RÖPORTAJ

Fatih Portakal: 'kafama göre takılıyorum'

Habere yeni bir soluk getiren Fatih Portakal, Mehmet Ali Birand'dan devraldığı bayrağı yere düşürmüyor.

Fatih Portakal: 'kafama göre takılıyorum'

GAZETECİLER.COM - ÖZEL İÇERİK
NESRİN YILMAZ
-ANKARA

Canlı yayın esnasında sosyal medyadan kendisine yazan izleyicisiyle diyaloğa giren, her haberin ardından mutlaka görüşünü belirten, bu özelliğiyle habere yeni bir soluk getiren Fatih Portakal, Mehmet Ali Birand'dan devraldığı bayrağı yere düşürmüyor.

Ona "sivri dilli" diye çok kızan da var, "bizim konuşamadıklarımızı konuşuyor" diye çok seven de... Onu "taraflı" bulan da var, görüşlerini dile getirdiği için "helal olsun, düşüncelerimi söylüyor" diyen de...

Zaten o da tarafsızım demiyor, o kadar açık, o kadar dobra konuşuyor ki, şu günlede bir çok insanın açıklamaktan çekindiği özelliklerini bir bir sıralıyor..."Atatürk hayranıyım, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım, demokrasiden yanayım" diyor...

Birçok insanın kariyer hesabı yaparak sustuğu şu günlerde Fatih Portakal çıkıp ortaya "Ben oyumu Başbakan'a vermeyeceğim, çünkü onun yaptığı siyaseti beğenmiyorum" diyebiliyor. Sadece iktidara mı, muhalefte de en sertinden yükleniyor. "Onlar muhalafet yapmayı beceremeyince iktidar da konuşan gazeteciyi muhalefet gibi görüyor" diyor...

Seçimde kime oy vermeyeceğinden çok emin olduğunu belirten Portakal kime oy vereceğine ise oy kabininde karar verecekmiş. Bu seçimde Selahattin Demirtaş'ın performansının diğer iki adayın 3 gümlek üstünde olduğunu söyleyen Portakal, Demirtaş konusunda kararsız... 

"Ben kafama göre konuşuyorum, bundan dolayı da çok mutluyum" diyen Portakal, mesleği zirvede bırakmayı düşünüyormuş. Şu an 46 yaşında olan Portakal 55 yaşında bu mesleği bırakacağını belirtiyor...

İŞTE SON ZAMANLARIN EN AÇIK YÜREKLİ RÖPORTAJI

NY-Ekranlara farklı bir soluk getirdiniz. Biz ana haberin başından sonuna kadar aynı surat ifadesiyle haber sunan insanların ülkeinde yaşıyoruz. İlk olarak Mehmet Ali Birand başlatmıştı bunu, siz biraz daha farklılaştırdınız. Nasıl başladı haberin içine okuyucuyu, sosyal medyayı sokma işi ve yorumlar?

MUHABİRLİK DÖNEMİMDE DE TEPKİLİYDİM

FP-Aslında biraz radyoyla başladı. Ama radyonunda ötesinde 2006 yılında İzmir'den İstanbul'a geldiğimde muhabirlik dönemimde de tepki koyulabilecek haberler olduğunda mutlaka bir şekilde perforenin içerisinde ya da anonsun içerisinde onu yapabildiğim oranda yapmaya çalışıyordum. Bunu yaparken Birand'dan destek de gördüm çünkü bu konuda bana karşı bir tepki göstermediler. KanalD'de muhabirlik yaparken Best Fm'de "Konuşan Türkiye" proğramını yapıyordum, bu özelliğimden dolayı radyonun sahibi benden böyle bir proğram yapmamı istedi. Orada, biraz daha tepki koyma, biraz daha sorunların üzerine eğilme, biraz daha birşeyleri yüksek sesle dile getirme olanağım oldu. Bunların hepsi birikim. Fox Tv'de sabah haberlerini sunmaya başladığımda, bu kez işin içine görüntü girdi, sosyal medya girdi ve bütünleşti ve gelinen nokta.

SÖYLEDİKÇE ÖZGÜRLEŞTİĞİMİ HİSSEDİYORUM

NY-Haberden sonra yaptığınız yorumların uzun ve sert olduğunu düşünüyor musunuz?

