ANALİZ

Kulaktan dolma entellektüeller!..

Doğan Hızlan'ın “Konu ne olursa olsun, karşımıza çıkan her soruyu, cevabını bilelim veya bilmeyelim, yanıtlıyoruz” hüküm cümlesine itirazım var...

Kulaktan dolma entellektüeller!..

Değerli Üstadım Doğan Hızlan…

Dünkü Hürriyet’te “Kulaktan öğreniyoruz her şeyi biliyoruz” başlığı altında yayımlanan makalenizi de her zaman olduğu gibi içercesine okudum…

Hepimizin öyle olmadığından eminim…

Ama…

İçimizde “kulaktan dolma entelektüel” sayısının “okuyarak” öğrenen entelektüel sayısından fazla olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu da tahmin edebiliyorum…

Ve fakat…

Bu durum…

Hepimizin böyle olduğunu göstermez…

Zira…

“Ben bunu bilmiyorum” diye daha en başta o konudaki cahilliğini itiraf eden çok sayıda dostum var…

Ve…

Onların dostu olmaktan onur duyuyorum…

Ama…

Bildiğinden emin olduğum bir konu üzerinde konuşmaya başladığımızda “okuyup rafa kaldıralı ve bir daha elime almayalı belki de elli sene oldu” diye samimiyetle gerekçe açıklayan dostlarımın sayısı da çok…

Ve ben…

Onların dostu olmaktan da onur duyuyorum…

Değerli üstadım…

Ne yazık ki…

Biz Türklerin geneli, karşısındakinin “doğru” söylemiş olabileceğinden önce “yalan” söylüyor olabileceğini düşünmek kolayına (Belki de işimize.) geliyor…

O nedenle de…

“Okudum ama şu anda konusunun ne olduğunu tam olarak hatırlayamıyorum” diyen birisine inanmak yerine “yalancı” olduğunu söylemeyi tercih ediyoruz…

Sanki yalan makinesini bağlamışız gibi…

Demek istemem o ki üstadım…

Nefis yazınızdaki genellemeye ve…

“Konu ne olursa olsun, karşımıza çıkan her soruyu, cevabını bilelim veya bilmeyelim, yanıtlıyoruz” hüküm cümlenize itirazım var...

Sizin hafızanızın nisyan ile malul olmayabileceğini kabul ederim…

Ama…

Herkes Doğan Hızlan olamaz ki…

Yıllar insanın bedeninden alıp götürdüğü kadar “hafıza” isimli arşivindekileri de çalıyor…

Meselâ bendeniz bazen bir ay önce okuduğum kitabın yazarının adını bile unutuyorum…

“Yüksek şekerden” diyor doktorlar…

Aynı şikâyeti, dev bir bilgisayar belleğinden daha hızlı çalışan Süleyman Demirel merhumdan da duymuştum…

“Yüksek şeker hafızayı tahriş ediyor”…

“Yüksek şeker” belâsına tutulmamış olmanız beni çok memnun etti…

Yüksek hafıza gücünüzün ve sağlığınızın uzun yıllar devam etmesi dileği ve saygılarımla…

Yakup MURAT

KULAKTAN ÖĞRENİYORUZ HER ŞEYİ BİLİYORUZ
Doğan HIZLAN / HÜRRİYET / 28.10.2016 

NE yazık ki ülkece büyük bir derdimiz var.

Bir hastalık seviyesinde. Kimse ‘Ben bunu bilmiyorum’ demiyor. Konu ne olursa olsun, karşımıza çıkan her soruyu, cevabını bilelim veya bilmeyelim, yanıtlıyoruz. Haydi sporda, siyasette, ekonomideki ahkâmı bir kenara koyalım. Kazara konu kitap, edebiyat, sanat olduğunda engin(!) bilgimiz sınır tanımaz hale geliyor.

Çoğunlukla yazılı kaynağa bakmaya gereksinim duymayız, kulaktan dolma bilgilerle idare ederiz.

