POLEMİK

Nihal Bengisu Karaca'dan Alçı ve Hökenek'e destek, sosyal medyaya sitem: Faşizmin aparatı mı oldu?

Medya ve sosyal medyanın nasıl manipüle aracı olduğunu Nagehan Alçı ve Hülya Hökenek hakkında başlatılan kampanyalarla bir kez daha gördük. Bunu daha derinden gören Nihal Bengisu Karaca, kaleme aldığı yazıda "Varoluş sebebi demokratik toplum olan medya, varoluşunu demokratik bir kavram olan çoksesliliğe dayandıran sosyal medyadaki faşist kalabalıklar tarafından ‘hack’leniyor" dedi.

Nihal Bengisu Karaca'dan Alçı ve Hökenek'e destek, sosyal medyaya sitem: Faşizmin aparatı mı oldu?

Gazeteci yazar Nagehan Alçı'nın 90'lı yıllar için kullandığı "katil devlet" ifadesinin üzerinden sosyal medyada Alçı hakkında yargılanmasını talep eden bir kampanya başlatıldı.

Sosyal medyadaki tepki öylesine büyüdü ki, programın sunucusu Hülya Hökenek hakkında Kürt olması nedeniyle çirkin kampanyalar bile başlatıldı. 

Bu bir toplumsal patlama mı yoksa Nihal Bengisu'nun dediği gibi demokrasinin argümanı olması gereken medya ve sosyal medyanın faşizme hizmet etmesi miydi?

Tam da burada Nihal Bengisu Karaca'ya kulak verelim bakın tespitleri neler!

Dün bir baktım sosyal medya #NagehanAlçıYargılansın tweetleriyle dolu. Hatta ‘trend topic’ olmuş. Nagehan Alçı’nın Hülya Hökenek’in yayınında sarf ettiği “90’lı yıllarda devlet bal gibi katildi” sözleri, sanki bugün için sarf edilmiş gibi paylaşılıyor. Bu utanç verici çarpıtmaya adı sanı belli koca koca akademisyenlerin filan katıldığını görmek fazlasıyla umut kırıcı. Twitter her hoşafın yağı kesildiğinde vezir kellesi isteyen yeniçerinin kazan kaldırma yeri gibi oldu.

Her iki arkadaşıma da geçmiş olsun derken, bütün bunların birkaç kişinin meselesi olmadığını, bir iki medya ünlüsünü ilgilendirmediğini ifade etme gereği duyuyorum.

Çünkü bu işler tesadüfi değil. Münferit hiç değil.

Çarşambanın gelişi perşembeden belliydi, cumanınki de perşembeden görünüyor.

Parti genel başkan yardımcıları bile kalkar gazetecileri hedef alıp art arda 13 tweet atar, kimsenin gıkı çıkmazsa, sıradan hesaplar da bu ‘devletlû’ siyasetçileri örnek alır. Son bir yıl içinde bir siyasal partiye laf etti diye bir çok kişi dayak yediyse ve bu vakayi adiyeden hadise gibi geçiştirildi ise ortada sahiden ciddi bir anomali vardır.

Devlete gözünün üstünde kaş var diyeni “Kes lan Fetöcü” diye susturmak meşru olmuş, her “Bu da olmuyor ama” diyen “Ulusal güvenlik tartışmaya kapalıdır, tartışıyorsan hainsin” parantezine alınır olmuş, devlete hükümet eden parti açık açık kendisini sabote eden bu tür uygulama sorunlarını kontrol edemez hale gelmiş, (çünkü milliyetçiliği şahlandırmış da şahlandırmış ve şimdi de sahada tutamıyor), “Kürtçülük ne kadar kötüyse Türkçülük de o kadar kötü, milliyetçiliğin her türü kötü” şeklindeki naif cümle bile kriminalize edilir hale gelmiş, ‘devletin bekası’ argümanı her türden beceriksizliği, aşırılığı ve haksızlığı meşrulaştıran bir örtü olmuş, TV ekranları devleti putlaştıran ve “Devlet neylerse güzel eyler” diyenlerden geçilmez olmuş, 16 yaşındaki Asperger’li bir çocuğun eleştirisinde Türkiye’yi geçirmesini bile ‘milli refleksle’ aslanlar gibi püskürtme yarışına girecek kadar delirmişiz, aklı başında sandıklarımız bile hasta bir kızla alay etmeyi milli kimliğinin bölünmez mermerliğinin parçası sayabilmiş, bu şartlarda bir köşe yazarının “Devlete laf etti” diye linç edilmesi artık beni şaşırtmıyor.

Ama açık söyleyeyim, hiçbir siyasi fikir belirtmeden, handiyse etliye sütlüye karışmadan, objektif, dengeli ve herkese eşit mesafede durmaya çalışarak program modore eden Hülya Hökenek’e sırf Kürt olduğu için saldıranlar, “Habertürk bu kadını kovsun” diye tweet atanlar beni bile şaşırttı. Hülya Hökenek’in çözüm sürecinde attığı destek tweetlerini derleyip 30 IQ’lu twitter kullanıcılarının eline veren arsız topluluğu kaç kişi olduklarına bakmaksızın kınıyorum.

İşe bakın…

Demokratik görüş alış verişini, demokratik enstrümanları ayakta tutmaya çalışan grup, kurum ve kişiler, demokrasinin olmazsa olmazı olan ‘çoğunluk’ tarafından, iletişimi demokratikleştirdiği iddia edilen ‘sosyal medya’ uygulamaları aracılığıyla tehdit ediliyor.

Ünlü olan faşist, görüşlerini yaymak için “Herkesin söz hakkı olmalı” mantığıyla hareket eden demokratik bir arayüzü, tv kanallarını kullanarak, herkesin söz hakkı olmadığını iddia edip, tribünleri lince davet ediyor. Taraftarı olan sıradan faşistler de, varoluşunu çoğulculuktan, çok seslilikten alan Twitter gibi platformları kullanarak “İlle de tekseslilik!” diye dayatıyor.

Sonuç:

Varoluş sebebi demokratik toplum olan medya, varoluşunu demokratik bir kavram olan çoksesliliğe dayandıran sosyal medyadaki faşist kalabalıklar tarafından ‘hack’leniyor.

Demokratik teamüller, bizzat demokrasinin enstrümanlarıyla katlediliyor.

Trajedi diye buna derim.

Yorumlar