FP-Uzun da olabilir, sert de olabilir ama ben bunun riskini bilen bir insanım, ben bunu düşünerek yapıyorum ve bunlar benim kişisel görüşlerim. Uzun olabilir, çok sert olabilir ama söyledikçe özgürleştiğimi hissediyorum, söyledikçe kendimi daha huzurlu hissediyorum. Böyle olmasından çok da mutluyum. İlk başlarda belki biraz sınırı vardı ama son iki yıldır daha özgürce söylüyorum söylemek istediklerimi. İçinde hakaret olmadıktan sonra, bana ve şirketime zarar getirmeyecek cümleler olduktan sonra her şeyi söylüyorum.

BAŞBAKAN'IN IRKÇILIK YAPMASINI KONUŞMAYALIM MI?

Fox gerçekten bir özgürlük alanı, ben de bu özgürlük alanından mümkün olduğu oranda faydalanmaya çalışıyorum. Ama kesinlikle kişisel çıkarlarım için değil. Çünkü benim dile getirdiğim sorunlar veya üstünde konuştuğum şeyler, ülkede insanların konuştuğu şeyler. Mesela bugün İzmir'de bir kişi yağış yüzünden boğularak öldü, buna bir şey söylemeyelim mi? Burada sorumlu kim, belediye. Neden altyapı eksikliği var? 21'inci yüzyılda yağmur yağıyor ve insanlar şehrin göbeğinde boğuluyor. Mesela, Başbakan'ın mezhepçilik yapması, ırkçılık yapması, bunları konuşmayalım mı? Doğru mu yapıyor yani Başbakan? O kendine göre doğru düşünebilir ama ben onun doğru olmadığını düşünüyorum. Ya da, muhalefet muhalefet yapamdığı için, bizim gibi gazeteciler konuşunca, iktidar konuşan gazetecileri muhalefet olarak görüyor. Ben muhalefeti eleştirmeyeyim mi o zaman, neden görevini yapmıyorsun diye sormayayım mı? Bunların hepsini sormaktan son derece memnunum, burada önemli olan ben kendim için konuşmuyorum, toplumun kimi kesimlerinin hassasiyetini dile getiriyorum. Bu, kimi zaman kadın oluyor, kimi zaman erkek oluyor, çocuk oluyor...

NY- Size yöneltilen eleştirilerden biri de taraflı olduğunuz şekilde Taraflı mısınız?

TARAFIM TABİİ, ATATÜRK SEVDALISIYIM

FP-Tarafım tabii. Ben bunu her zaman söylüyorum. Bir kere ben, Türkiye Cumhuriyeti'nin yurttaşıyım, Anayasamıza göre ülkemin yönetilmesinden yanayım, mantıklı olan ve keyfi uygulanmayan kanunlardan yanayım ve bir Atatürk sevdalısıyım, benim taraf olduğum konular bunlar. Bunlar çok uç noktalarda taraflık değil ki. Ben bunları söylemekten gurur duyuyorum, ben neden etnik kimliğimi söyleyeyim veya neden ben mezhebimi söyleyerek ön plana çıkayım. İkincisi, kanunlar herkese eşit şekilde uygulanmalı bundan tarafım.

NY-Çok uç taraftaymışsınız gibi algılanıyorsunuz sanki, gelen tepkiler bu yönde. Neden sizce?

FP-Demek ki kendini yurttaş olarak hissetmiyor veya kanunların uygulandığını düşünüyor, demek ki çok farklı pencerelerden bakıyoruz dünyaya. Bu onların sorunu benim sorunum değil.

NY-Başbakan Erdoğan'a oy vermeyeceğinizi açık açık söylediniz. Neden vermeyeceksiniz?

YAPTIKLARINI BEĞENMİYORUM BAŞBAKAN'A OY VERMEYECEĞİM

FP-Yaptıkları, almış olduğu siyasi kararlar, ülkeyi yönetme şekli, ülkenin şu anda içinde bulunduğu durum beni tatmin etmiyor, uyguladığı siyaset beni mutlu etmiyor. Başkalarını mutlu edebilir ama beni etmiyor. Uygulamış olduğu siyasetin bana zarar verdiğini düşündüğüm için, ben oyumu Başbakan'a vermeyeceğim. Başkaları gidip ona oy verebilirler. Ben Başbakan'ı tanımam etmem, bunun sevip sevmemekle, nefret edip etmemekle bir alakası yok, içimde öyle bir duygu yok. Benim hiç siyasetçi dostum da arkadaşım da yoktur, istemem zaten. Her zaman da siyasetçilerle yanyana olmaktan uzak durdum, siyasetçilerle işim olmaz. Başbakan'a oy verip vermememin duygusal bir tarafı yok.

NY-Ülkede basın özgürlüğünün olmadığının sıkça konuşulduğu bu günlerde birçok insan bunu dile getiremezken, siz korkmadınız mı bu açıklamayı yapmaktan?

