ANALİZ

Neden yazmayacağım?..

Recep Tayyip Erdoğan, 11 partinin ortak adayı Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu ve HDP’nin adayı Selahattin Demirtaş…

Neden yazmayacağım?..

ADNAN BERK OKAN

Ey güzel insanlar!..

Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti için “Tarihi” bir gün…

Zira…

İlk defa cumhur kendi başkanını seçecek…

Üç aday var…

Halen başbakanlık görevini sürdüren ve yarışmaya da “başbakan” olarak katılan Recep Tayyip Erdoğan... 

11 partinin ortak adayı Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu...

Ve... 

HDP’nin adayı Selahattin Demirtaş…

Üç adayın üçü de seçilebilmenin yasal özelliklerine sahip…

Üç aday da mevcut sisteme farklı bakıyorlar…

Halk hangisini seçerse o, devletimizin resmi en yüce makamında 5 yıl oturup, Mecliste kabul edilmiş yasalara onay verecek ya da veto edecek…

Ve hangisi seçilirse seçilsin eminim ki anayasada yazılı olan görevlerine sadık kalacak…

Ve fakat…


Elbette üzülüyorum...


Ey güzel insanlar!..
Bu köşelerde onu eleştirdiğime hiç tanık olmadınız...
Çünkü...
Kendisine olan saygım, en eleştirilmesi gereken yazılarını bile görmezden gelmeme sebep oluyordu... 
Ama...
Önce Suriye...
Sonra Gezi...
Ve en sonunda da 17/25 Aralık  operasyonlarında ters düştük...
O bütün bu olaylarda Başbakan'dan yana tavır aldı...
Ben ise daha önce samimiyetle destek verdiğim başbakanı eleştirmeye başladım...
Bilhassa 17/25 Aralık benim açımdan darbe değil bir yargı operasyonuydu...
Ancak...
Ortada  suç olsa da henüz "suçlular" yoktu...
Suçluların olabilmesi için ise yargılama gerekliydi...
Elbette bağımsız ve tarafsız bir yargılama...
Benim istediğim işte oydu...
Ama...
Çok değer verdiğim, incitmemek için bir kere bile eleştirmediğim dostum eleştirel yazılarıma öfkeleniyor, Aydın Doğan tarafından satın alındığımı söylüyordu sağda solda...
Daha da öte...
Oğlu ve eşi, Aydın Doğan'dan maaş aldığımı, onun tetikçiliğini yaptığımı bile iddia ediyorlardı...
Bu lafları bana taşıyanları dinlemiyor, öyle söylemiş olsalar bile duymak istemediğimi söylüyordum...
Çünkü bana aktarılanların doğru olduğuna inanmıyor, inanmak istemiyordum...
Ama dün ip koptu...
Çünkü gerçekten çok sevip saydığım bir dostumun, ağabeyimin yanında benim için küfürlü, hakaretli konuştuğunu öğendim...
Geçenlerde...
Yaşgünü kutlamasına, çirkin bir kumpas sonucu genel başkanlıktan istifa etmek zorunda kalan o değerli dostumu, büyüğümü, eski genel başkanı da davet etmişti...
Ve...
Yine beni kendi kalitesine hiç yakışmayacak hakaretlerle aşağılamaya kalkışınca konuğu tarafından susturulmuş; yaptığı hakaretlerin hiçbirini hak etmediğim yüzüne söylenmişti... 
Benim için yaptığı hakaretleri ve küfürleri öğrenince elbette üzüldüm...
Hatta kahroldum...
Zira...
Birkaç dostum vardır ki, benim penceremden baktığımda ne kadar yanlış yapmış olurlarsa olsunlar onları eleştirmeye elim varmaz...
O entelektüel; koskoca başbakanların yanaklarını okşayacak kadar kendine güveni olan (Yaşça) büyüğüm de işte o dostlarımdan biriydi...
Evet "Biriydi..."
Artık değil...
Taa ki telefonu açıp, o müstafi genel başkana söylediklerini bana da söyleyene kadar deği...
Evet...
Yüzüme söylerse sorun yok...
Çünkü...
İnsan sevdiği kişiye en ağırı da olsa eleştirisini yüzüne karşı yapabilendir...
Çünkü ben öyle yapan, yapabilenlerden biriyim...
Bu onbeş gün, biraz da işte o aleyhinde tek laf etmediğim ama farklı düşündüğüm eski dostun bende yarattığı hayal kırıklığını tamir etmeye çalışacağım...
Aksi halde duygularıma yenilebilirim...
Oysa onun, benim için eski dost olarak kalması, benim duygularımdan çok daha önemli... 
 

