ANALİZ

Fatih Altaylı'nın dikkat çektiği tehlike!..

THY yöneticisinin; "Ya bunlarla Müslüman öldürülüyorsa?" deyişi “bin" Felâket…

Fatih Altaylı'nın dikkat çektiği tehlike!..

ADNAN BERK OKAN

Shakespeare
’in ünlü oyunu Kral Lear'de, Gloucester'in evlilik dışı doğan oğlu Edmund oyunun bir yerinde şöyle der:
"Çoğu kez kendi ektiğimizi biçtiğimiz halde, bahtımız kapandı mı, başımıza gelecek felâketlerin sorumluluğunu gider güneşe, aya ve yıldızlara yükleriz..."

Çoğu samimi de olsalar Başbakan"Yolsuzluk iddialarıyla" suçlayanlara karşı savunanları okurken aklıma hep Edmund'un bu söyledikleri gelir...

Onlar da (Başbakan’dan öyle görüyorlar çünkü); son üç aydır ortaya çıkan olayların Başbakan’ın hatalarından kaynaklandığını, ektiğini biçtiğini kabul etmek yerine; yel değirmenlerini suçluyorlar…

Oysa Başbakan'ın başına gelenler kendi ektiğini biçerken elinde kalanlardır.
Suçu güneşte, ayda, yıldızlarda aramanın hiçbir anlamı yoktur...

Az önce...

Fatih Altaylı’nın, bugünkü Gazete HaberTürk’te başlığı altında yayımlanan makalesini okudum…

Sonra da iktidar yanlısı medyaya girip baktım…

Kim bilir?..

Belki içlerinden vicdanlı bir meslektaşımız çıkar ve bu defa “inkâr” etmek, ya da yine suçu aya, güneşe, yıldızlara atmak yerine, kendilerinde arardı…

Başbakan ve yakın çevresine “Ne yaptınız efendiler!.. Bu kadar da olmaz ama” diye sitem ederdi…

Ama hayır…

Buna benzer bir şeyler yazan hiç kimse yoktu…

Haber olarak da sadece Zaman ve Taraf yer vermişti…

Düşündüm de…

Gerçekten de Fatih’in dediği gibiydi…

Nasıl mıydı?..


Söyleyeyim:

Diğer kayıtlar; bilhassa meslektaşlarımızın da “rol” aldıkları ses kayıtlarından öğrendiğimiz “Yolsuzluklar, hırsızlıklar, Bakara makara muhabbetleri, Alo Fatih'ler falan bizim ‘iç meselemiz’ ya da içimizdeki ‘pislik’” ti…

Ama...

Bu konuşma eğer doğruysa; felâketimizdi…

En az, Ertuğrul Özkök’ün dünkü Hürriyet’te “başlığı altında yayımlanan makalesinde hatırlattığı “kara para aklama işi” kadar felâketimizdi…

Kara para aklama veya bir ülkedeki iç savaşta taraflardan birine silâh yardımı yapma; Batılı gelişmiş demokrasilerin affedebilecekleri bir “suç” değildi…

Ya da hoşgörü gösterebilecekleri bir “suç” olarak tanımlanamazdı…


Fatih şunları yazıyor makalesinin bir yerinde:

Kayıtlarda yer aldığı kadarıyla, THY yetkilisi bu silahları taşımaktan rahatsızlık duyuyor.
Rahatsızlığı ise silah taşıma kaynaklı değil.
"Ya bunlarla Müslüman öldürülüyorsa?" diyor, "Vebal altındayım" diyor.
Yani Hıristiyan öldürülüyorsa sorun yok, ama Müslüman öldürülüyorsa bu silahlarla "eyvah".


Evet ey güzel insanlar!..

Evet..

Aynen öyle “Eyvah!”...

Yani…

Türkiye’nin bir kamu kuruluşu olan THY ile iç savaş yaşanan bir ülkede savaşan taraflardan birine silâh yardımı yapması "bir" felâket…

Ama…

THY yöneticisinin; "Ya bunlarla Müslüman öldürülüyorsa?" deyişi “bin" Felâket…

 

Hâsılı ey güzel insanlar!..

Kimi meslektaşlarımın halen bütün bu felâketleri, Başbakan ve yakın çalışma arkadaşlarının ektiklerini biçmeleri olarak görmek yerine; sağı solu; “güneşi, ayı, yıldızları” suçlamalarını aklım almıyor, vicdanım kabul etmiyor…

Daha önceleri birçoğunun Başbakan’ı samimiyetle savunduklarını zannettiğim; öyle zannetmek istediğim kimi meslektaşlarım hakkındaki düşüncelerim değişti…

Zira…

Bu kadarı da aymazlık…

Ve bu kadar aymazlık imkânı yok sadece “sevgi, saygı” için yapılamaz…

Mutlaka altında çok daha başka ve çok büyük bir ekonomik çıkar olmalı…

Sadece sevgi ve saygı aynı zamanda akıldır da…

Hangi filozof söylemişti tam hatırlamıyorum ama galiba şöyleydi:

“Sadece Tanrı ve bilgisiz insanlar gerçeği aramaz"..

Neden?..

Bu soruya benim cevabım şöyle:

Tanrı gerçeği zaten bulduğu ve bildiği için aramaz.

Cahil insan ise ihtiyacı olmadığı için…

Yahu arkadaşlar!..

Gerçekten bu kadar cahil misiniz ki gerçeği aramak, bulmak istemiyorsunuz?..

Yoksa gerçeğin ne olduğunu biliyorsunuz da çıkarlarınızı yok edeceğinden korktuğunuz için mi aramak istemiyorsunuz?..

[email protected]

ÇOK OKUNANLAR