VİCDANIM NE DİYORSA O

FP-Neleri konuşuyoruz farkında mısınız. Başbakan'a oy vermeyeceksin, bunu okuyacaklar, korkmuyor musun diye soruluyor. Benim oyuma ipotek mi konuluyor, istediğime veririm oyumu istemediğime vermem. Bir suistimal yoksa, bir ahlaksızlığı yoksa da işime devam ederim. Verdiğin oyla iş kaybetme ya işinde kalma bu şekilde algılatılıyor, bu bir algı operasyonu. Hiç de umurumda değil. Ben kafamdakini yapacağım, vicdanım ne diyorsa o.

NY-Sandığa gidecek misiniz?

EN MANTIKLI DEMİRTAŞ GELİYOR

FP-Tabii gideceğim. Neden gitmeyeyim ki! Bu seçimde bana en mantıklı Demirtaş geldi, söyledikleriyle diğerlerinden çok farklı. aklımda geçiyor, bir "vereyim" diyorum, bir elim gitmiyor. Vicdanımla elim arasında gidip geliyorum. Kime vermeyeceğimi biliyorum, geriye iki aday kaldı, o andaki haleti ruhiyeme bağlı, bakarsınız üçüne birden basarım veya oy pusulasının üstüne "Sevgiler" yazıp zarfa koyabilirim.

NY-Nasıl buluyorsunuz Demirtaş'ı?

FP-Demirtaş çok farklı bir çizgi çiziyor. ama PKK algısı, Abdullah Öcalan algısı, geçmiş algısı onu bir Türkiye lideri yapacak mı, partisini bir Türkiye partisi haline getirir mi, bir Türkiye siyasetçisi haline getirecek mi, ona biraz zaman gerekli. Ama o zaman şu zaman değil. Söylemlerini dinlediğinizde hepsinden 3 gömlek fazla diyebilirim.

NY-Ekmeleddin İhsanoğlu'ndan neden emin değilsiniz, onun sakıncaları neler sizce?

İHSANOĞLU KİMDİR, NASIL BULUNDU? 

FP-Bir kere nasıl bulundu, nereden bulundu onu bilmiyorum. Kimdir, MHP'nin önerisi midir, CHP'nin önerisi midir, yoksa Başbakan'ın dediği gibi Pensilvanya'nın önerisi midir, faiz lobisinin önerisi midir, Amerika'nın önerisi midir? Tek adamla yönetilen partileri neden eleştiriyoruz, biat kültürü olduğu için. Bizim adayımız budur buna vereceksiniz derler. Peki siz bu adayı hangi kıstasları gözaterek aday gösterdiniz, bunu hem MHP'ye hem de CHP'ye soruyorum. Sizi birleştiren neydi? Benim kafamda Ekmeleddin İhsanoğlu'yla ilgili bu sorular var ama dışarıdan dinlediğinizde, çok sakin bir üslubu var, eşi de çok hanımefendi bir insana benziyor. Hiç öyle ayrım yapan, kutuplaştıran, milliyetçi söylemler içerisinde de değil, mezhep ayrımı yapmıyor, ırk milliyetçiliği yapmıyor, güzel bir duruş çiziyor ama ne kadar yeterli bilemiyorum. Ona oy verir miyim vermez miyim bilemiyorum.

NY-Siz kararınızı 10 Ağustos'ta oy kullanma kabininde vereceksiniz galiba?

FP-Aynen öyle olacak.

NY-Medyanın durumunu nasıl görüyorsunuz, siz yeterince özgür müsünüz?

FOX ÖZGÜRLÜK ALANI 

FP-Bulunduğum şirkette çalışan herkes ve ben Fox'u özgürlük alanı olarak görüyoruz. Oksijenli, nefes alabildiğimiz ortam. Kimi arkadaşlarımız var, ne zorluklar içerisinde çalıştıklarını bir araya geldiğimizde kendileri anlatıyorlar. Allahtan öyle bir şirkette çalışmıyorum, çalışsam herhalde ya kurdeşen dökerdim ya da kapıyı çarpıp çıkardım.

