POLEMİK

Süleyman Özışık yazdı; Cevap ver 'Muhasebeci Kenan!'

Süleyman Özışık, CHP'li Öztürk Yılmaz'ın DEAŞ baskını sırasında kendisini nasıl kamufle ettiğini gözler önüne serdi..

Süleyman Özışık yazdı; Cevap ver 'Muhasebeci Kenan!'

Türkiye Gazetesi yazarı Süleyman Özışık, CHP'li Öztürk Yılmaz'ı yerden yere vurarak bazı sorularına yanıt vermesini istedi.

Süleyman Özışık, DEAŞ'ın Musul'a yaptığı baskın sırasında konsolos olmasına rağmen kendisini teröristlere 'Muhasebeci Kenan' olarak tanıtan Öztürk Yılmaz'a şu soruları yöneltti:

"Konsolosluğu son anda boşaltmaktan neden vazgeçtin? Boşaltmama kararını sana bildiren kimdi? Telefonda konuştuğun gizemli isim kimdi?
Konsolosluğa ait 1 milyon 200 bin liranın, senin şahsi eşyalarının bulunduğu çantada ne işi vardı?
Suriyelilerin "Cumhurbaşkanı ve Başbakan'a verin" diyerek teslim ettiği iki flaş diskte ne vardı ve onları devlet büyüklerine neden teslim etmedin?"

İşte Süleyman Özışık'ın bugünkü yazısından bir bölüm:

Cevap ver 'Muhasebeci Kenan!'

Pandoranın kutusunu açan isim, usta gazeteci Ersoy Dede oldu. Kimsenin akıl edemediği bir detayın peşine düştü, ağzını her açışında "Ben var ya ben... Ben DEAŞ'ın kafasına silah dayadığı adamım" diye böbürlenen konsolos eskisi Öztürk Yılmaz'la ilgili saklanmış gerçekleri bir bir ortaya çıkardı.

Meğer bizim kahraman gibi karşıladığımız konsolos eskisi, DEAŞ saldırısı sırasında tam bir korkak gibi davranmış.

Çevresindeki konsolosluk görevlilerine, "DEAŞ'lılar gelince bana beyefendi diye seslenmeyin. Ben muhasebeci Kenan'ım" diye talimat vermiş ve tam 101 gün boyunca "Muhasebeci Kenan" olarak rol yapmış!

Ve dün başka bir gelişme yaşandı.

O dönem Musul Konsolosluğu'nda görev yapan Özel Harekât Polisi Abdülsettar Yaşar, DEAŞ tarafından yapılan baskının bilinmeyen ayrıntılarını A Haber'e anlattı.

Hep birlikte Abdulsettar Yaşar'a kulak verelim:

"Konsolosluğun, imkân varken neden tahliye edilmediği soruluyor. Tam tahliye edilecekken, Öztürk Yılmaz yaptığı gizemli bir telefon konuşmasından sonra tahliye fikrinden vazgeçti.

DEAŞ baskını yapıldığı sırada, 'Beni kesinlikle bu işe karıştırmıyorsunuz sizin göreviniz beni korumaktır. Ben kamufle oluyorum bu işlere sen bakacaksın' dedi ve beni yerine geçirdi.
Etrafımız kuşatıldığında Arapça bilen tek ben olduğum için beni çağırdılar. Kapıyı onlara ben açtım. Bizimle ilgili herhangi bir sıkıntı olmadığını söylediler ve bölgeyi bir an önce terk etmemizi istediler. Ancak daha sonra ne olduysa oldu, bu süreç anlamsız şekilde uzadı.

Sorgu anında, kendimi konsolos olarak tanıtmak zorunda olduğum süreçte Öztürk Yılmaz yanımdaydı. Teröristler, 'Senin yardımcıların nerede?' diye sorduklarında dönüp kendisine baktım. İnanın korkudan battaniyenin altına girdi. Korkmadığı an yoktu ki zaten. Bir ara kafayı sıyırdığı oldu. DEAŞ'ın İngilizce bilen var mı sorusuna, İngilizce bildiği hâlde cevap vermedi.

Başına silah dayama olayı asla yaşanmadı. Ben ve yakın çalışma arkadaşım Altekin dışında kimsenin başına silah dayanmadı.

Süleyman Özışık'ın yazısının tamamı için tıklayın

Yorumlar