GÜNDEM

Dücane Cündioğlu'ndan o isimlere çok ağır eleştiri

Muhafazakar felsefeci yazar Dücane Cündioğlu, Mustafa Armağan, Yavuz Bahadıroğlu ve Süleyman Yeşilyurt gibiler için "geçkin ve yetişkin apışarası tarihçileri” dedi...

Dücane Cündioğlu'ndan o isimlere çok ağır eleştiri

Muhafazakâr dünyada görüşlerine en çok dikkat edilen felsefeci yazar Dücane Cündioğlu, Mustafa Kemal Atatürk ile manevi kızı Afet İnan'a yönelik iftiralar konusundaMustafa Armağan, Yavuz Bahadıroğlu ve Süleyman Yeşilyurt için ağır konuştu:

"Bugünün geçkin ve yetişkin apışarası tarihçileri”...

TV Net'te dile getirilen iddiaların kaynağının Dr. Rıza Nur'un “Hayat ve Hatıratım” olduğunu hatırlatan Dücane Cündioğlu, Rıza Nur'un kitabı için de "Benim de gençken merakla heyecanla okuduğum kitaplardan biriydi. (...) Büyük bir sırrı öğrenecek olmanın hevesiyle yanıp tutuşan dindar gençler arasında yıllarca elden ele dolaştı, bilhassa 1980’li yılların başında" ifadelerini kullandı. 

Habertürk'ten Kübra Par'a konuşan Dücane Cündioğlu'nun konuyla ilgili iki soruya verdiği cevaplar şöyle:

İDEOLOJİK TAASSUBUMUZU DOYURAN BİR DEDİKODU HAZİNESİ

Son günlerde Atatürk’e ve ailesine hakaret edilmesi üzerinden başlayan tartışmalara nasıl bakıyorsunuz? İslami ya da muhafazakâr kesimde öteden beri Atatürk’e karşı eleştirel bir yaklaşım var. Bunun kökeni nedir?

Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili dolaşıma sokulan bu tür müptezelliklerin kendisine dayandığı ana kaynak, “Sinop Dr. Rıza Nur İl Halk Kütüphanesi”ne adını veren şahsın, Dr. Rıza Nur’un “Hayat ve Hatıratım” adıyla 4 cilt olarak yayımlanan anılarıdır. Benim de gençken merakla heyecanla okuduğum kitaplardan biriydi, çok sonraları Osmanlıca elyazması da basılmıştı. Sözümona siyasal bir hesaplaşmanın, kişisel bir gayzın ürünü, hastalıklı bir ruhun eseridir. Büyük bir sırrı öğrenecek olmanın hevesiyle yanıp tutuşan dindar gençler arasında yıllarca elden ele dolaştı, bilhassa 1980’li yılların başında. Hangimiz o sayfaların etkisinde kalmadı ki? “Hayat ve Hatıratım” ideolojik taassubumuzu doyuran bir dedikodu hazinesi gibiydi. Bu tepkilerin önemli bir kısmı bilinçten ziyade bilinçdışına ait gibi görünüyor. Yaklaşık 40 yıldır okuyan, yazan bir insanım, konuşmalarıma, yazılarıma dikkat ederseniz benim bile yıllarca “Atatürk” adını telaffuz etmekten kaçındığımı fark edersiniz.

YAZILANLAR TARİH DEĞİL, TAASSUB VE İFTİRA VARAKASI

Sizin de mi önyargınız vardı?

Önyargıdan çok ideolojik refleks. Bir mahalleye aidiyetin bedeli. İdeolojik grupların alerji duydukları konular ve seçtikleri kelimeler vardır. Örneğin ben yıllarca “Tanrı” demedim “Allah” dedim, “olanak” demedim, “imkân” dedim.  Demediklerimden biri de Atatürk’tü. Hep Mustafa Kemal dedim, Atatürk demekten kaçındım. Hiç kuşkusuz bu, övmek zorunda bırakıldığım bir tarihsel figürü zorla övmekten kaçınma güdüsüydü. Hiç hakaret etmedim ama zora da boyun eğmedim. Atatürk’ten dünyagörüşüme uygun olarak ve daima kendimi en iyi hissedeceğim şekilde, “Gazi Mustafa Kemal” olarak söz ettim.

