GÜNÜN TELEVİZYONCUSU

Veyis Ateş günün televizyoncusu...

Veyis Ateş, CHP Milletvekili Tuncay Özkan’ı konuk ediyordu HaberTürk ekranlarında… Bir gazeteci… Tuncay Özkan’ın anlattıklarını dinlerken hıçkırarak ağlıyordu…

Veyis Ateş günün televizyoncusu...

Veyis Ateş, CHP Milletvekili Tuncay Özkan’ı konuk ediyordu HaberTürk ekranlarında…
Ve…
Bir gazeteci…
Tuncay Özkan’ın anlattıklarını dinlerken hıçkırarak ağlıyordu…
*

Ağlıyordu çünkü…
Tuncay Özkan, geçmişte kullandığı dilin sorunlu olduğunu…
Bazı meslektaşlarını ötekileştirdiğini…
Çok kırıcı üslûp kullandığını özür dileyerek kabul ediyordu…
*

Gazeteciyi ağlatan tabii ki Özkan’ın geçmişteki hatalarından duyduğu pişmanlık ve dilediği özürler değildi…
Gazeteci Tuncay Özkan’ın hiçbir suçu olmadığı halde 6 yıl kaldığı Silivri koğuşlarında ve hatta hücrelerinden birinde çektiği acılara ağlıyordu…
*

Ve bir de…
Tuncay Özkan’ın yaptığı ve Kanal D’de yayınladığı uyduruk bir haber yüzünden babasını kaybedişini hatırlamıştı…
Babasına ağlıyordu gazeteci…
O gün geçti gözlerinin önünden…
*

TV’lerde haberlerin sunulduğu saatlerde, eşiyle birlikte otomobilleriyle Beyoğlu’nda bir barda arkadaşlarıyla buluşmaya gidiyordular.
Tam Fatih köprüsüne girmek üzereyken cep telefonu çaldı gazetecinin...
Arayan patronu M. Ali Ilıcak’tı.
“Neredesin?..”
“Arabadayım...”
“Yok ya?..”
“Neden hayret ettin?”
“Biraz evvel Kanal D Haber’de seni hapse girerken gösterdiler...”
“Ne?..”
“Hapse giriyordun... Üstüne demir kapıların kapandığını da gösterdiler...”
Bu kez şaka yaptığını zannedip basıyor kahkahayı:
“Arabamdayım ve yanımda da karım var, bara gidiyoruz...”
“Şaka yapmıyorum valla... Gerçi seni arkadan gösterdi ama haberde de tutuklandığın ve hapse girdiğin söylendi...”
“Boş ver... Arabamdayım ve bara gidiyorum..”
“Kendine iyi bak” diyor Ilıcak ve telefonları karşılıklı kapatıyorlar...
Bir süre sonra telefonu bir kez daha çalıyor gazetecinin...
Kız kardeşi arıyor bu sefer de…
“Abi sen hapiste değil misin?..”
“Ya, nereden çıkıyor bu hapis muhabbeti?. Bomba gibiyim ve arabamdayım...”
“Ama biraz önce seni Kanal D’de hapse girerken gördük...”
“Benim güzeller güzeli kardeşim, hapse girsem sen benimle cep telefonu görüşmesi yapabilir misin?”
“......”
“Sesimi duyuyor musun?..”
“Şükürler olsun abi ama sana söylemek zorundayım...”
“Neyi?..”
“Abi biz hastanedeyiz...”
“Hayrola?”
Gazeteci, kız kardeşinin ağladığını anlıyor telefonun diğer ucunda...
“Babam televizyonda seni hapse girerken görünce fenalaştı... Hemen hastaneye getirdik...”
“Babam şimdi nasıl?..”
“Oksijene bağladılar...”
“Hemen geliyorum...”
“........”
Beş veya on dakika sonra yine cep telefonu çalıyor gazetecinin...
“Abi... Gelme... Babam gelmeni istemiyor... Kendine geldi... Söyledik diye bize kızdı... Şimdi daha iyi...”
“Emin misiniz?”
“Eminiz abiciğim... Ona haberin yalan olduğunu söyledik... Rahatladı...”
“Telefonu götür sesimi duysun..”
Telefon gazetecinin babacığına gidiyor:
“Babacığımmmm...” diye üstüne basa basa sesleniyor her zaman olduğu gibi...
O da yine her zamanki gibi ama bu kez daha cılız bir ses tonuyla:
“Oğlummmmmm” diyor en sondaki “m” harfinin üstüne basa basa...
“Ne oldu sana babammmm?..”
“Yok bir şey be oğlummmm... Yok bi şey... Şimdi daha iyiyim...”
“Babacağım... Ben bomba gibiyim ve şu anda karımla birlikte arkadaşlarımızla eğlenmeye gidiyoruz ama hemen gelebilirim zaten şu anda İkitelli’ye yakınım...”
“Dön geri be oğlum! Hiç bi şeyim yok… Git arkadaşlarınla eğlen, hem de iyi eğlen...  Bir kaç kadeh de benim için iç...”
Ve yoldan dönüp Beyoğlu’daki Sanatçılar barına gidiyorlar…
Oradan da Meyhane’ye...
Şarkılar söylüyor gazeteci…
Eğleniyor...

*

Peki…
Tuncay Özkan öyle bir haberi neden yapmıştı?..
Gazeteci, RefahYol Hükümetine yapılan medya karteli ve ordu baskısına karşı gelen en etkin yazardı…
Ele avuca sığmıyordu…
*

Tuncay Özkan belli ki; gazeteciyi baskılamak, korkutmak, kendilerini eleştirmekten vazgeçmesini sağlamakla görevlendirilmişti…
O da…
Arkadan gazeteciye benzeyen birini temsili bir cezaevine girerken görüntüleyip yayınlamıştı…
*

O olaydan sonra gazetecinin babası, bir hiç çıkmadı hastaneden...
Vefat ettiği gün gazeteci; babasının (Öldüğünde 68 yaşındaydı) erken ölümüne sebep olduğunu düşündüğü herkesten nefret ettiğini haykırıyordu yakın çevresine…
“İntikam alacağım” diyordu…
*

Peki aldı mı?..
Hayır…
Tuncay Özkan haksız yere hapse düştüğünde onu en çok savunanların en başında geliyordu…
Ona ve güzeller güzeli kızı Nazlıcan’a yapılan zulümlere en çok o karşı çıkıyordu…
*

Peki…
Bugün Tuncay Özkan’dan nefret ediyor mu?..
Nefret etseydi; Tuncay anlattıkça o hem de sesle ağlar mıydı?..
*

Uzatmayalım…
Veyis Ateş günün televizyoncusu…

Yorumlar