Türkiye'de çok cidid bir kutuplaşma var, bu medyada da oluyor malesef. Bir bakıyorsunuz bir tarafta iktidarı destekleyen medya grupları, diğer tarafta tamamen karşısında olan gruplar. Ben tamamen karşısında değilim, kafama göre hareket ediyorum. Burada önemli olan bu, birileri bana şunu şöyle yap diktesinde bulunmuyorlar, ben o an aklıma ne geliyorsa onu söylüyorum ve bundan da son derece mutluyum. İşte bunların söylenemediği, eleştirel gazeteciliğin yapılamadığı günlerden geçiyoruz. Eleştirel gazetecilik yaptığınız zaman sizi ülkede vatan haini olarak görüyorlar veya bilmemne lobisinin adamı olarak görüyorlar, ya da bilmemne devletinin ajanı olarak görüyorlar. Eleştiriye tahammülsüz bir toplum haline geldik, çıkıp da ondan sonra hoşgörüden, kardeşlikten, uzlaşıdan bahsediyorlar. Ülkemizde maalesef eylem ve söylem o kadar farklı ki.

BÖYLE GİDERSE BU ÜLKEDE HER ŞEY YAŞANABİLİR

Bazı gazetelere ya da televizyonlara bakıyorsunuz resmen tetikçilik yapıyorlar, artık onlara gazeteci falan denmiyor. Bir gazete veya bir televizyon iktidarı destekleme niyetinde olabilir buna hiçbir itiraazım olamaz, ya da bir diğeri ben iktidarın hep karşısındayım diyebilir. Ama ben öyle demiyorum, iyiye iyi, kötüye kötü. Ben kafamdakini söylediğim için şu anda mutluyum ama ileride bunları da söyleyemeyeceğimiz günler gelir mi, böyle ortamlar ya da günler yaşar mıyız? Allah öyle günleri göstermesin ama böyle giderse bu ülkede her şey yaşanabilir.

NY-Anket şirketleri Erdoğan'ın kazandığını ilan ettiler bile, siz nasıl bir cumhurbaşkanı bekliyorsunuz, endişeli misiniz?

FP-Başbakan'ın kazanması durumunda ülkede bir yönetim problemi çıkacak, çünkü Başbakan normal bir cumhurbaşkanı olmayacağını söyledi. Çok aktif, işin içerisinde olan bir cumhurbaşkanı olacağını söyledi. Bir yönetim krizi çıkacak, bir tür yönetim iki başlılığı yaşanacak. Başbakan, bu ortamda seçilecek olursa, aktif bir cumhurbaşkanı olacak, peki Başbakan ne yapacak o zaman, onun görevi ne olacak? Bunları yaşayıp göreceğiz.

NY-Başbakan'ın kim olacağına dair bir öngörünüz var mı?

BAŞBAKAN KİM OLURSA OLSUN İPLERİ ERDOĞAN'IN ELİNDE OLACAK 

FP-Benim aklımdan Binali Yıldırım geçiyor. İster Binali Yıldırım olsun, ister Ahmet Davutoğlu olsun, ister Başbakanlığı isteyen Bülent Arınç olsun, kim olursa olsun hepsi emanetçi oalcak. Emanetçi bir Başbakan'dan söz ediyoruz. Bütün söz, bütün ip cumhurbaşkanının elinde olacak.

NY-Abdullah Gül'ün şansı yok mu sizce?

FP-Abdullah Gül'le arası bozuk diyorlar. Abdullah Gül'ün olacağını tahmin etmiyorum. Gül, koskoca cumhurbaşkanlığı yapmış bir siyasetçi. O Başbakan olursa herhalde Erdoğan onu da yönetmeye kalkamaz herhalde. Bilemiyorum, bu sefer de ortaya saygı sorunu çıkar. Abdullah Gül bir müddet kendini kenara çeker ve bekler diye düşünüyorum. Abdullah Gül'ün dışında o koltuğa oturacak herkesin ipleri cumhurbaşkanı Erdoğan'ın elinde olacak.

AKP'nin en tabandaki adamdan buraya gönderdikleri milletvekillerine kadar hepsinin mevcudiyeti Erdoğan'a bağlı. O olmasa bugün hiçbiri olmayacak, buna bazı gazeteciler de dahil. Çünkü Başbakan'ın kimilerine göre sempatikliği veya son zmanların moda deyimiyle kendi karizması ve aurasıyla götürüyor bu işi. Hepsinin varlığı Erdoğan'ın iktidarda kalmasına bağlı ve bunu çok iyi biliyorlar. Onun için de zaten her dediğine evet diyorlar.

NY-Erdoğan'ın reklam filmini izlediniz mi?