Bugünün geçkin ve yetişkin “apışarası tarihçileri” de işte “Hayat ve Hatıratım”a ait o sayfaların arasından devşirdikleri yalan yanlış bilgilerle tarihi kurguluyorlar. Siyasal zemin vasat olduğunda entelektüel zemin de vasatlaşır. Yazılanlar tarih değil, taassub ve iftira varakası. İdeolojik bir kampın adamı olarak okuyup düşünenler genellikle karakter zaaflarıyla birleşen ideolojik nefretleri sayesinde bu tür haltlar karıştırmaya hevesli olurlar.

İnsanı soyuyla, ailesiyle, yakınlarıyla vurmak ve kökenlerini algı operasyonlarında malzeme olarak kullanmak bizim gibi salt soy asabiyesine dayalı toplumların yazgısı. Örneğin dönmeler edebiyatı, hani şu Sabetaycılık furyası hâlâ belleklerimizde canlı değil mi? Keza Cumhurbaşkanı Tayyib Erdoğan’a da, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e de nesepleriyle ilgili bu türden iftiralar atılmamış mıydı? Ne yazık ki siyasetin de, bilimin de kanalizasyon çukurlarından beslenen ahlak-dışı bir yanı hep olmuştur.

BU İŞLER MAHALLE MÜPTEZELLERİNİ HÖDÜK MÖDÜK DİYE SUÇLAMAKLA OLMAZ

Hakan Albayrak, “Böyle yaparsanız bu sefer Atatürk hiç tartışılamaz hale gelir’’ diyen bir yazı kaleme aldı. Siz de Atatürk’e hakaret edenlerin gözaltına alınmasını yanlış mı buluyorsunuz?

Hakaret bir suçtur. Suç da cezasız kalmamalı, hele hele ortak değerler alanında. Ancak bir devlet adamına, bir siyasal öndere, bir tarihsel kişiliğe hakaret etmek ile onu eleştirmek arasındaki ince ayrım da gözden kaçmamalı. Bir kült, bir tabu halini almış tarihsel kişilikler hakkındaki eleştiriler, hatta tarihsel/bilimsel değerlendirmeler bile bağlılarınca birer hakaret olarak algılanır. Tarih boyunca padişahlarını “Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi” olarak, birer “veli” olarak kabul etmiş bir toplumun üyeleriyiz. Kanuni hakkında nesnel-bilimsel açıklama ve değerlendirmelere nasıl tahammül edilemiyorsa, Atatürk hakkında da doğal olarak aynı mekanizmalar devreye giriyor.

Olumlu ya da olumsuz yüceltmelerin olduğu her yerde en küçük eleştiri bile hakaret gibi algılanır. II. Abdülhamid’e bir taraf “Ulu Hakan” diyor, diğer taraf “Kızıl Sultan”. Bu düzeyde karşılıklı tartma-tartışma olmaz, çünkü eleştiri yok, sadece övgü ve yergi var. Atatürk hakkındaki tarihyazıcılığının sorunu da bu. Abartılı övgü seli karşıtını doğuruyor, ister istemez abartılı yergiler ürüyor, dolayısıyla Atatürk dönemi, günümüze uzanan kimi siyasal sonuçları nedeniyle etraflıca eleştirilemediği için, tartışılamıyor da. İsmet İnönü’ye bu kadar yüklenilmesinin bir nedeni de bu değil mi?

Attila İlhan’ı hatırlayınız. 1938 öncesi “Cumhuriyetin asr-ı saadeti” ilan edildiğinden eleştiriler daima İnönü dönemiyle başlar. Devlet-Hükümet ayrımı burada da geçerli. Sultan devleti, Sadrazam hükümeti temsil ettiğinden, eleştiri okları sadece ikincisini hedef alır. Sorun Fatih’te değil daima Çandarlı’dadır, Kanuni’de değil Pargalı’dadır. Bu işler mahalle müptezellerini hödük mödük diye suçlamakla olmaz, tarihçilerimiz şikayeti bırakıp adam gibi Cumhuriyetimizin tarihini yazsınlar; övgüye yergiye tenezzül etmeden nitelikli, saygın, eleştirel Atatürk monografileri kaleme alsınlar; tarihe bakışımızı, ortak değerlere inancımızı güncelleyecek yeni yorumlarla halkın karşısına çıksınlar. Şikayet hastalığı sadece siyasetçilerde yok, bilim adamlarında da var.

Yorumlar 1 yorum