RÖPORTAJ

Metin Uyar: 'Sağlıklı olmayı istiyoruz ama sağlıklı yaşamda sınıfta kalıyoruz'

Sayım Çınar Metin Uyar ile sağlıklı yaşamı, kanserde yeni tedavi yöntemlerini, kilo verdiren diyetleri ve bitkisel tedavileri konuştu.

Metin Uyar: 'Sağlıklı olmayı istiyoruz ama sağlıklı yaşamda sınıfta kalıyoruz'
GAZETECİLER.COM - ÖZEL İÇERİK
SAYIM ÇINAR - sayimcinar@gmail.com

22 yaşında Milliyet Gazetesi İyilik-Sağlık Köşesi Yazarı olan, 24 yaşında ise Üniversitede Öğretim Görevlisi olarak dersler vermeye başlayan Metin Uyar gazeteciler.com için Sayım Çınar'ın sorularını yanıtladı.

Milliyet gazetesi eklerinde sağlık röportajları, yazıları kaleme alıyorsun. Biraz kendinden bahseder misin Metin?

3,5 yılı aşkın bir süredir Milliyet Gazetesi Cumartesi ekinde İyilik-Sağlık köşesini hazırlıyorum. Çocukluğumdan beri beğeniyle okuduğum ve bir gün yazmayı hayal ettiğim gazetede çalışıyorum. Büyük gazetecilere saygısızlık etmek istemediğimden kendimi gazeteci olarak tanımlamıyorum. Ama gazetecilik gönlümü kaptırdığım ve ilk günkü heyecanımı bir an bile yitirmediğim bir tutkum. Çünkü her gün yeni bilgiler öğrenmeme ve güncel kalmama olanak tanıyor. O bilgileri ihtiyacı olanlara ulaştırmamı sağlıyor. Başarılarını hayranlıkla takip ettiğim insanlarla tanışmama hatta onlarla saatlerce sohbet ederek, deneyimlerinden yararlanmama imkan veriyor.

Gazete yazılarının yanı sıra Medipol Üniversitesi'nde Öğretim Görevlisi olarak çalışıyorsun, akademik olarak ilerlemeyi hedefliyor musun?

Aslında ben bir eczacıyım. Lisans eğitimimi bitirdikten sonra fitoterapi yani bitkisel tedaviler alanında yüksek lisans yaptım. Medipol Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nde de iki yıldır Öğretim Görevlisi olarak çalışıyorum. Üniversitede olmak her an bilginin merkezinde olmak, sürekli gençlerin yüksek enerjisini hissetmek ve birçok kişinin hayatına dokunabilmek anlamına geliyor. Hem bunlardan vazgeçemediğim için hem de ülkemizde sağlıklı yaşama daha büyük katkılar sunabilmek için akademik olarak ilerlemeyi hedefliyorum. Geçtiğimiz şubat ayında sağlık yönetimi alanında doktora yeterliliğimi verdim. Şuanda da wellness ve sağlık ilişkisi üzerine tez çalışmamı yapıyorum.

"GELİŞMİŞ ÜLKELER, SAĞLIĞI BOZULMADAN KORUMAYA ÇALIŞIYOR"

Sence biz sağlıklı bir toplum muyuz? Türk toplumu sağlığa ne kadar dikkat ediyor? Yazılarında en çok hangi konulara yer veriyorsun?

Bugün insanlara bir dilek tutun desek insanların çoğu sağlıklı bir yaşam istediklerini söyler. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından Türkiye'de bireylerin toplumsal konulara ilgisi araştırıldı. Sağlık konusu yüzde 57 ile ülkemiz insanının en çok ilgi duyduğu ikinci konu çıktı. Sağlıklı olmayı bu kadar istememize ve sağlıklı yaşama bu kadar ilgi duymamıza rağmen iş uygulamaya geldiğinde ne yazık ki sınıfta kalıyoruz. Hem dünyada hem de ülkemizde kronik hastalıklarda patlama yaşanıyor. Bu durum gelişmiş ülkelerde hastalıklara bakışı değiştirdi. Sağlık otoriteleri artık tedaviye değil hastalanmadan bireyleri nasıl koruyabileceklerine odaklanıyor. Ben de bu kapsamda sağlıklı bir yaşam tarzı geliştirmeye yönelik beslenme, egzersiz, iyilik hali gibi konulara yazılarımda sıklıkla yer veriyorum.

Kanser hastalığında iyileşme oranları gittikçe artıyor.. Kanser tedavisinde ciddi bir ilerleyiş söz konusu değil mi?

