RÖPORTAJ

Ümit Temurçin: Modanın Gandi'si olmak istiyorum

Moda yönetiminden, sosyal medyaya, kreatif görsel sunum direktörlüğünden moda eğitmenliği gibi birçok uzmanlığı olan Ümit Temurçin Sayım Çınar'a anlattı

Ümit Temurçin: Modanın Gandi'si olmak istiyorum

GAZETECİLER.COM - ÖZEL İÇERİK
SAYIM ÇINAR - sayimcinar@gmail.com

Ümit Temurçin genç, iyi eğitimli, vizyonu geniş bir isim. Moda yönetiminden, sosyal medyaya, kreatif görsel sunum direktörlüğünden moda eğitmenliği gibi birçok uzmanlığı var. Temurçin ile Sayım Çınar keyifli bir sohbet gerçekleştirdi.

Son zamanlarda adını ve projelerini çok sık duyuyoruz. Kendini anlatır mısın?

Akademik eğitimimi Ege üniversitesin de Otel yöneticiliği üzerine tamamladım, Amerika'nın Florida eyaletinde, Starwood grubuna üye olan Sheraton otellerinde, iki yıl management training yaptım. Moda'ya olan kişisel düşkünlüğümden dolayı Miami Art and Design üniversitesinde dönemsel verilen takı tasarım eğitimlerine katıldım. Erkek aksesuarları ve kişiye özel tasarımlar yaptım. İstanbul'a döndükten sonra IF Film Festival'i kapsamında ülkemize gelen İsrail'li Erovizyon birincilerinden Dana İnternational 'ın konserindeki kostüm ve takılarını tasarladım, bu projeye dahil olmam beni daha da yüreklendirdi. Bu nedenle 2006 yılından itibaren rotamı moda sektörüne çevirdim ve çalıştığım kurumsal şirketler ve kişisel projelerim beni bugünlere getirdi.

Bir grup blogger'la önemli çalışmalar yapıyorsun. Detay verir misin?

Türkiye'ye döndükten moda perakende markalarıyla çalışmaya başladım. Boyner, Colin's, Banana Republic, H&M ve son olarak Tchibo Türkiye operasyonunda Vitrin ve görsel sunum yöneticisi olarak çalıştım. Şu an da freelance çalışıyorum. İstanbul Moda Akademisi'nde Görsel Mağazacılık ve Vitri Tasarımı bölümünde eğitmenlik yapıyorum. UT Showroom adı altında bir çok tasarımcıyı bünyesinde bulunduran bir ofisim var ve burda markalara lansman, sosyal medya ağırlıklı PR desteği sağlıyoruz. Dünya ve Türk tekstil sektörünü sıcağı sıcağına takip ediyorum. Markalarla çalıştığım süreçte ve sosyal ortamlarımda bloggerlar'la tanıştım.

Sosyal medya, self marketing veya kurumların büyük kitlelere ulaşması adına en maliyeti düşük platform. Bu nedenle bende beş yıl önce, çok yönlü çalışmalarımı göstermek için bir blog açtım. Yurtiçi ve yurtdışın da katıldığım moda haftalarına blog sayfamda yer verdim. Bu tip etkinlik ve buluşmalar onlarca tasarımcı, blogger ve editör ile tanışmama artı işbirliği yapmama sebep oldu.

Şu an danışmanlık yaptığım markalara uzmanlığımın yanı sıra bu tarz sosyal medya yankısı yapacak davetler veriyorum. Yeme/içme – Moda, kültür/sanat ve yaşam stili odaklı blog yazarlarıyla çalışıyorum.

Blog yazarlarının sayısı oldukça arttı, sence neden?

Daha özgünler ve takipçiler beğendikleri kişileri bireysel desteklediklerini gösterebiliyorlar. Dikkat çeken, heyecanlandıran bloggerlar var. Görsel zenginliği üst düzeyde olan şeyler paylaşıyorlar. Dev markalardan daha çok takipçisi olan bir çok blog yazarı var. Bende devamlı event'lere katılıyorum, içerik ve atmosfere dair farklı paylaşım yapıyoruz. Bence bu şekilde marka bir nevi danışmanlık alıyor.

Blog camiası artık ciddi bir sektör. Markalar blog yazarlarıyla çalışmanın daha mantıklı olduğunu düşünüyor. Sosyal medya günümüzde, popülerite olarak dergi ve gazetelerden daha önemli bir rol aldı çünkü beğenilerin ulaştığı kişi sayıları ve yorumlardan gelen tepkiler hızlı ölçümlenebiliyor.


