RÖPORTAJ

Filiz Aygündüz: Hiçbir şey edebiyat kadar iyi gelmiyor bana

Milliyet Sanat dergisinin Genel Yayın Yönetmeni ve Milliyet yazarı Filiz Aygündüz, Sayım Çınar'ın sorularını yanıtladı...

Filiz Aygündüz: Hiçbir şey edebiyat kadar iyi gelmiyor bana

GAZETECİLER.COM - ÖZEL İÇERİK
SAYIM ÇINAR
sayimcinar@gmail.com

Filiz Aygündüz, öğretmenken Negatif dergisi ile gazetecilik hayatına başlamış, Milliyet Sanat dergisinin Genel Yayın Yönetmenliği, Miliyet Kitap ekinin ve gazetenin kültür-sanat sayfalarının editörlüğü gibi zorlu işlerin altından kalkan bir isim.

"Kaç zil kaldı örtmenim" ve "Prens prensesi sevmedi" isimli iki kitabın yazarı da olan Aygündüz gazetede haftada bir köşe de yazıyor.

Sayım Çınar, kitap dünyasının bir karınca gibi çalışkan ismi Filiz Aygündüz ile kitap, kültür sanat, sosyal medya ve Türkiye üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdi.

İşte o sohbette konuşulanlar:

Yıllardır onurlu bir şekilde Milliyet gazetesinde kültür-sanat gazeteciliği yapıyorsunuz. Bugünkü Türkiye'de gazetecilik yapmak siz de ne gibi duygulara yol açıyor?

- Öncelikle teşekkür ederim. Bugün Türkiye'de gazetecilik yapmak için her zamankinden daha fazla fikri takip yapmak, gündemi çok yakından ve çok çeşitli haber kaynaklarından izlemek lazım. Temkinli olmak kaydıyla sosyal medya da buna dahil. Bugün Türkiye'de gazetecilik yapmak bir tür uzun mesafe koşusu. Başarılı olmak için sık sık koşmak, nefes açmak gerekiyor.

Önemli olan kaç kişi tanıdığınız değil, siz gittiğinizde ebedi bir yoksunluk hissedecek olan insanların sayısıdır, öyle değil mi? Yeni romanınız yolda mı?

- Üçüncü romanımı yazmaya başladım. Karakterler yavaş yavaş oluşuyor. Olay örgüsünü örüyorum bugünlerde. Yine insanın meselelerini anlatan, insan olmakla ilgili dertlerimizi işleyen bir roman olacak.

Köşe yazarlığınız yazarlığınıza ne ölçüde etki etti?

- Haftada bir gün yazmak, düzenli olarak yazma pratiğimi geliştirdi biraz. Biraz da az sözle çok şey anlatma alışkanlığını... Ayrıca sanatla edebiyatla ilgili yazmak yazarı çok zenginleştiriyor. Kendi romanı da bu zenginlikten besleniyor.

Milliyet gazetesinde bütün ekleri ve de Milliyet sanat'ı yönetiyorsunuz. Biraz ekibinizden bahseder misiniz?

- Milliyet Sanat, Milliyet Cadde eki ve Milliyet Haftasonu eki olmak üzere üç farklı ekiple birlikte çalışıyorum. Her biri alanında uzman, deneyimli muhabir ve editör kadroları var. Milliyet Sanat'a yazanların yüzde 80'i dışarıdan bize yazıyor. Kendi alanının en yetkin imzaları. Cadde'nin ve haftasonu eklerinin köşe yazarları için de aynı şey geçerli. Muhabirlerimiz ise işini gerçekten çok severek yapan, haberin kokusunu her türlü mesafeden alabilen isimler.

Sence biz kitapsever bir toplum muyuz? Türk toplumunun edebiyatla arası nasıl? Yazılarında en çok hangi konulara yer veriyorsun?

- Öyle metrolarda, otobüslerde herkesin elinde birer kitapla yolculuk ettiği ülkelerden değiliz. Hala kitap okuyacak vakti olmadığını söyleyen insanlar var. Ama öte yandan her akşam aralıksız dizi izliyoruz. Bütün bu tabloya rağmen kendi okuma ritmini oluşturmuş, ayda en az 1-2 kitap okuyan bir kesim de yok değil. Yazılarımda sanatla edebiyatla ilgili her konuya yer veriyorum ama edebiyat ağırlıklı yazdığımı söyleyebilirim. Güzel ve iyi kitaplar kendi köşemin gediklileri; sık sık onlarla ilgili yazıyorum.

Medyamızda kendini nereye oturtuyorsun? Ana gazetede kültür sanat çok keyifli olsa gerek..

Kültür-sanat, magazin, ekler gibi basının nispeten daha keyifli, eğlenceli alanlarında çalışıyorum. Her biri de hayata dair çok şey öğretiyor insana. Kaotik bir gündemin orta yerinde bir sergiden izlenimler, yeni çıkan bir kitabın yazarıyla söyleşi, yeni açılan bir mekanın tanıtımı insana nefes aldırıyor.

Artık sosyal medya da bir kitabın tanıtımı konusunda çok önem kazanıyor. Bu durumdan sonra kitap eklerine ilanlarda azalma oldu mu?

- Bazı yayınevleri eklere ilan vermek yerine sosyal medyadan duyuru yapma yoluna gitti, bu da ilanlarda belli bir azalmaya neden oldu. Ama çok dramatik bir azalma olduğu söylenemez. Çünkü hala sosyal medyayı kullanmayan, kullansa bile bir gazetenin kitap ekine daha çok itibar eden önemli bir okur kesimi var. Yayınevleri onları önemsiyor.

Sizin de mutlaka hem okumaktan hem yazmaktan mutluluk duyduğunuz kitaplar vardır. İlk beş kitabınız desem aklınıza kimler gelir, iyi ki bu kitapları okudum ve beğendim dediğiniz..

Karanlığın Günü / Leyla Erbil

Aşk/ Toni Morrison

Masumiyet Müzesi / Orhan Pamuk

Varoluşçu Psikoterapi / Irvin Yalom

Gözyaşı Konağı / Şebnem İşigüzel

Huzur, bu ülkede kalıcı olamıyor.Huzur, istediği zaman geliyor. Aradıkça kayboluyor, huzur..Biraz edebiyat değil mi?

- Son darbe girişiminden sonra, gazetelerin hemen hepsi darbe travmasından nasıl kurtulacağımıza dair psikologlarla, psikiyatrlarla söyleşiler yaptı. Hemen herkesin önerdiği şey sanatla, edebiyatla ilgilenmekti. Sair zamanlarda da canım sıkkınsa, huzurum kaçmışsa, hiçbir şey edebiyat kadar iyi gelmiyor bana. Haklısın yani huzur biraz da edebiyat demek...