Tarık Toros Ali Fuat Yılmazer'i konuk edince...
O Ali Fuat Yılmazer ki; bir dönemler iktidar medyasının neredeyse “aşk” derecesinde sevdiği bir polis müdürüydü…
ADNAN BERK OKAN
Anlatmaya çalıştığımı idrak etmeyenlerin olduğunu görmek elbette beni üzüyor…
Ama…
Beni anlayanların sayısının “anlamak istemeyenlerden” daha çok olduğunu görmek moral kaynağım…
Neyi anlatmak istediğimi tekrara gerek yok…
En çok değer verdiğim gazeteci davranışının neler olduğu konusunda bu köşenin sürekli takipçilerinin fikir sahibi olduklarını bilsem de kısaca hatırlatayım:
Meslektaşlarıma tavsiyelerim belli:
İşlerini yaparken samimi olmaları…
Çifte standarttan uzak durmaları…
Yalan haber yapmamaları…
Doğruluğundan emin olmadıkları bir haber üzerine yorum yaparken bu noktaya dikkat çekip; kişisel düşüncelerini yansıttıklarını sıkça hatırlatmaları…
Zira medyamız artık tamamen bir “algı çöplüğü” haline getirildi…
“Haber yok” artık…
Ya ne var?..
Yönlendirme var…
Algı yönetimi var…
| Eğer Başbakan danışmanı olsaydım… Başbakan’a; en geç yarın gece… En çok izlenen bir TV kanalında (Elbette popüler kanallardan birinde) ekrana çıkmasını önerirdim… Hem de… Kimlerin karşısına biliyor musunuz?.. Başbakan’ın mevcut danışmanlarının tüyleri diken diken olacak belki ama olsun… Söyleyeceğim (Alfabetik sırayla): - Ahmet Hakan, - Can Dündar, - Cüneyt Özdemir - Fatih Altaylı - Uğur Dündar Evet… Başbakan’a, bu beşlinin karşısına çıkmasını önerirdim… Bilirdim ki bu beşli; hakaret etmez, onur kırıcı tarzda gülücükler atmaz, Sinir bozmaz, saygıda kusur etmez… Ama… Her şeyi sorarlar… Başbakan’a da ayrıca asla ve asla öfkelenmemeyi; her soruyu ciddiyetle dinleyip; soru ve sahibiyle alay etmeden, küçük düşürmeye çalışmadan, azarlamadan ve açık yüreklilikle cevaplamasını tavsiye ederdim… İddia ediyorum ki… Başbakan bu beşlinin karşısına çıksın ve bütün sorulara açık yüreklilikle cevap versin; ay Aralık’tan önceki oy oranının da üzerine çıkacaktır… |
2007 yılında yayımlanan “Derin Kıyamet” isimli romanımın kapağına şöyle yazmıştım:
“Bilgi bilmemiz istenen şeydir…”
Allah aşkınıza cevap verin:
bu hüküm cümleme “yanlış” diyebilir misiniz?..
Mutlaka farkındasınızdır…
Televizyon ekranlarında tartışma programı yöneten moderatörlerin çok azı izleyenleri doğru bilgiyle tanıştırmayı hedefliyor…
Çoğunun amacı; seçtiği konukla el ele verip “beyin yıkamak”…
Yok, hayır…
Bunu sadece tek taraf için söylemiyorum…
Bütün taraflar için geçerli bu dediğim…
Muhalefet için kendi yandaşlarının, taraftarlarının, amigolarının beyinlerini yıkayan tek kanal (Halk TV) var…
İktidar amigolarının, taraftarlarının beyinlerini yıkamak amacıyla yayıncılık yapan kanal sayısı ise o kadar çok ki…
Ve tabii ki…
bu arada, siyasi muhalefetin dışında bir cemaat muhalefeti gerçeğini de unutmamalıyız…
Onların da kanal sayısı ana muhalefetten fazla…
Yavru muhalefetin sesini duyurabileceği kanal sayısı ise sadece üç…
Evet…
NTV, CNNTÜRK ve HABERTÜRK…
Onlar da yavru muhalefet için yapabileceklerinin tamamını yapıyor sayılamazlar…
Yani ünlü 12 Eylül 2010 referandumunda iktidar yanlısı liberallerin söylemiyle:
Yetmez ama razıyız…
Ana Muhalefetin sesi Halk TV…
STV, S Haber, Bugün, KanalTürk Cemaat’in sesi…
İktidar, muhalefet ve Cemaat; her tarafa eşit uzaklıkta durmaya çalışan NTV, CNNTÜRK, HABERTÜRK; makul insanların sesi…
Ve…
Bunların dışında kalan diğer bütün haber kanalları ise İktidar taraftarı, amigo…
Yani…
Hani var ya halk arasında bir deyiş, “Körler sağırlar birbirlerini ağırlar”; NTV, CNNTÜRK, HABERTÜRK dışındaki kanalların hepsi aynen öyle…
Ey güzel insanlar!..
