KİTAPLIK

Roni Margulies: Ceberut devlet kaybolmadı

Sen Kalk da Ben Yatam adlı kitabı raflardaki yerini alan Roni Margulies: Ceberut devletin kaybolduğunu düşünmüyorum. Ama şurası doğrudur; tabii ki Kemalizmin kutsal inekleri 15 yıldır darbe aldı. Yenildiler diyemem ama kuşkusuz darbe aldıla

Roni Margulies: Ceberut devlet kaybolmadı
Roni Margulies, Sen Kalk da Ben Yatam kitabında gerek yazılarıyla, gerekse çoğu ilk kez bu çalışmada yayınlanan fotoğraflarla “Kemalizmin aşırılıkları”nın izini sürüyor. Margulies’in uzun yıllar sahaflardan topladığı siyah- beyaz tören- büst ve heykel fotoğraflarında Zonguldak’tan Mardin’e, Sinop’a Kemalizmin resmî törenlerle kurumsallaşmasının görsel izleği de takip edilebiliyor.

Önsözde “Zaten, Kemalizmin artık güncel bir mesele olmadığını düşünebildiğimiz gün, bambaşka bir Türkiye’de yaşayacağız” diyen Roni Margulies ile Türkiye’deki tayin edici sorun olarak gördüğü Kemalizm- İslam ilişkisi, koleksiyonerlik ve militarizm kültürü üzerine konuştu. İşte o sorular ve yanıtlardan bir kısmı:

Sen Kalk da Ben Yatam, önsözde değindiğiniz gibi, iki farklı koleksiyondan oluşuyor: Genişletilmiş yazılarınız ve fotoğraflar. Fotoğraflardan başlayalım söze; Kemalizmin toplumdaki yaygınlığına ilişkin bu fotoğrafları nasıl toplamaya başladınız?

İnsan ya koleksiyoncudur, ya değildir. Koleksiyonculuk virüsü olan kişinin genellikle birden fazla koleksiyonu olur; herhangi bir şeyi beğenip aldığı zaman bu aldığı şeyin yeni bir koleksiyonun başlangıcı olma ihtimali hep vardır. En azından benim için böyle; farklı koleksiyonlarım var benim. Duvarlarda gördüğünüz camaltı koleksiyonum var. Cam olduğu için çok kırılgan ve günümüzde bu sanatı yapan da hemen hemen hiç kalmadığı için bulunması çok kolay değil. Bunun yanında, Orosdi-Back mağazası koleksiyonum var. Bu, 1855’te açılmış, 1942’de kapanmış, yani 100 yıl boyunca Batı tarzı tüketim alışkanlıklarını Türkiye'ye taşımış bir mağaza. Ben bir dönem bu mağazaya kafayı takmıştım. İşte, koleksiyonlarımdan biri de Kemalizmin gülünçlükleriyle ilgili...

Bu kitap için özellikle topladığınız fotoğraflar değil yani? Nasıl başladı peki?

Nereden geldi aklıma, nasıl başladım, hatırlamıyorum, ama ben zaten sürekli sahaf dükkânlarında, bit pazarlarında dolaşan biri olduğum için bir noktada başlamışım. Büyük ihtimalle bir 19 Mayıs veya 23 Nisan fotoğrafıyla olabilir; böyle törenlerde küçücük çocukların taşıdıkları pankartlar çok komik olur: “Seni tarihe gömeyim desem sığmazsın” diye bir pankart taşıyor çocuk mesela veya “Sana hor bakanları boğacaktır milli kin” gibi. Herhalde böyle bir şey gördüm, aldım ve sonra arkası geldi. Zamanla, tören fotoğraflarına, Mustafa Kemal büstleri önünde poz veren halkımızın fotoğrafları da eklendi. Böyle bir koleksiyonun bir avantajı var: Bu fotoğrafları bir liraya, elli kuruşa falan alabiliyorsun. Bütün sahaflarda dükkânın bir köşesinde bir koli vardır, fotoğraf doludur içi. Çünkü ne olmuştur, sahafı çağırmışlardır bir ölü evinden ve demişlerdir ki “Ya dedemiz öldü, evi de kitap dolu. N’apacağımızı bilmiyoruz. Gel, al bunları.” O evdeki koleksiyonun içinden iki de fotoğraf albümü çıkar. Ben o kolileri hiç sabırsızlanmadan, tek tek karıştırırım. İşte oradan heykel, büst, Anıtkabir önünde poz veren insanların fotoğraflarını, çocuğunun katıldığı 23 Nisan merasiminde gururlu babaların çektikleri fotoğrafları falan toplamaya başladım. Başta ilginç bulduklarımı topluyordum; sonra işte koleksiyonculuk virüsü, her türlüsünü toplamaya başladım.

