MEDYA KÖŞESİ

Masa başı oyunların tetikçisi gazeteciler

Ankara'da "şebeke gazeteciliği"nin iş yaptığını savunan Milliyet yazarı Mehmet Soysal, "Ülkeyi yönetenlerin etrafında toplanan bu arıza tiplerin işi gücü muhbirlik..." dedi..

Masa başı oyunların tetikçisi gazeteciler

Demirören Medya Grubu CEO'su ve Milliyet gazetesi yazarı Mehmet Soysal, "Ankara’daki, şebeke gibi çalışan ve fısıltılarla beslenen bazı gazetecilerden ve danışmanlardan bu meslek kurtarılmadıkça bu ülkede gazetecilik asla yapılamayacak..." dedi..

KENDİNİ VE KURUMUNU KULLANDIRTMAYAN GAZETECİLER AZALDI!

"Ankara'nın güç koridorlarındaki odalarda masa başı dizayn oyunlarının ilk tetikçisi unutmayalım ki daima kulağına fısıldanan gazetecilerdir" diyen Mehmet Soysal, şu tespiti yaptı: "Kendini, kurumunu kullandırtmayan ve ilkeli gazetecilik yapanların sayısı ne yazık ki her geçen gün azalıyor."

KİM KULLANILMAYA DAHA ÇOK MÜSAİTSE

" 'Bakandan daha çok bakan' veya 'liderden daha çok lider' gibi davrananlar, şebeke gazeteciliğine daima müsait olan, kendi gibi tiplerle buluşur ve anlaşır." diyen Mehmet Soysal, "Kim kullanılmaya daha çok müsaitse, kimin kulağına daha çok fısıldanıyorsa ve bunlara da büyük gazeteci deniliyorsa, işte o zaman hemen her gün bir yerlerin ürettiği 'rahatsızlık' senaryoları da devreye girer."

İşte Mehmet Soysal'ın o yazısı:

KARABORSA HİKAYELER

Ankara’nın güç koridorlarındaki odalarda masa başı dizayn oyunlarının ilk tetikçisi unutmayalım ki daima kulağına fısıldanan gazetecilerdir.

34 yıllık meslek hayatımızda, her kim “yazılmamak kaydıyla” diyerek söze başlayıp kulağımıza bir şeyler fısıldasa “Neden resmî açıklama yapmıyorsunuz?” diyerek konuyu kapattım.

Fısıltı gazeteciliğinden de oldum olası nefret ettim.

Biliyorduk ki kulağımıza her fısıldanan sözün altında mutlaka bir Çapanoğlu var.

Fısıldayan adamların sözlerine de kulağımı kapatır ve adeta “Külahıma anlat” der, geçerim...

***

Kendini, kurumunu kullandırtmayan ve ilkeli gazetecilik yapanların sayısı ne yazık ki her geçen gün azalıyor.

Ankara’daki bir kesim gazetecinin siyasetle ve diğer güç odağı olan kurumlarla girdikleri ilişkiler sonucu yaptıklarını yazmaya başlasak, inanın ansiklopedi olur.

Ve fısıltı gazeteciliğinin hemen her gün bir örneğiyle karşılaşıyoruz.

“Gazeteci, gazetecinin kurdudur” sözünü ilk duyduğumda gülmüştüm...

İnanmamıştım...

Belki de inanmak istememiştim ve gerçeklik yüzdesini de çok düşük tutmuştum.

Ama 34 yılın sonunda bugün rahatlıkla diyebiliyoruz ki bu söz doğru söylenmiş ve gerçeklik oranı da yüzde yüz imiş!

***

Kimler geldi kimler geçti şarkısı gibi...

“Bakandan daha çok bakan” veya “liderden daha çok lider” gibi davrananlar, şebeke gazeteciliğine daima müsait olan, kendi gibi tiplerle buluşur ve anlaşır. Birilerinin örtülü operasyonlarının ve dizayn oyunlarının binlercesine şahit olmuş biri olarak, başı dik, alnı açık bir şekilde haykırarak diyebiliyorum ki 34 yıl boyunca bunların hiçbirine boyun eğmedik.

Gazetecinin duruşu, yazdıkları veya ekrandaki programları ya da kitaplarıdır.

Buna rağmen sabahtan akşama kadar birilerinin kuklası olmaya ve peşinden koşmaya ne gerek var?

***

Bu tiplerin kimler olduğunu yazmaya başlarsak, buna da bir ömür yetmez.

Ülkeyi yönetenlerin etrafında toplanan bu arıza tiplerin işi gücü muhbirlik...

İstediğini darağacına çıkartıp ipini çeker...

34 yıl boyunca böyle ucuz oyunlara ve oyuncaklara da tenezzül etmedik.

Ankara’daki, şebeke gibi çalışan ve fısıltılarla beslenen bazı gazetecilerden ve danışmanlardan bu meslek kurtarılmadıkça bu ülkede gazetecilik asla yapılamayacak...

Kim kullanılmaya daha çok müsaitse, kimin kulağına daha çok fısıldanıyorsa ve bunlara da büyük gazeteci deniliyorsa, işte o zaman hemen her gün bir yerlerin ürettiği “rahatsızlık” senaryoları da devreye girer.

Artık herkes işini bu oyunlara alet olmadan yapmalı.

Kariyer peşinde koşarken devirdikleri çamların hesabını bir gün herkesin vereceğini de unutmamalıyız.

Bir devrin adamı veya her devrin adamı olmayı değil, her devirde “adam” olmaya çalışmalıyız.

Ülkeye, millete, devlete ve siyasete, insanlığa ancak böyle hizmet etmiş oluruz.

Karaborsa hikâyeleriyle elde edilen kariyer eninde sonunda duvarlara çarpmaya mahkûmdur...

Yorumlar