyor mu?

-2005'te, Cem Yılmaz ilk romanıma arka kapak yazısı yazdığında,ikimiz de yaratıcılığımızın daha iyi noktalarındaydık. O günden beri, Cem de ben de bir yavaşlama içinde olabiliriz. Şahan'a gelince... Şahsen onun filmlerini seyretmekten zevk almıyorum. Şahan'ın filmleri veya tv programları; belki 20 yıl sonra; nostaljik olarak, "bir dönemin gizli ruhu" olarak,daha anlamlı bir yere oturabilirler. Popüler ürünler,esas lezzetlerini daha sonradan kazanabiliyorlar.  Mesela,  90'ların ilk yıllarının popüler (ve şu an çoğu önemsiz görülen) yerli komedi filmlerine büyük ilgi duyuyorum. Şahan'dan gerçekten anlamlı bir zevk alabilecek olanlar, belki, henüz doğmamış olan insanlardır.

YENİ BİR KİTAP YAYINLAMAK ANLAMLI LAFLAR ETMEK DEMEK DEĞİL

-Perihan Mağden'le ilgili attığın bir tweet ilgi çekti.

-Oradaki amacım polemik yapmak değildi. Anlatmak istediğim şuydu: Bir insanın yeni kitabının çıkıyor olması; o insanın, siyaset konusunda, herhangi bir twitter kullanıcısından daha anlamlı şeyler söyleyebileceği anlamına gelmek zorunda değil. Dünyada 7 milyar insan yaşıyor. Yüzlerce ülke var. Dünyaya büyük resim olarak baktığımızda, yayınlanan yeni bir kitabın taşıdığı önemi; daha gerçekçi, yani abartısız perspektiften değerlendirebiliyoruz.

-Murathan Mungan, AKP seçmeninden bahsederken "ensest" ifadesini kullandı. Bazı yazarlarda, psikolojik dalgalanmalar söz konusu mu sence?

-Türkiye'de,bir döneme kadar,yazar figürü, şimdiye oranla daha önemsenen bir figürdü.Belki 2000'lerin başına kadar. Yazar figürü insanlarda merak uyandırma özelliğini yitirirken,siyasetçi figürü daha ilginç bulunur oldu. Eskiden, yazarların özel hayatları merak edilirdi, şimdi 1-2 istisna dışında edilmiyor. Bu ülkede, "özel hayatının merak edilmesi" çok kritiktir. Özel hayatın merak edilmiyorsa, düşüştesindir. Özel hayatları artık çok merak edilmeyen bir toplumsal sınıf olan yazarlar ,bir düşüş sürecindeler.

1990'ların, belki 2000'lerin başlarının popüler yazarları; bu dönüşümü hazmetmekte zorlanıyor olabilirler. 2000'lerin başına kadar, (en azından edebiyat çevresinin gözünde) bir takım "önemli ruhlar" vardı. Artık bu kalmadı, ruhlar arası hiyerarşi ortadan kalktı. Bu ortamda,yazarlarda bir psikolojik tepki oluşması da, doğal sayılabilir. Geçmişteki güzel şiir veya romanlarıyla hatırlayabileceğimiz insanların, psikolojilerini tartışır hale geldik. Tuhaf aslında...

DenemeKİTAP EKLERİ KİTAP OKUNACAK ZAMANDAN ÇALIYOR

-Kitap eklerine nasıl bakıyorsun?

-Kitap eki, okuru kitaba yaklaştıran bir araç olarak düşünülüyor. Ama o iş, gerçekte, çok da öyle olmayabiliyor. Adam haftasonu saatlerce kitap eki okuyor. Sonra da, satın aldığı kitabın 3-5 sayfasına bakıp, kitabı bir kenara atabiliyor. Belki de, kitap ekleri, insanların kitap okuyarak geçirebilecekleri zamandan çalan yayınlar. İnsanlar, bu kadar "ek yayın" okuyana kadar; Türkçe, Osmanlıca ve Latince sözlük okuyup,bazı kavramları kafalarında yerli yerine oturtabilseler keşke.

-Seninle birlikte yazarlık hayatı geçen yazarlar var Hakan Bıçakcı gibi.

-Kitap kavramını fetiş haline getiren arkadaşlar var. Dolmakalemi fetiş haline getiren, çanta fetişi olan veya nesnelere aşırı anlamlar yükleyen bir anlayış vardır ya... Kitap yazmadığı zamanlardaki zekasını sevdiğim bir arkadaşım olan Hakan da, böyle bir mantıkla, kitabı fetiş haline getirmiş olabilir. Bizim kuşaktan bir diğer isim olan ve medyada artık hak ettiği oranda yer bulamayan Orkun Uçar'ın da, kitap kavramına abartılı bir anlam yüklediğini düşünüyorum. Gene yazar olarak aslında başarılı veya yetenekli bulduğum Doğu Yücel, Hakan Günday gibi isimlerin de, kitapla ideal bir denge oluşturabildiklerini söylemek zor.