Aynen öyle, kanserin tanı ve tedavisinde hızla büyük gelişmeler yaşanıyor. Geçmişe göre kıyasladığımızda çok daha ufak tümörler bile erken evrelerde tespit edilebiliyor. Kanser hücrelerine yapılan genetik analizler ile tedavide başarı şansı arttırılabiliyor. Bazı kanser türlerinde akıllı ilaçlar ile sağlıklı hücrelere zarar vermeden doğrudan kanser hücrelerini hedefleyen tedaviler yüz güldürüyor. Bunlar iyi haberler ama kanser görülme sıklığı da ne yazık ki hızla artıyor. Bunun önüne geçebilmek için sağlıklı beslenmeye, bol bol hareket etmeye, stresten uzaklaştığımız iyilik halimizi koruduğumuz doğal yaşama acilen geri dönmemiz gerekiyor.

"HARVARD BESLENME BÖLÜM BAŞKANINA GÖRE
EN İYİ DİYET AKDENİZ DİYETİ"

Çok genç bir yazarsın ve de işini iyi yaptığını düşünüyorum. Okurlarından ve de yöneticilerinden nasıl tepkiler alıyorsun?

Çok teşekkür ederim işimi gerçekten çok önemsiyorum ve iyi yapmak için çok çalışıyorum. Çünkü yapılacak en ufak bir hatanın bedelinin insan sağlığı olduğunu akademisyen bir eczacı olarak çok iyi biliyorum. Okurlarım mailleriyle hatta bazen telefonlarıyla iletişim kuruyorlar. Beni bazen çok şaşırtanlar oluyor. Bir keresinde 80'li yaşlarda bir hanım aramıştı. "Tüm yazılarınızı kesip saklıyorum." diye anlatmıştı. Üniversite Öğretim Üyesi olan Dr. Asiye Kocatürk de her hafta dersimde yazılarınızı öğrencilerime okuyorum, önerdiğiniz kitapların da hepsini alıyorum demişti. Bazen öğrencilerim arasından da yazılarımın sıkı takipçileri çıkıyor. Elbette insanlara ulaştığımı hissettikçe daha da büyük bir keyifle yazıyorum. Gazeteciliği öğrendiğim yer Milliyet olduğu için yöneticilerimin yorumlarını da çok önemsiyorum. Ekler Yayın Yönetmenimiz Filiz Aygündüz, Yayın Koordinatörümüz Aydil Durgun, Görsel Yönetmenimiz Gülsen Eğilli ve ekler ekibi de yazılarımı beğeniyle okuduklarını söylüyorlar. Bu da elbette beni çok motive ediyor.

Zayıflamak isteyenlerin fazlaca olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Zayıflamak denildiğinde, okurlarına daha çok neler öneriyorsun?

Aslında vücudun mekanizması çok net: yaktığından fazlasını yersen kilo alırsın. Altta yatan bir sağlık sorunu yoksa abartısız, dengeli yemek ve bol bol hareket etmek de kilo verdirir. Tabii kiloyu nasıl verdiğimiz de önemli... Yaz yaklaşırken panikle; şok diyetler ve detokslar ile hızlı kilo verenler o kiloları fazlasıyla geriye alıyor. Sağlıklı kilo vermek için beslenmenin duayenini referans göstereyim. Harvard Üniversitesi Beslenme Bölümü Başkanı Prof. Walter C. Willet ile yaptığım röportajda Willet, "60 yıl önce yediklerimizi yemeliyiz, o da Akdeniz diyetine çok benziyor" demişti. Haftada beş gün 30-40 dakikalık tempolu yürüyüşlerin de sağlıklı kişiler için en ideal egzersiz olduğu söyleniyor. Yine de şu konuda uyarmalıyım, zayıflamak için herkese bireysel sağlık koşullarına uygun reçete yazılmalı ve kişiler düzenli aralıklarla takip edilmeli. Çünkü herkes ne yapması ve yapmaması gerektiğini bence biliyor. Sorun uygulayacak motivasyonu bulamamaları... Düzenli takip bu motivasyonu yükseltiyor.

Zaman zaman sağlık gezilerine gidiyorsundur, gittiğin toplantıların içeriğinden bahseder misin?

Sağlık konularıyla ilgili önemli ulusal ve uluslararası kongreleri takip etmeye çalışıyorum. Çünkü kongrelerde yıl boyunca yapılan bilimsel çalışmaların sonuçları açıklanıyor. Yeni tanı ve tedavi yöntemlerinin etkinliğine dair veriler paylaşılıyor. Böylece en güncel bilgileri, en doğru kaynaklardan, referanslarıyla öğrenmiş oluyorum. Bu kapsamda haziran ayında da iki kongreyi takip edeceğim. 1-4 Haziran'da İsveç'te Avrupa Obezite Kongresi'ni ve 10-14 Haziran'da New Orleans'ta Amerikan Diyabet Birliği'nin 76. Bilimsel Kongresi'ni...

"GENÇİLERİN RENGARENK DÜNYASINA GAZETELER YER AÇMALI"

Medyamızda kendini nereye oturtuyorsun? Ana gazete yazmak isteseydin sağlık dışında ne yazmak isterdin?

