GÜNDEM

Deniz Zeyrek: Sakarya'daki patlamanın hesabı sorulsun

Deniz Zeyrek, Sakarya’daki havai fişek fabrikasında meydana gelen patlamayla Türki Cumhuriyetleri’n ilk dönemlerini karşılaştırdı ve hesabın sorulmasını istedi.

Deniz Zeyrek: Sakarya'daki patlamanın hesabı sorulsun

Sözcü Gazetesi yazarı Deniz Zeyrek, bugünkü köşesinde Sakarya’nın Hendek İlçesinde meydana gelen patlama ve sekiz baro başkanının TBMM'nin giriş kapısında oturma eylemini ele aldı.

Patlama sonrası olay yerine giden bakanların, ‘Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla’ tarzı söylemleri kullanmalarını eleştiren Zeyrek, sözlerine şu satırları ekledi:"Bu arada patlayan fabrikanın sahibi MÜSİAD Sakarya Başkanı Yaşar Coşkun olunca AK Parti'den ve hükümetten geçmiş olsun mesajları yağmaya başlamıştı. Bir kadın milletvekilinin önce Coşkun'a geçmiş olsun deyip, sonra “bu vesileyle” diyerek ölen işçiler için başsağlığı dilemesi haklı bir tepkiyi de beraberinde getirmişti.

Tıpkı Soma'daki maden faciasından sonra olduğu gibi. Ölen ve yaralanan işçiler rakamlardan ibaretti ve patronlar her zamanki gibi çok kıymetliydi.Oysa beklerdik ki AK Parti'liler, ülkeyi yönetenler, iş yeri sahibine geçmiş olsun sırasına girmek yerine, “göz göre göre gelen” bu patlamanın hesabını sorsunlar.”

İşte Deniz Zeyrek’in o yazısı:

Diplomasi muhabirliği yıllarımın önemli bir bölümünde merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'i takip etmiştim. Demirel yurt içi ve yurt dışında nereye giderse ben de oraya gitmiştim.

Demirel'in göreve geldiği yıllarda Sovyetler Birliği'nden ayrılan Türk Cumhuriyetleri bağımsızlıklarını pekiştirmeye çalışıyordu ve Demirel de o ülkelerin liderlerine açıktan destek veriyor, o ülkeleri çok sık ziyaret ediyordu. Demirel'le birlikte bu ülkelere seyahatlerimizde en çok dikkatimizi çeken şey, o ülkelerdeki yöneticilerin Sovyetler Birliği'ndeki alışkınlıklarından vazgeçmemeleriydi.

Havaalanlarından şehir merkezlerine kadar her 100 metrede bir polis bekletilir, toplantıların yapıldığı salonlarda olağanüstü güvenlik önlemleri alınır, bakanlar/bürokratlar neredeyse iki cümlede bir “gospodin president”e atıfta bulunurdu (Azerbaycan'da bir süre sonra gospodin president yerine hürmetli president denmeye başlanmıştı).

Hem gazeteciler kendi aramızda konuşurken, hem Demirel'le sohbetlerimizde bu duruma takılır, Türkiye'deki duruma şükrederdik. Demirel de “Normal karşılamak gerek. Demokrasileri güçlendikçe, Rusya'nın kontrolünden çıktıkça bu görüntüler azalacaktır” derdi.

Ne yazık ki o ülkelerde durum değişmedi ama bizdeki durum her geçen gün biraz daha o ülkelere benzemeye başladı.

Geçen cuma günü Kızılay'a doğru yürürken TBMM Parkı sınırına vardığımda gördüğüm manzara ne yazık ki bana Demirel'le o ülkelere yaptığımız ziyaretleri çağrıştırdı.

Sadece sekiz baro başkanı TBMM'nin giriş kapısında oturma eylemi yapıyordu. Kapladıkları alan 100 metrekare ya vardı ya yoktu. Ancak polis bütün parkın çevresine çit çekmiş, kimseyi parka almıyordu. Kaldırımdaki çitler nedeniyle parktan geçemeyince herkes bir süre asfalttan yürümek zorunda kalıyordu.

Yazının tamamı için tıklayınız

Yorumlar