BAZI YAZARLARIN SOHBETİ PARLAK, KİTABI VASATTIR

-Kitap senin için ne anlama geliyor?

-Kitaba, işlevsel bir nesne olarak bakmaktan yanayım. Bir küllükten,bir bardaktan çok farklı görmüyorum. Bir giysi insanı biraz daha güzel/yakışıklı gösterebiliyorsa; yazdığı bir kitap da, bir insanın yüzüne, yeni bir anlam katabilir. Çok daha fazlasını beklemek; günümüzde, internet çağının Türkiye'sinde, gerçekçi değil. Elbette kitaplarla daha derin ilişki kuran özel okurlar da vardır, ama bunlar kuralı doğrulayan ender istisnalardır. Bazı yazarlar da,kişisel sohbetlerinde çok parlakken,kitaplarında vasattırlar. Bazen,bu, bilinçli bir tercihtir. Bir yazar, birikiminin en değerli kısımlarını, geniş kitlelerle paylaşmak istemeyebilir.

Şunu da ekleyeyim: Yazar arkadaşlarımın kitaplarını artı veya eksi yönde eleştirmekten,tartışmaktan çok büyük zevk almıyorum. Karikatürist Umut Sarıkaya'yı eleştirmek, bu ismin bir kesim gençlik içindeki "çarpık kültleşme"sinin nedenlerini ortaya koymak daha çok hoşuma gidiyor mesela. Oralardan daha gerçek bir toplumsal damar çıkıyor.

DenemeMEDYADAN GERİ ÇEKİLDİM ÇÜNKÜ...

-Çok iddialı olduğun dönemler vardı. Medyadan neden geri çekildin?

-Son dönemde çok gezdim. 10.000 kilometre uzaktaki bir ülkeye gidiyorsun. Türkiye'de üretebileceğin bir ürünün,orda bişey ifade etmesinin çok da kolay olmadığını görüyorsun. Türkiye'nin "önemli"(?) yazarlarından veya tv programcılarından biri bile olsan, orada sıradan bir turistten çok farklı muamele göremeyeceğini farkediyorsun. Bu garip bir etki yapıyor. O noktadan sonra, "son kitabımla ilgili röportajın anonsu gazetenin kaçıncı sayfasından yapılmış?" gibi(en "önemli" yazarlarımızın bile temel meselesini oluşturabilen) sorular, biraz saçma gelmeye başlayabiliyor. Fiziksel olarak gezmenin yanısıra, twitter'da da, ağırlıklı olarak,İspanyolca ve Almanca yazanları takip ediyorum. O nedenle,takip ettiğim kişi sayısı,takipçi sayımdan fazladır. Dünyayı daha iyi anlamak; Türkiye'deki bir merdivende 1-2 basamak yukarı çıkmaktan, daha önemli.

-Sosyal medya senin için çekici bir alan mı,terapi mi yapıyorsun?

-Ben artık sosyal medyadan çıkmak istiyorum. Sosyal medya,beni kurutmaya başladı. Daha "oksijeni yüksek" hareket alanları istiyorum.Bu cümle, belki önceki söylediklerimle çelişkili gibi görünebilir ama böyle...

-Twitter'da 12.800 takipçin var. Bunu az bulmuyor musun?

-Belki çok yazdığım,üstüste tespitler yaptığım için sıkıcı geliyorum insanlara. Veya kurduğum bazı cümleler,çok sivri geliyor. Zaman zaman, gündemdışı kalıyor da olabilirim. Twitter'ı, kendi kitleni oluşturabilecek veya perçinleyecek şekilde kullanabilmek,özel bir beceri. Ben orayı biraz dağınık veya dengesiz kullanıyorum olabilirim,bilemiyorum. Arada attığım bazı gerçekten güzel twitler, heba olabiliyor. Bazen de,basit bir cümleniz nedeniyle, siyasi olarak,bir yere oturtuluyorsunuz. Eğer Atatürk'ü eleştiriyorsan AK Partilisin, eğer Davutoğlu'nu eleştiriyorsan şöylesin, eğer Kürtleri eleştiriyorsan böylesin, eğer kürtaj konusunda değişik bir ifade kullanıyorsan kadın düşmanısın... Bunlardan gerçekten yoruldum.

GEZMEK RÜYA GÖRMEK GİBİ

-Medyada kendini nasıl konumlandırıyorsun?

-Sahip olduğum bilgilerin beynimde nasıl konumlandığı,medyada ismimin nasıl konumlandığımdan daha çok ilgimi çekiyor.

-Türkiye'deki genel konular artık ilgini çekmiyor mu? Gezerken özgürleşiyor musun?

-Gezmek, biraz rüya görmek gibidir. İnsanı alıştığı gerçeklik zemininden başka bir boyuta taşır. Bir rüyaya gidip,yeni bilgilerle dönersin. İnsan rüyasında bilinçaltından bazı verileri yakalar ya... Bir gezide de, bilinçaltı değil ama başka bir boyuttan veriler çekiyorsun. Tabii, biriken verilerin fazlalığı,kafayı da karıştırabilir. Sonuç olarak,yurtdışı biraz benim bilinçaltım gibi.