Ben Frankfurt Kitap Fuarı’ndayken Türkiye’de yaşanan Madonna krizini uzaktan takip ettiğimi söylemeliyim. Bilhassa sosyal medyada çok konuşulan meseleyi tekrar ele almaya gerek yok. Ama başlığımın tam karşılığı desem hata olmaz sanırım... Masamda uzun zamandan beri duran ve döne döne okuduğum bir kitap, bu sorunu derinleştirmeme yardımcı oldu.

Pierre Bayard’ın “Okumadığımız kitaplar hakkında nasıl konuşuruz?”* adlı kitabı, aslında birçoğumuzun sırrını faş ediyor.

Şimdiden uyarayım; kitabın her sayfasında bir tanıdığınızı anımsayabilirsiniz. Onların malum gerekçeleri aklınıza gelecektir: “Okuyalı yıllar oldu, unutmuşum”.

İtiraf edin bunu zaman zaman siz de yapıyorsunuz! Neden? Bilmiyorum, okumadım demek ayıp diye mi? O zaman gerçekten okumak fikrini biraz daha düşünün derim...

Kaç kişi, ben kitap okumuyorum itirafında bulunabilir?

Bazen ‘ünlü isimlerle’ yapılan söyleşilerde boş zamanlarında kitaplar okuduklarını söyleyenler, nedense hangi kitabı okuduklarını söyleyemiyorlar bile... Adeta, o anda bellek yitimine uğramışlardır.

Bir edebiyat kitabı hakkında konuşmak zorunda kalırsak, genel olarak iyi bir okuyucu olduğunu sandığımız, öyle olduğuna inandığımız bir kişinin lafa başlamasını bekleriz. Sonra, önce kafamızı sallayarak, sonra genel geçer yargılarla onu destekleyerek peşine takılırız.

Bayard’ın kitabı Oscar Wilde’dan ironik bir alıntıyla başlıyor: “Eleştirisini yapacağım bir kitabı asla okumam; insan o kadar etkileniyor ki.”

Kitabı okumadan önce size bir uyarıda bulunmalıyım, Bayard, edebiyat profesörü. Sizi sarakaya alıp cehalet batağında debelenmenizden de hoşlanabilir. Kitap kurtlarının bulunduğu bir mecliste soğuk terler dökmenizi önleyecek başka önerileri de bu kitapta bulabilirsiniz.

Bakın bir bölüm nasıl başlıyor: “Okumamanın türlü yolları vardır, en kesin olanı da hiçbir kitabın kapağını açmamaktır.”

Bazı evlerde, okunmamış ve okunmayacak kitapların sıralandığı raflara rastlamışsınızdır. Bir gün bir sahaf dostum, bir müşterinin toplam “4 metre uzunluğunda sırtı güzel kitap” istediğini söylemişti. Meseleye tamamen dekorasyon açısından yaklaşan bir “kitapsever”den söz ediyordu.Kitabı okumayacak olan okurlara söyleyeyim(!), Bayard, bildiğini bilmezlikten gelmenin en inandırıcı örneklerini veriyor. Elbette hep okuduğu kitaplar, yazarlar hakkında konuşuyor. Ama bunu o kitabı hiç okumamış ama konuşmaktan geri durmayan insanlar gibi yapıyor.Bunu yapmak aslında en kolayı. Tanınmış, popüler bir yazar veya çok satan bir kitap hakkında o kadar çok yazı yayınlanmıştır ki, mutlaka birkaç cümle söyleyebilirsiniz. Kolaylıkla okumadan “O yazarı hiç sevmem, zaten son kitabı da...” diyerek söze girebilirsiniz. Örneğin Türkiye’de hiç okumadan Yahya Kemal Beyatlı, Orhan Veli Kanık, Cemal Süreya, Oğuz Atay, Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Elif Şafak hakkında istediğiniz gibi konuşabilirsiniz(!). Tıpkı televizyondaki hanımefendinin Kürk Mantolu Madonna hakkında kolaylıkla konuşabildiği gibi.

* * *

ZEKİCE yazılmış, her kütüphaneye lazım bir kitap. Gerçekten okumalısınız.

(*) Okumadığımız kitaplar hakkında nasıl konuşuruz?, Pierre Bayard, Türkçesi: Aysel Bora, Everest Yayınları.

ÇOK OKUNANLAR
Yorumlar