REKLAM FİLMİNİ SESSİZ İZLEDİM 

FP-İzlemedim, sadece bir kısmını sessiz izledim, etkileyici ve güzel bir reklam filmi. Sesszi izledim ama o bile etkileyiciydi, mutlaka sesi duymak daha etkileyici olurdu. Erdoğan'ın reklam filmlerinde, çok konuşulsun diye reklam firmasının kurnazlığı olduğunu düşünüyorum. Geçen reklam filminde bayrak vardı, YSK'nın kuralları içeriisnde ne olduğu bilmemeleri mümkün değil, burada da ezan sesi vardı, o da hemen yasaklandı. Niyet okuyamayız ama bu reklamlar konuşulsun diye bir kurnazlık yapıldığını düşünüyorum.

NY-Ana haberi meclis bahçesinden sunmanıza izin verilmediğini söylediniz, sebep siz misiniz, Fox haber mi, açıklandı mı bu reddin sebebi?

GÜCENİRSE GÜCENSİN

FP-İletişim Daire Başkanlığı'nda görevli Ali Özer isimli yönetici tarafından buna izin verilmedi. "Bu bir gazetecilik faaliyeti mi" diye sormuş. Gazetecilikle televizyon haberciliğini bile tartamayan insanlardan bahsediyoruz. Gücenirse de gücensin bana. Biz magazin proğramı mı yapıyoruz? Biz habercilik yapıyoruz. Bizim de aklımıza geldi Fox diye izin verilmiyor olabilir mi diye ama daha sonra Ankara Temsilcimiz Sedat Bozkurt'u Meclis Başkanı Cemil Çiçek de aramış, üzüntülerini belirtmişler. İşte kimileri kraldan fazla kralcı olabiliyor. Siz şeffaf olmayan, söylemleriyle, eylemleriyle sert bir yönetim gösterdiğiniz zaman yönetenler nasılsa alt kademeye kadar giden kısımda da aynı özellik kendini gösteriyor. Vermezse vermesin, çok da önemli değil, Ankara'nın her yerinden yayın yapabiliriz.

NY-Ne kadar devam edeceksiniz bu mesleğe, zirvede mi bırakacaksınız?

55 YAŞINDA BIRAKMAYI DÜŞÜNÜYORUM

FP-55 yaşında bırakmayı düşünüyorum. Aklımdan geçen yaş bu, şu anda 46 yaşındayım. Hayattan keyif almak istiyorum, sonuçta tamam, emeğinizin karşılığını alıyorsunuz, o parayla hayatınızı idame ettiriyorsunuz önemli bir şey. Ama bir şeyleri garanti altına aldıktan sonra bence hayatı yaşamak çok daha önemli. Birileri her zaman haberleri sunar, birileri her zaman haberleri çeker ve yapar, biriler her zaman bulunur. Ama geçen bir an sonrasını yaşayamadıktan sonra kıymeti yok. Ben bu sene, tatilde gittiğim her yerin fotoğraflarını çektim. Stresli günler yaşadığımda stresimi azaltmak için bu resimleri açıp bakacağım, dağ fotoğrafı çetim, ağaç fotoğrafı çektim. Hedefim öyle ama zaman ne gösterir bilemiyorum. Belki iş erkene gelir beklemeye gerek olmaz, postalayıp gönderirler bilemeyiz. Bugün buradayım yarın nerede olacağımı bilmiyorum, bu bilinmezlik içinde işimi ciddi yapıyorum, çünkü bu işi ciddi yapmak gerekiyor.

NY-Ne yapacaksınız bu mesleği bırakınca, emeklilik hayatı mı yaşayacaksınız?

EN ÖNEMLİSİ SAĞLIK

FP-Ben kendi kendime yetebilen bir insanım, mutlu olmayı bilen biriyim. Tek başıma kalsam, eşimle kalsa sıkılmam, yapacak bir şey mutlaka buluyorum. İlla ki bu işi yapıp da mutlu olacağım diye bir şartlanmışlığım yok. Benim için önemli olan sağlık. Çok para kazanabilirsiniz, istediğiniz işi yapıyor olabilirsiniz ama sağlığınızda en ufak bir problem çıkınca, ne paraya bakarsınız, ne mevkiiye bakarsınız, ne geldiğiniz noktaya bakarsınız, benim için en önemlisi sağlık.

NY-Anahaber saatinde başka kanalda rakip olarak kimi görmek isterdiniz?

Mehmet Ali (Birand) abinin, Uğur (Dündar) abinin, Ali (Kırca) abinin olmasını çok isterdim, çünkü ben üçüyle de çalıştım. En uzun süre Mehmet Ali Birand!la çalıştım, büyük ihtimalle reytinglerde onların arkasından dördüncü olurdum ama önemli olan onlarla birlikte aynı saate o kulvarın içerisinde olmak, bunun onuru yeter. Onlar da bundan büyük gurur duyarlardı, keşke olsaydı