Medyada sağlık alanında uzmanlaşmış, yazıları ilgiyle ve güvenle takip edilen bir yazar olmaya çalışıyorum. Sağlık çok riskli bir alan çünkü çok teknik, bilimsel bilgilerle dolu... O bilgileri çarpıtmadan, anlaşılabilir ve ilgi çekici bir formda yazmak gerekiyor. Sıkıcı olana tahammülü olmayan biri olarak akademik bilgiyi, eğlenceli şekle dönüştürmenin sağlıkta fark yaratacağına inanıyorum. Kariyer planım gereği hep sağlık alanında ilerlemeyi düşünüyorum. Ama ana gazetede de sağlık dışında bir şey yazacaksın deselerdi gençlerin yaşamları, trendleri, gezileri, aktiviteleri ile ilgili yazılar yazmak isterdim. Üniversitedeyken aşırı sosyal bir tiptim, şimdi de öğrencilerime kulüp danışmanı olarak destek olmaya çalışıyorum. Orada bambaşka, çok hızlı, dinamikleri gazetelerden çok farklı, rengarenk bir dünya var. Basılı gazeteler geleceklerine yatırım yapmak istiyorlarsa o dünyayı sayfalarına taşımalı. Yoksa şuan olduğu gibi onlar sadece interneti takip etmeye devam edecek ve onlar orta yaşa geldiğinde artık gazeteyi basılı halde satın alacak kimse kalmayacak.

Televizyon programı yapmayı da düşünüyor musun?

Her zaman düşünüyorum. Bunun için eğitimler de aldım. Uğur Dündar Müjdat Gezen Televizyon Okulu, Medya Mektebi ve Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde sektörün duayen isimlerinden dersler aldım. Her birinden çok şey öğrendim ve eğitimler sonunda oldukça iyi geri bildirimler aldım. Hatta hayatımda ilk iş teklifimi Uğur Dündar'dan aldım. Ama şimdiye kadar sağlıkla ilgili bir program sunma imkanım olmadı. Bir gün olacağına inanıyor musun dersen, kesinlikle inanıyorum.

"UZMAN OLMAYANLARIN ÖNERDİĞİ BİTKİSEL KÜRLER
YÜZÜNDEN İNSANLAR SAĞLIĞINDAN OLUYOR"

Ülkemizdeki sağlık yayıncılığına nasıl bakıyorsun?

Ülkemizde sağlık yayıncılığı her geçen gün daha iyiye gidiyor. Uzmanlar kendi alanlarıyla ilgili kitaplar çıkarıyor, televizyonlarda ve gazetelerde kendilerine yer bulabiliyor. Bu durum halkın sağlık alanındaki bilgi düzeyinin artmasına ciddi şekilde katkı sağlıyor. Ancak bazen bilgi kirliliği de oluşabiliyor. Medyada abartılı ifadeler kullanarak popüler olmaya çalışan ve umut tacirliğine soyunan insanlara da rastladığımız oluyor. Mesela kendi uzmanlık alanım olan fitoterapi (bitkisel tedaviler) ile ilgili hiçbir eğitimi olmadığı halde, bilinçsizce kürler öneren insanları televizyonda izlediğimde, gazetelerde okuduğumda çok üzülüyorum. Çünkü bilinçsizce yapılan tavsiyelerle hem halkın umutları çalınıyor hem de halk sağlığı ciddi şekilde tehdit ediliyor. Televizyonda izlediği bitkisel kürü uygulayıp böbreğini kaybeden insanlar bile oluyor.

Kamu ve özel sağlık kuruluşları arasındaki farklılığın ortadan kalkması, vatandaşa nasıl yansır?

Farkın kalkması vatandaşın hayatını kurtarır. Devlet hastaneleri tüm değişim ve gelişime rağmen hala çok yetersiz kalıyor. Geçenlerde gece geç bir saatte öğrencilerim halı saha maçı yapıyordu. Maç esnasında bir öğrencim düşüp sakatlanınca hemen onu en yakın hastaneye götürdüm. Bir devlet hastanesinin acil servisiydi gittiğimiz yer, gördüğüm manzara ise hala bir travma olarak zihnimde duruyor. "Ölüyorum, kurtarın" diye bağıran bir kadının sedyede saatlerce kapı girişinde bekletilmesi, kızı "Annem ölüyor, kurtarın" diye bağırdığı halde bir sağlıkçının bile yardım etmemesi... Kaza geçiren ve kafasından kanlar akan birinin bitmeyen sırada, kanlar içinde bekletilmesi... Hastaların ve yakınlarının feryatları... Gerçekten çok üzücüydü. Bizimki çok ciddi bir durum değildi. Ama gördüğüm manzara bir gün gerçekten ihtiyacım olduğunda, param yoksa ölüme terk edilebileceğimi düşündürdü.