Sözü, dün gece Bugün TV’de izlediğim bir programa getireceğim…
Saat sekizde başladı, onbirde bitti…
Tam üç saat…
Ev sahibi Tarık Toros son yılların en çok tartışılan ve birkaç hafta önce de silahına ve polis kimliğine el konulan Ali Fuat Yılmazer’i konuk etti…
O Ali Fuat Yılmazer ki; bir dönemler iktidar medyasının neredeyse “aşk” derecesinde sevdiği bir polis müdürüydü…
Bilhassa 17 Aralık 2013’ten sonra ise neredeyse gelmiş geçmiş bütün “polis günahlarının keçisi” olarak ilân edildi…
Tarık işte o çok tartışılan polis müdürünü çıkardı ekrana…
Ve…
3 saat boyunca tek bir çanak soru sormadı; sordurmadı...
Bilhassa Nedim Şener’in (Ki Yılmazer’i ondan daha çok suçlayan bir başka gazeteci yok.. Diğerleri de Nedim’i kaynak gösterip suçluyorlar) o sorularını Yılmazer’e aktarması bile başlı başına gazeteciliğin kralıydı…
İrem Çiçek’in o sorularının cevabını o kadar açık yüreklilikle (Doğru mu bilemem ama cevaplar samimi idi) verdi ki; itirazı olanın gerekçelerinin o cevaplardan daha inandırıcı olması şart…
Ya da şöyle söyleyeyim:
İktidar kanallarından birinde, Başbakan’a 17 Aralık 2013 ve sonrasında gelişen olaylarla ilgili tek bir sorunun sorulmasına bile izin verilmez…
Veya HALK TV’de Kemal Kılıçdaroğlu’na onu mahcup edecek, cevabını vermekte zorlanacağı bir soru sorulmaz…
Ya da Cemaat’n diğer kanallarında bir başka moderatör Gülen’e, sıkıntı yaratacak bir sual tevcih edemez…
Ama…
Tarık Toros adeta “sorulmadık soru kalmasın” diyerek Ali Fuat Yılmazer’e sorulabilecek bütün sualleri sordu…
Kendisinin hatırlayamayacaklarını da Yılmazer’den “nefret” edenlere sordurdu…
Ve…
Gördük ki…
Kamuoyunda suçlanan bir insana (Siyasetçi, bürokrat, gazeteci, işadamı, sanatçı, sporcu; kim olursa) yapılabilecek en hoş iyilik; o kişinin suçlanmasına yönelik bütün soruların sorulmasına imkân sağlamaktır…
Eğer…
Bir kişi hakkında suçlamalar varsa…
Ve fakat…
O konudaki sorulardan kaçıyor, yerine “çanak” sorular sorulmasını istiyorsa kaybediyor…
Yargılama sonucu mahkûm olmasa da kamuoyu nezdinde hüküm giyiyor…
Ali Fuat Yılmazer dün doğru olanı yaptı…
“Kim ne sorarsa sorsun; kendime ve vereceğim cevapların inandırıcılığına güvenim tam” diye düşündüğünü kendisini dinleyen herkese gösterdi.
Kaldı ki; işin o kısmı beni hiç ilgilendirmiyor…
Zira belli ki Yılmazer’i yargılamak için bazı girişimler başlatılacak…
Şimdilik seçim sonrası bekleniyor…
Neden?..
Şu anda iktidarın seçim stratejisi sadece “suçlamak” da o yüzden…
Belki de seçim sonrasında bambaşka bir strateji uygulanacak…
Neyse…
Dedim ya; benim işin değil…
Ben bu makaleyi Tarık Toros kardeşimi takdir etmek, diğer meslektaşlarıma da örnek göstermek amacıyla yazdım…
Ey güzel meslektaşlarım!..
Demokrasi özgür siyaset demektir…
Özgür siyaset ise işi adalet dağıtmak olan bir yargıcın bile siyasi taraflardan birine sempati duymasına imkân verir…
Haliyle sizlerin de siyasi partilerden birine “taraf” olmanızdan daha doğal bir şey olamaz…
Ama…
Sakın ola taraf olduğunuzun dışında kalan siyasi görüşlere “düşman” olmayın…
Sakın ola taraf olduğunuzun dışında kalan siyasi görüşlerden “nefret” etmeyin…
İşinizi yaparken;
- tarafınızı unutun…
- ideoloji gömleğinizi çıkarın…
Yani…
Dün geceki “Tarık Toros” olun…
Ki…
İçinizden birini alkışladığımda huzurlu olayım…
[email protected]