Takipçi satın alanlar da var. Organik gelişmeyenler de olabiliyor.

Açıkçası ilk dönemlerde oldu bu. Kurumlar ajanslarla çalışıyor artık, insanlar daha bilinçliler. Etkileşim, beğeniler incelenince gerçek mi sahte mi çok net anlaşılıyor artık.

Beyoğlu Pera'yı konu alan bir moda ve stil projen var ondan biraz bahsedermisin.

Yıllar önce Beyoğlu Pera'nın moda merkezi oluşunu anlatan bir çalışmaydı. Adı ''Pera'nın Kayıp Kadınları'', geçmişte İstanbul'da ki en önemli moda merkezlerinden biri olan Pera'yı ve insanların o bölgeye kattığı değeri ele almak istedim. Zarif ve şık insanların şapkalarla Markiz pastahanesi girmek için şapka kiralaması gibi hikayeler beni çok etkiledi.

O dönem ki kadınlarımızın şıklığını ve feminen formlarını, günümüz kadınlarımızın maskülen çizgilerle kaybediyor olmasına itaf ettim. Paris'in Parziyen stilinin Beyoğlu'ndaki eski ruhunu bir stil defilesi yaparak tekrar gündeme taşımak istedim.

Bir stil uzmanının Türkiye'de kendi konseptiyle yaptığı ilk stil defilesi olma özelliğini taşıyor.O dönem maalesef ki Beyoğlu Belediyesinden bir destek alamadım fakat İstanbul Hollanda Konsolosluğu projeme Hollanda-Türkiye ilişkileri 400.yıl kutlamaları vesilesiyle sponsor oldu ve davetiyemizde Hollanda Kraliyeti Logo'su yer aldı.

PEK ÇOK STİL DEFİLESİ

Bu proje sonrası da zengin içerikli bir çok stil defileleri düzenledin di mi?

Evet kurumsal hayatımla birlikte ruhumu beslemek adına bir çok stil (styling) defileleri düzenledim. İnsanlar ilk etapta çok fazla algılamadı ne yaptığımı çünkü defiledeki ürünlerin hiç birini satmıyordum. Ben farklı moda projeleri ürettiğimi göstermek ve moda tasarımcılarına defilelerinde ihtiyaç duyacakları dekor,stil, pr ve moda daveti gibi içeriği sunabildiğimi ispatladım bu çalışmalarla.

Back to the Nature; David Beckam iç çamaşırlarının lansman çalışmasına destek olmak adına yapılan bir çalışma iken ben bunu bir sosyal sorumluluk projesine çevirdim. İç çamaşırı deyince ilk gözümüzün önüne gelen kadın vücudu fotoğrafı.Bu sektörde kadınlar yıllarca bir seks objesi olarak kullanıldı ve yüzbinlerce kadın bu anlamda cinsel taciz ve olumsuz durumlar yaşıyor. Ben bu sorumluluğu birazda erkelerin üstlenmesi gerektiğini düşündüm ve tamamı türk erkeklerinden oluşan seksi bir video artı bir defile düzenleyerek bu çalışmanın gelirini , Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı'na bağışladım. Projeye destek olan tüm işbirlikçileri ve erkek modeller hiçbir maddi talepte bulunmadı. İsterseniz www.umittemurcin .com adlı sitemden stylig projeleri videolarımıza göz atabilirsiniz.

Ardından ''Stil İkonu Zeki Müren ile Zaman Tüneli'' , W İstanbul oteli ile beraber ''Fashion Fetish'' ve ''Let's Get Jeans'' adlı iki uluslararası proje gerçekleştirdim.

Yakında bir şey var mı diyecek olursan yaz dönüşü sıkı bir proje geliyor ve çok ses getirecek.ilk duyacak kişilerden biri sen olacaksın ama şimdilik gizli kalsın.

TÜRKİYE'NİN TEKSİL ALT YAPISI TÜKETİCİNİN
MODA VE TREND ALGISINI YÜKSELİTİYOR

Erkek ve kadınların modaya bakışını nasıl değerlendiriyorsun ülkemizde?