-Yunanistan'da her yerde Hello dergisinin okunduğunu gördüm. Bizde daha çok kitap okunuyor belki de. Kitap senin açından nasıl bir duyguyu temsil ediyor?

-Elime bir kitap aldığımda, bir antik heykele dokunurcasına "büyülenme" yaşayanlardan değilim. Kaldı ki, kitap,Türkiye'de işlevini(eğer işlevden kastımız okunmaksa) tam olarak yerine getiren bir nesne değil. Çoğu insanın, satın aldığı kitapları okumadığını görebiliyoruz. 2.000 civarı satılan,satıldığından daha az okunan ve başka dillere çevrilmesi de çok olası olmayan, yani ancak sembolik olarak çevrilebilecek romanların etrafında tantana yapılması, bana tuhaf geliyor. Buradaki meselem satış rakamları değil tabii Sayım, neyi kastettiğimi anlıyorsundur... Sonuç olarak, bizim kuşaktan biçok yazar arkadaşım var. İnsan olarak hepsine saygı duyuyorum. Kitap kavramıyla ilişkilerini gözden geçirmelerinin, yararlarına olabileceğini düşünüyorum.

NİŞANTAŞI'NIN ENTELEKTÜEL TEMELİ CİHANGİR'DEN CİDDİ OLABİLİR

-Nişantaşı'ndaki Beyaz Türk yazarlara nasıl bakıyorsun? Mesela Can Akçay gibi, Nişantaşı kafelerinden yazan Beyaz Türk yazarlar var.

-Nişantaşı'nı ötekileştirmek istemiyorum, oranın da kendine göre bir entelektüel zemini var. Belki Cihangir veya Kadıköy'e oranla daha ciddi bir entelektüel temel bile olabilir. Sosyetik kişiliklerde, entelektüel vizyon olabilir. Bunla bir sorunum yok. Ama farklı enerjileri, farklı yerlerdeki parlak renkleri de görebilmek lazım. İstanbul,asgari 14 milyonluk bir şehir. Nüfusu, yaklaşık olarak, İsveç ve Norveç'in toplamına eşit. Bu kadar büyük potansiyel sahibi olan, şehirden ziyade ülke olarak tanımlanmayı hak eden bir yeri, bir veya iki semt üzerinden okuyanları garipsiyorum. Kağıthane, Bağcılar,Beylikdüzü ve Ümraniye'yi denkleme katmadan, Zeytinburnu Tekstil Meslek Lisesi'ndeki mizah kültürünü, Pendik sahilinde arabesk rap klibi çekmeye çalışan gençleri hesap etmeden; İstanbul konuşmayı anlamlı bulmuyorum. Çoğu insan,İstanbul'u, maalesef, sadece kendi yaşadığı semtin kod ve imkanları üzerinden okuyor.

EDEBİYAT DÜNYASINDA KOLEKTİF BİR BİLİNÇ YOK

-Türkiye'deki kitap okurunu nasıl değerlendiriyorsun?

- "Türkiye'de kitap satışı az" denir, kitap satış rakamları diğer ülkelerle karşılaştırılır, istatistikler dökülür ya... Bu biraz yanlış bir tartışma gibi gelir bana... Esas mesele,bizde, satılan kitapların gerçek anlamıyla okunmaması. Kitapların sadece arka kapağını okuyan insanlar bile, maalesef, okur olarak fotoğrafa dahil ediliyor. Adam "Kitabınızı okudum" diye yanınıza geliyor,adınızı bilmiyor. Kitabın adını da, en iyi ihtimalle, zar zor hatırlıyor. Bu deneyimleri yaşadıkça; kitap yazmanın, "kendinizi insanlara daha iyi anlatmanıza" yardım etmediğini; hatta, tam tersine, buna engel oluşturduğunu görmeye başladım.

Ayrıca,şöyle bir ortam var: Diyelim ki romanın çıktı. Onun hakkında yazı yazabilecek özelliklerdeki insanlar, "Ben senin kitabınla ilgili yazı yazarsam,bu senin kitabının satışını arttıracak, bunun bana bir faydası yok. Neden enerji harcayayım ki?" diye düşünebiliyorlar. Edebiyat dünyasında, kollektif bir bilinç yok. Herkes sadece kendi başarısına odaklı. Okurdakine paralel bir yüzeysellik,yazarda da var yani.

Birçok yazar da, okunmayacağını bilerek  kitap yazıyor. Kazanacağı paraya veya çıkacağı televizyon programına odaklandığı için, "gerçek okunurluğu" görmezlikten geliyor. Kitap artık başka alanlara sıçramak isteyenler için kartvizit veya sıçrama tahtası. Bu bağlamda, kitabın işleviyle, twitter'ın işlevi arasında, pek fark yok.