Bu kitaptaki fotoğraflar, size Kemalizmin komikliğini anlatıyor. Ama pek çoklarına, “geçmiş güzel günleri” anlatıyordur. Bir objenin, bakışla değişen anlamını da görüyoruz aslında…

Tabii ki bu fotoğrafları benim gibi dalga geçmek ve eleştirmek için değil, gerçekten Mustafa Kemal’i kutsadığı için toplayan insanlar da var. Ben siyasi olarak gıcık olmamın yanında, koleksiyoncu olarak da bunlara gıcık olurum. Çünkü üç kuruşluk bir fotoğraf, o hıyarların yüzünden birdenbire 50 liraya yükselir. Çünkü satıcılar bilir, Şemsettin Abi buna 50 lira verir diye. E ben 50 lira vermem bir fotoğrafa. Dolayısıyla bazı Kemalist koleksiyoncuların elinde çok güzel koleksiyonlar var, biliyorum. Benim bütün koleksiyonlarım bana bir şey öğretir. Zaten ilgi duyduğum bir konuyu daha ayrıntılı çalışmamı sağlar. Yani fotoğraflardan birine bakarken şöyle şeyler düşünebiliyorum; ülkenin ücra bir yerinde bir okul önünde 23 Nisan’da öğrenciler ve öğretmenler resim çektirmiş. Bakıyorsun, öğretmenler Canan Arıtman’a benziyor. Diyelim Adıyaman, 1930’lar. Bu, Kemalizm hakkında hakikaten düşünmeye zorlar seni. Yahu bu kadın 1930’larda Adıyaman’da ne halt ediyor? Tamam öğretmen, Ankara’dan tayin ediliyor. Ama Adıyaman halkı da çocuklarını bu kadına teslim ediyor; “Bu nereden çıktı, uzaylı mıdır” falan demiyor. Diyorsa da yüksek sesle söylemiyor. Dolayısıyla bir fotoğrafa bakıp “Kemalist Cumhuriyet’in tepeden dayattığı Batılılaşmayı bu halk ne ölçüde benimsedi, ne ölçüde buna hazırdı” gibi kafa yormaya başlıyorsun. Tabii bir Kemalist bu fotoğrafa baktığı zaman, “helal olsun bize, nasıl da bu inek sürüsünü aydınlatmışız” falan diye düşünüyordur.


Şimdi, bu kitaba getirilecek en net eleştirinin, “Ne gerek vardı” minvalinde şekilleneceğini öngörebiliriz sanırım. “Bugün Türkiye’nin bu kadar sorunu varken, Kemalizm veya sol eleştirisi yapmak çok mu elzemdi” denilecektir. Çok mu elzemdi?