Türkiye'de ciddi bir tekstil altyapısı var. Bu nedenle iç pazardaki tüketicinin oldukça moda ve trend algısı yüksek. Markalaşma serüvenine önemli yatırımlar yapmaya başlandı. Türk halkı olarak giyinmeyi seviyoruz, agresif tepkiler veriyoruz, Dünya markaları için iştah kabartıcı bir pazarız. Erkekler kadınlar kadar moda da cesur değil ama en az onlar kadar meraklılar. Türkiye de onlarca başarılı erkek markası var, kadın markalarıyla neredeyse eşit. Markalarımız Avrupa ve Balkan ülkelerinde artı Ortadoğu ülkelerinden oldukça ilgi görüyorlar. Bunu şu nedenle ifade ettim, Türk toplumu olarak talep ettiğimiz moda baskısı markalarımızı geliştiriyor. Dizilerimizdeki stil çalışmaları oldukça başarılı ve bu diziler yurtdışına satıldıkça Türkiye'deki moda potansiyeli ve gücünü daha iyi anlıyorlar.

İtalya, İngiltere, Fransa'daki markalar çok öne çıkıyor. Murat Belge aldığı bir ceketi 40 yıl giydiğini anlatır. Bizde neden böyle hikayeler yok? Her şeyi neden çabuk tüketiyoruz, iyi marka nedir?

Aslında bizde de var bu tarz markalar ve hikayeleri. Her şeyden önce kumaş kalitesi iyi olacak ki evladiyelik tasarımlar dediğimiz gelenek devam etsin. Bence Altınyıldız böyledir. Beymen, Vakko böyledir. Moda Vakko'dur sloganı da böyle doğmuştur. Bu üç markayı takip eden bir çok markamızda aynı anlayışı devam ettiriyor hatta devam ettirmek zorunda çünkü marka olmanın nafakasıdır bu kalite anlayışı. Tabi moda tasarımcılarımıza ve kreatif insanlara verilen değerin daha çok artması lazım. Tekstil patronlarının biraz daha geri planda durup tüm başarının tek bir kalemden çıkmadığını daha etkin göstermesi lazım.

MODANIN GANDİ'Sİ OLMAK İSTİYORUM

Moda dünyasında kendini nereye koyuyorsun, katkın neler?

Çok yönlü bir moda insanıyım aslında. Onlarca markaya kreatif anlamda ve yönetim anlamında hizmet veriyorum. Akademi çatısı altında gençlere eğitimler sunuyoruz. Mezun olmuş gençlere staj ve kurumsal geçişte kişisel destek oluyorum. Moda yazarlığı yapıyorum. Türkiye tekstil sektörü birlikleri ve sivil topluluklarının faaliyetlerinde bulunuyorum. Moda tasarımcısı arkadaşlarımın atölyelerinde koleksiyon ve haute couture çalışmalarına katılıyorum vs....

Doğrusunu söylemek gerekirse asıl kendimi konumlandırmak istediğim yer; Modanın Gandi'si olmak istiyorum. Doğayı ve İnsanı seven, çalışkan, sabırlı ve hırslıyı biriyimdir...

Türkiye'den, uluslararası moda dünyasının dikkatini çekecek, kreatif moda ruhunu devam ettirmek üzere, zengin içereikli ve çok uluslu bir ''Moda Köyü'' kurarak bu rol model kimliğime kavuşmak için çalışacağım.

"MODA SEKTÖRÜNÜN GELİŞMESİNİ SAĞLAYACAK
KALEMİ GÜÇLÜ İNSAN SAYISI ÇOK AZ"

Ülkemiz yazı dünyasına gelince... Moda yazarları çok yok, magazin yazarları var. Dünyayı takip eden yok neredeyse.

Pazarın tepkisine göre şekilleniyor, sektörün sadece renkli kısmı ele alınıyor. Kanallarda izlediğimiz moda proğramları çok üzüyor beni. Moda sektörünün gelişmesini sağlayabilecek kalemi güçlü insan sayısı çok az. Alt yapısı güçlü olanlarda savaşçı bir ruha sahip olmadıkları için hazineleri toprak altında kalıyor maalesef.

Eleştiri yapınca sektördeki algı çok açık ; TEPKİ. Bu nedenle reklam kaygısı düşünen bir çok yayın amacına hitap eden içerik sunmuyor bence. Ben bu teraziye kendi blogumda olabildiğince dikkat ediyorum.

Melis Alphan kimi zaman sert eleştiriyor.

Açıkçası Melis'in kendisine göre bir moda altyapısı var, orada yapılan yorumlar bence çok geliştirici değil. Biz toplum olarak bizi sert eleştirenleri sevmesekte daha çok takip ederiz.Melis bence bu toplum psikolojisini iyi bilen bir yazar. Yazı lisanı nedeniyle çok tuttuğunu düşünüyorum.

İŞTE BENİM STİLİM YARIŞMALARI MODA ALGISINA RENK KATIYOR

Türkiye'de jürili moda programlarını nasıl değerlendiriyorsun? Yarışmacılar, oyunlar, bu hal modaya ne kadar hizmet ediyor?

