GÜNDEM

Oray Eğin Türk medyasının neden çöktüğünü yazdı

Habertürk yazarı Oray Eğin, tuttuğu günlüklerden yola çıkarak Türk medyasının çöküş yıllarını kaleme aldı.

Oray Eğin Türk medyasının neden çöktüğünü yazdı

Habertürk yazarı Oray Eğin, 2000'li yıllardan itibaren Türk medyasının çöküş denimeni girdiğini iddia etti.

Oray Eğin, günlüklerini kontrol ederken, Ufuk Güldemir ve Mehmet Ali Birand'lı anılarına döndü ve medyanın neden bu hale geldiğini sorguladı.



Medyanın çöküş yılları
 

BUGÜNLERDE dönüp 90’ların ortasından başlayarak tuttuğum defterlere, günlüklere, notlara ve o dönem yazdığım kimi yazılara bakıyorum. Kiminde bir dolu iştah kabartıcı ayrıntı, gözlem var. Kimi ise zamanla yenilmiş; bazı aktörlerin çoğunun ne yüzlerini ne adlarını hatırlıyorum.

90’larda bir “Truva atı” virüsü dünyaya yayılmıştı, benim de masaüstü bilgisayarımı vurdu. İlk notlarımın çoğu kayboldu, sonra defterlere geçtim.

“32. Gün”de çalıştığım zamandan çok az ayrıntı var. Sabah Grubu’ndan bir şeyler var. Ağırlıklı olarak Radikal yıllarından günlükler. Gazetecinin günlük not defterinin içindeki yapılacak işler sayfalarının aralarına sıkıştırılmış notlar bazıları.

Yer yer hüzünleniyorum, gülümsüyorum. Kimileri artık aramızda yok.

ERKEN GİDENLER

1998 yılından bir not...

- Pazar günü ve MAB (Mehmet Ali Birand) cep telefonumdan aradı. Telefonumun onda olması bir yana, adımı bilmesine şaşırdım. “Kusura bakma rahatsız ediyorum” dedi. Kanlıca’daki ofiste kapıda kalmış ve ne yapması gerektiğini soruyor...

2000 yılının mart ayı...

- Güldal’la (Kızıldemir) Ercan Arıklı’yla buluştuk Buz Bar’da. Yeniden Nokta’yı çıkarmak istiyormuş. Karşımdaki adam, hakkında üretilen efsanelerin karikatürü gibi. Frozen margharita istedim, “Öyle oyuncak gibi bir şey içemem” deyip kırmızı şarap istedi. Güldal’a “Yavrucuğum senin gibi birinin karşı tarafta oturmasını anlayamıyorum” dedi... Nokta için Tina Brown’ın yeni dergisi Talk’ı model olarak önerdim. Gecenin sonunda gözümün içine bakarak “Hangi dergimde ne yapmak istersin” diye sordu. Önceden provası yapılmış bir etkileme hamlesi gibiydi, başardı ama...

Haziran 2001...

- Ufuk Güldemir’in yeni bir gazete çıkaracağını bilmeyen yok. Herkes beni arayacağını ve çağıracağını söylüyor, ama o telefon bir türlü gelmiyor. Derken bugün en olmadık yerde geldi. Oto Sanayi’de arabama araç kit’i taktırırken. Sesi gidip geliyor. Bir arabadan duyuyorum, bir telefondan. Yarın çağırıyor... Çok heyecanlıyım. Yıllardır onunla çalışmak istiyorum, ne derse “Evet” diyeceğim. Zaten başka bir seçeneğim de yok bu aralar.

KAPALI BİR DÜNYA

Defterlere baktıkça İstanbul’daki medya ve kültür-sanat çevrelerinin ne kadar kapalı bir dünya olduğunu görüyorum. 90’ların sonu ve 2000’lerin başında gazete sayfalarında hakkında haber yapılan kimlerse, benim günlüklerime de onlar sızmış.

Gidilen mekânlar (Kaktüs, Smyrna, Safran), övülen yazarlar (Murathan Mungan, Perihan Mağden, Orhan Pamuk) hep aynı. Herkes sadece birbirinin kitabını, filmini, sanatını övüyor. (Deniz Türkali, “Tıpkı bizim Murat Morova’nın resimleri gibi” dedi.)

Beni güldüren anların birinde, şahsen tanımadığım Çağan Irmak geçerken Savoy Pastanesi’ne uğruyor, yanımdakilerle konuşuyor. Eşcinsellik iması yaptığımda agresifleşiyor.

Kimse çıkaramadım, “E.T. şimdi de onunla birlikte” diye yazmışım. Cihangir’de herkes birbiriyle aşk yaşıyordu ne de olsa.

Eski dedikoduları, anıları, kavgaları okudukça eğleniyorum. Ama ancak bugünden bakınca fark ettiğim aslında bir çöküşün birinci elden tanığı olduğum.

Büyük bir körlüğün, öngörüsüzlüğün yıllarıydı... Geriye dönüp baktığımda kendi toplumuna yabancı, klancı, analiz yeteneğinden yoksun, dışlayıcı bir entelektüel cemaat çıkıyor karşıma. Sadece birbirlerinin dediğini duyarak ülkeyi yanılttılar ve böyle böyle yok oldular.

Oray Eğin'nin yazısının tamamı için tıklayın

Yorumlar