Bu tepkinin geleceğini çok iyi biliyorum. “Tayyip dururken, AKP dururken niye Kemalistlerle uğraşıyorsun, Kemalizmin zaten beli kırıldı, ordu kışlasına çekildi, ne diye bunlarla uğraşıyorsun” denilecektir. Bakın, şuna çok kesin bir şekilde inanıyorum: Tayyip geçicidir, AKP hükümeti geçicidir. Kemalizm ise 100 yıllık bir devlet geleneği. Bu memlekette hepimizin, işçi sınıfı olsun, azınlıklar olsun, Aleviler olsun, hepimizin başına ne geldiyse devletten gelmiştir. Ben sosyalistim, benim hayattaki derdim devlet. Şu veya bu parti konjonktürel olarak benim derdim, ama kalıcı derdim devlet. Tayyip’ten şu veya bu şekilde kurtulacağımıza çok eminim. Demokratik seçimlere giden hangi parti iktidarda 100 yıl kalabilir mi yahu? Ama Kemalizm değişmeyecek.

Bu kitapta çizdiğiniz devlet portresi bugün geçerliğini ne kadar koruyor? Mesela kitapta sık sık sözünü ettiğiniz “Silivri” tabirinin bile içeriği değişiyor. Ergenekon, Balyoz’da tutuklu sanık kalmadı. Artık Silivri’de gazeteciler kalıyor. Bu, yeni bir devlet biçimlenmesine de işaret etmiyor mu?

Ceberut devletin kaybolduğunu veya zayıfladığını düşünmüyorum. Ama şurası doğrudur; tabii ki Kemalizmin kutsal inekleri 15 yıldır darbe aldı. Yenildiler, kayboldular diyemem, ama kuşkusuz darbe aldılar. Andımız’ın okullardan kaldırılması çok önemli bir şey değil gibi görünüyor, ama önemsiz de değil. Zaten o yüzden feveran ettiler, CHP işi gücü bıraktı haftalarca bununla uğraştı. Azınlık vakıflarının devlet tarafından el konulmuş mülklerinin şimdi zor bela da olsa iade ediliyor olması, en azından bununla ilgili bir kanun çıkmış olması Kemalizme indirilmiş bir darbe. Nitekim CHP, el konulmuş mülklerin iade edilmesine Meclis’te “Milli çıkarlarımıza aykırıdır” diyerek karşı çıktı. Zaten CHP’nin ve Ergenekoncuların geçtiğimiz 10 yıl içinde feveran ettiği konulara bakarsak, aldıkları darbeleri de görmek mümkün.

Geri döndürülemez darbeler mi bunlar?

Bu darbelerin hiçbiri geri döndürülemez şeyler değil. Bir tane genelgeyle Andımız’ı yeniden okullarda okutursun, bu kadar basit. Ama bunun bir kere kaldırılmış olması, artık sorgulanabilir olması anlamına geliyor. Ermeni Soykırımı’nın Taksim’de anılması seneye engellenebilir ve bir daha da hiç yapılmayabilir. Ama beş sene boyunca Taksim’de anılmış olması, konunun artık tartışılıyor olması anlamına gelir. Bunlar, resmi ideolojiyi büyük bir kaya parçası gibi düşünürsek, elinde bir çekiçle vurarak ondan küçük küçük parçalar koparmak anlamına gelir. Kaya kırılmış değil, kayayı ancak devrim kırar. Ama o kayada küçük çatlaklar açmak, resmi ideolojinin sorgulanmadan, tartışılmadan kabul edilmesini zorlaştırdı. Bir sosyalistin yapması gereken en temel şeydir: resmî ideolojinin çatlamasını sağlamadan bir ülkede geniş kitlelerin devlete karşı harekete geçmesini sağlayabilir misin? Sağlayamazsın. Özetle şunu söylüyorum; şu son 10 yıl bence çok önemli bir dönem; resmî ideolojinin sorgulanmaz yapısına indirilmiş küçük darbeler, açılmış küçük çatlaklar açısından. Ama daha yolun çok başındayız, ayrıca bu doğrusal biçimde ilerleyen bir süreç de değil. Seneye daha da çok çatlatacağımızın hiç garantisi yok. İki ay sonra darbe olur, o kaya tekrar sapsağlam hale gelir, bizi de zaten şeylerimizden asarlar.