Bendeniz…

Bugünden itibaren 15 gün yazı yazmayacağım…

Neden mi?..

 

Çünkü…

Bu yaptığım iş diğer köşe yazarlarınınkine benzemiyor…

Onlar isterseler (Ki imkânım olsa keşke ben de onlar gibi olabilsem) tek bir köşe yazarını bile okumadan sadece haberleri izleyerek yazabilirler makalelerini…

Hatta haberleri dahi okumadan başka konularda kendi öz fikirlerini okurlarıyla paylaşabilirler…

Oysa ben her gün en az altmış (Hatta daha fazla) köşe yazarının yazdıklarını okumak zorundayım…

O işkenceyi her gün (Dört veya beş yazarı gerçekten okumaktan keyif alıyorum ama lütfen “Kim onlar?” diye sormayın zira isimlerini açıkladığım an tercihlerimde “objektif” olmadığımı düşünebilirsiniz) çekmek mecburiyetim var…

Aksi halde kimi alkışlayacağıma, kimi kazandırıp kimi kaybettireceğime veya kimi “Günün Köşe Yazarı” seçeceğime karar veremem…

Siz bu satırları okurken haliyle hangi adayın seçildiğini bilmiyorum…

Kamuoyu araştırmalarına bakarsanız seçim bitmiş, kazanan kazanmış…

Ama…

Benim demokrasiye ve sandığın kutsiyetine olan inancım kesin sonuçları görmeden “Şu kazandı” dememe engel…

Ancak…

Bir şeyden eminim…

Kim kazanırsa kazansın, ilk tartışma seçimin sıhhati konusunda yapılacak…

Kaybedenler, seçim sandıklarındaki oy sayımında ya da yazılım sisteminde hile yapıldığını iddia edecekler…

Seçimi kazananın taraftarlarıysa o iddialara  “Hile hurda yok, adil bir seçim yapıldı” itirazlarıyla cevap verecekler…

Eğer kazanan Erdoğan olmuşsa, fanatikleri ve iktidara yakın medyadaki yazarlar, muhalif yazarlarla alay edecekler, futbol fanatiği edepsiz seyircilerin tribünlerde mağlup takım seyircilerine “nası geçirdik ama?”  tarzı çığlıklarını atacaklar…

Şımaracaklar…

Aralarından kimileri, merkez medyanın patronlarına, “ya, yayın politikalarınızda bitaraf olmaktan vazgeçip Sayın Cumhurbaşkanımızdan ve hükümetimizden yana tavır alın, ya da yok olup gidecek, maliye kıskacında can çekişerek öleceksiniz” tehditleri savuracaklar…

Erdoğan’ın müzmin muhalifleriyse: 

Laik sistemin lağvedileceğini...

Şeriat kanunlarının uygulanacağını... 

Atatürk ilke ve inkılâplarının yıkılacağını...

Okullarda kızlı – erkekli eğitimin tarihe kavuşacağını...

Bütün kadınlara örtünme zorunluluğu getirileceğini...

Düz liselerin ve bütün ilkokulların imam hatip liselerine dönüştürüleceğini savunacaklar…

Erdoğan'a oy veren milyonlarca yurttaşa hakaret edip, onların ne kadar cahil, eğitimsiz, aptal ve geri zekâlı olduklarını iddia edecekler...

Ve…

Benden işte böyle bir ortamda “objektif” olmam istenecek…

Şımarıklara ya da edepsizlere haddini bildirmeye kalksam kovulmam için baskılar başlayacak…

En iyisi mi yazmayayım…

Hiç olmazsa ilk on beş günün ateşi sönsün…

Seçilen cumhurbaşkanı, asla dinlemeyeceğim çünkü uygulanmadan inanmayacağım balkon konuşmasına uyacağına ilişkin ışıklar versin…

Köşe yazarları gerçek gündeme dönüp, geleceği ilişkin aklı başında, küfürsüz, hakaretsiz yazılar yazmaya başlasın…

Ben de o gün (Belki) yeniden köşelerime döner bütün samimiyetim ve objektifliğimle şu hiç sevmediğim lanet işi yapmaya ve düşmanlarıma yeni düşmanlar katmaya devam ederim…

İyi seçimler…

Lütfen vicdanınızın sesini dinleyiniz…

[email protected]

ÇOK OKUNANLAR