GÜNDEM

Fatih Altaylı'dan 'çok pis' bir yazı...

Fatih Altaylı, TV Net'teki Derin Tarih programı ve ardından sosyal medyaya düşen Atatürk ve annesi ile ilgili iftiralar üzerine deliye döndü ve fenal halde "pis bir yazı" kaleme aldı...

Fatih Altaylı'dan 'çok pis' bir yazı...

TV Net ekranlarında Atatürk'ün annesi için çok çirkin iftiralar dizilen programla köşe yazarlarının gündeminin ilk sırasında...

2.5 yıllık aranın ardından Habertürk'teki siyaset ve güncel yazılara geri dönen Fatih Altaylı, Mustafa Armağan'a ve programdaki diğer iki isme öyle bir cevap verdi ki kendisi bile yazının sonunda okuyucusundan özür dilemek zorunda kaldı...

Mustafa Armağan ve programdaki diğer iki isim için "Bunlar tarihçi değil, dahası adam da değil” diyen Fatih Altaylı, "Ortalıkta tarihçi diye dolanıp, utanıp arlanmadan tarih dergisi falan çıkarmaya soyunan bu adamın tarihçiliği de yalan, adamlığı da." ifadelerini kullandı.

Mustafa Armağan'ın "onun bunun kitaplarından, makalelerinden aşırdıklarıyla yayın yaptığını, hakaret ve kin kustuğunu, bu suçtan mahkûmiyetleri olduğunu yazan Fatih Altaylı, "Bu tip ve benzerleri için 'hakaret ve yalan' bir geçim kaynağı" dedi.

"HERKESİN ANNESİ AYNI MESLEĞİ YAPMAZ GÜZELİM"

Sosyal medyaya düşen videoda Atatürk'ün annesi için "fahişe" iftirasında bulunan Hasan Akar'a daha ağır bir cevap veren Fatih Altaylı, şöyle dedi:

"Ben de aklımın ermediği zamanlar böyleydim. Annem ev kadını olduğu için, bütün annelerin ev kadını olduğunu düşünürdüm. Anladığım kadarıyla bunlar da öyle. Her kadını kendi anneleriyle meslektaş zannediyorlar."

İşte Fatih Altaylı'nın o yazısı:

PİS BİR YAZI...

Baştan söyleyeyim, kimseyi anasıyla, babasıyla, kardeşiyle, amcasıyla, halasıyla, teyzesiyle yargılamam.

Kendi seçimimiz değildir çünkü.

Kimimiz şahane bir aileye doğarız, kimimiz ise şanssız bir aile ortamı içine düşeriz.

Önemli olan sonrasıdır.

Çünkü sonrasını şekillendirmek, bazen çok zorlukla da olsa kendi elimizdedir.

Şahane anne babalardan berbat evlatlar, berbat ebeveynlerden harika çocuklar çıktığı görülmüştür.

Bu yüzden de dünyaya olumlu veya olumsuz katkı sağlamış kimsenin soyu sopu beni ilgilendirmez.

Bu ülkeyi yönetenlerin de, bu ülkeyi ve Cumhuriyet’i kuranların da aileleri hiçbir zaman ilgi alanıma girmedi.

Ben onların yaptıklarına bakarım, bıraktıkları eserlere, izlere.

Mustafa Kemal Atatürk’ünki de buna dahil.

Ama bu konuyla ilgilenen “hakiki tarihçiler” de var elbette.

Mesela Yunanlı tarihçi Vasilis Dimitriadis, Atatürk’ün bütün aile kayıtlarını buldu.

Tarihçi ve Balkan tarihi uzmanı Prof. Heath Lowry birkaç yıl önce bu bilgileri benimle paylaşmıştı.

Dimitriadis’in, Mustafa Kemal’in ailesini anlattığı “Bir Evin Hikâyesi” adlı kitabı da zaten çok yakın zamanda Türkçe yayınlandı.

Yani ortada bir sır, bir bilinmezlik yok.

Peki nasıl oluyor da Mustafa Armağan gibi bazıları çıkıp uluorta Atatürk hakkında yalanlar söyleyerek hakaretler ediyorlar.

Yanıtı basit.

Bunlar tarihçi değil, dahası “adam da değil”.

Ortalıkta tarihçi diye dolanıp, utanıp arlanmadan tarih dergisi falan çıkarmaya soyunan bu adamın tarihçiliği de yalan, adamlığı da.

Onun bunun kitaplarından, makalelerinden aşırdıklarıyla yayın yapan, hakaret ve kin kusan, bu suçtan mahkûmiyetleri bulunan bu tip ve benzerleri için “hakaret ve yalan” bir geçim kaynağı.

Düne kadar Cemaat kapısında bağlı durup oradan atılan kemiklerle beslenen bu zavallı, şimdi yeni geçim kaynağı olarak Cumhuriyet’e hakareti ve yalanları kullanıyor.

Almanya’da hilafet ilan edip sonra geberen birinin ürettiği düzmece belgeleri belge diye sunuyor.

Bu Cemaat kemikçisinin ilk vukuatı da değil.

Daha önce de motordan Dolmabahçe rıhtımına çıkan İngiltere Kralı’na elini uzatıp yardım eden Atatürk için, “Kralın önünde yerlere eğiliyor” diye yazan da budur, Venizelos’la yan yana duran Mevhibe İnönü için, “İsmet karısını Yunan’ın koluna taktı” diyen de budur.

Anlayacağınız rezilliği dizi değil, gırtlağını bile aşmıştır, kendi pisliği içinde boğulmasını sağlayacak seviyeye ulaşmıştır.

Bu FETÖ artığı pisliklerin adını burada tekrarlamak bile bu köşeyi kirletir aslında ve asıl olan bu “hastalıklı ruhların” adını dahi anmamak, ama yakalarını da hukuk yoluyla bırakmamaktır.

Herkesin annesi aynı mesleği yapmaz güzelim

Sadece Mustafa Armağan değil, birtakım başka tipler de bu ülkenin kurtarıcı-kurucu kişisine türlü hakaretten geçim sağlıyor.

Bunların adı bazen Mustafa, bazen Süleyman, bazen Hasan olabiliyor.

İsimleri önemli değil.

Bunlardan biri Atatürk’ün annesine, benim için önemi yok ama onlar için önemli gibi görünen, dinine bağlı bir kadına utanmadan “Fahişe” deme cüretini gösteriyor. Peki bunu niye yapıyor biliyor musunuz?

Çok basit bir yanıtı var.

Ben de aklımın ermediği zamanlar böyleydim.

Annem ev kadını olduğu için, bütün annelerin ev kadını olduğunu düşünürdüm.

Anladığım kadarıyla bunlar da öyle.

Her kadını kendi anneleriyle meslektaş zannediyorlar.

Not: Yazı için kusura bakmayın ama delirdim.

Yorumlar