İnsanların moda algısına renklilik kattığını düşünüyorum.Kime sorsam sevmiyor bu proğramları ama her bölümü de izliyorlar, traji komik bir durum söz konusu. Jüriler kendi şovlarını yapıyor, alaylısı var, akademik olanı var ama ev hanımları için ara ara iyi öneriler verebiliyorlar. Modanın uzanamadığı yerlere ulaşıyorlar, o anlamda iyi oluyor. Türk moda dünyasının gelişimi için pek bir şey olmuyor o proğramlarda. Mesela, başarılı konuk moda tasarımcılarını davet etseler, koleksiyonlarının ilhamından başlayıp hayalindeki kadını ve erkeği ifade anlatsala, ne güzel olur. Arada Üniversitelerden hocalar katılsa, ülkemizde ki tekstil mühendisleri sayısının ne kadar azaldığını ifade etse, tekstil patronlarına çağrıda bulunsa gibi sahneleri görmeyi çok isterdim. Moda ve bağlantılı branşlarda okumak isteyen gençleri de daha entelektüel bir yola sokarlar böylece.

Moda konuşmak bunca yoksulluğun arasında lüks olarak algılanabiliyor. Ucuz bir şekilde modaya uyabiliyor mu insanlar?

Tekstil Türkiye'nin en önemli giyim sanayisilerinden birisi. Birçok insana istihdam sağlıyorlar. Hatta kadınlarımıza en çok iş sağlayan sektör. Bence Ucuza giyinebiliyoruz. Anadolu'da onlarca yüzlerce şubesi olan Türk markalarımız var. Bu markalar moda haftalarını takip ediyorlar. Fast fashion dediğimiz, moda haftalarından takip ettikleri tasarımları kısa sürede mağazalarda büyük kitlelerle uygun fiyata buluşturabiliyorlar. Yani evet giyinebiliyoruz.

MODA YAZARLARI MARKALARIN ESİRİ

Moda Köşe yazarlarına dönelim. Vizyoner buluyor musun?

Bir çok alt yapısı iyi olan yazar var ama genelde ''Cremde de la creme'' yazılar yazıyorlar. Üzülerek belirtmeliyim ki bunu biraz markaların esiri olmak olarak görüyorum.Türk toplumunun büyük kesimiyle pek ilgisi olmayan, ürünler ve içerikler üzerinde tekrar üzerine tekrar yazılar var hayatımızda. Kendi camiaları içinde dönüyor.

Seni kıyafetiyle heyecanlandıran gazeteciler kimlerdir?

Kadınlarda feminen kadın formunu ve duruş seviyorum. Gazetecilerden Esin Övet'i beğenirim, tarzını sürekli geliştirir, sıkı moda takipçisi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Demet Cengiz, davetlerde ve sunuculuk yaptığı zamanlara görüntüsü içinde ekstra bir mesai harcadığını belli eder. Rahmetli Mehmet Ali Birand çok özel bir isimdi, şıklığı ve aksesuarlarıyla öncüydü. Tuna Kiremitçi'nin sade ve rahat tarzını da seviyorum.

Sırada neler var? Yeni projelerin neler?

UT Showroom 'da Türk tasarımcıları bir araya getirip kendilerini tanımaları için alanlar açıyorum. Stil danışmanları, editör, blog yazarlarına ürünlerini sunmaları için fırsatlar yaratıyoruz. Sosyal medya ve kurumsallaşma konularında yönlendirici rolüme devam ediyorum.

İŞLETMECİLİĞİ SEVEREK YAPIYORDUM

Bir eğlence yeri işlettin, neden bıraktın?

Evet uzun yıllar oldu işletmeciliği bırakalı. Ama çok severek yaptığım işletmeciliği. Aslında şimdi de defilerimle ve after party'leriyle bunu bir şekilde devam ettiriyorum. Kulübün işletmecisi arkadaşım Amerika'dan döndüğüm yıl Love Dancepoint adlı Klübüne destek vermemi istedi, bende haftada 2 gün çalışıyıordum. Yapılan şovların kıyafetlerini tasarladım, tabi daha parıltılı ve sahne parçalardı. Neden bıraktım maalesef bu tarz işler ülkemizde pek saygın görülmüyor, bu anlamda o zaman yaşım da genç olduğu için mahalle baskısına yenik düştüm. Şu an sağlam bir işletme patronu bu röportajı okuyorsa moda ve eğlence içerikli davetlerle mekanı uçururum onu da söyleyeyim.