GÜNDEM

Cüneyt Özdemir: Her iki mahalleden de dayak yiyorum

Gazeteci Cüneyt Özdemir, Türkiye'de büyük bir kutuplaşma olduğunu, diyaloğun kalmadığını söyleyerek, iki mahallenin tam ortasında bulunduğunu kaydetti. Özdemir, aralarında büyük duvarlar bulunan mahallelerin derin bir "simgeler evrenine" hapsolduğunu ifade ederek; rakı bardağı fotoğrafıyla laiklik iddiasında bulunanlar ve "alnı secdeye değenler ahlaklıdır" tabularının sorgulanması gerektiğini söyledi.

Pınar Hilal Balta
Pınar Hilal Baltapinarhilalb@gmail.com
Cüneyt Özdemir: Her iki mahalleden de dayak yiyorum

Gazeteci Cüneyt Özdemir, Habertürk'te Kübra Par'ın sunduğu Açık ve Net programına konuk oldu. Özdemir, geleneksel medya-yeni medya karşılaştırması, dijital medya haberciliği konusunda soruları yanıtladı:

"İKİ MAHALLEDEN DE DAYAK YİYORUM"

"Türkiye'de kutuplaşma çok fazla. Mahalleler yüzde 48-48 bölünmüş, herkes kendi mahallesine kapanmış durumda ve diğer mahalleyi taşlıyor. Diyalog bitmiş, duvarlar yükselmiş durumda. Ben böyle bir Türkiye'ye geldim. Youtube kanalını açtım. Tek başıma, bir kamerayı açtım ve iki mahallenin ortasına oturdum. Bir bu mahalle dövüyor beni, bir bu mahalle. Sonra bir bu mahalle alkışlıyor, bir bu mahalle. Cümlenin yarısını bu mahalle, yarısını bu mahalle seviyor. Ama bunu yapmalıyız. Bunu birileri yapmalı. Bu sürdürülebilir bir şey değil. Bizi millet yapan, bir ülkeyi ülke yapan aramızdaki diyalogdur, farklılıklardır. Bizi son zamanlarda motive eden en büyük şey korkularımız. Belki diyebilirsin ki, "Korkma! Sözmez..." diye başlayan bir İstiklal Marşı'nın olduğu ülkede, korkacak bir şey her zaman vardır. Ama o korkularla  bu korkular farklı. İngiltere'deki siyasi sistemin ana motoru farklılıklardır. Biz farklılıklarımızdan korkular yaratıyoruz ve onları birbirimizin üzerine salıyoruz.

Şu son tartışmalara bakın, başörtülü, başı açık, laik, islamcı... Türkiye'de şu an çok popüler bir konu var: Doğu Akdeniz'de ne olacak? Bu Türkiye'nin meselesi. Ak Parti'nin, CHP'in farklı düşünceleri olabilir. Ama ben bunu partiler üstü bir mesele olarak görüyorum. Eğitim ne zaman başlayacak. Korona günlerinde çocuklaırmızın nasıl eğitim alacağı, koronayla nasıl mücadele edeceğimiz partiler üstü bir meseledir.

Biz bunları o kadar düz ezberlerle, korkularımızı ön plana alarak, işin kolayına kaçarak yaşamaya alışmışız ki bu da işin kolayı. Herkes kendi mahallesinde daha huzurlu..."

"MAHALLELERE YARANMAK GİBİ BİR AMACIM YOK"

- Peki neden iki mahalleye yaranamıyorsun?

"Benim niyetim mahallelere yaranmak değil, "insanlar beni izlesin tepki göstersin" böyle bir hedefim de yok. Ben otuz yıldır gazeteciyim ve inandığım bir yolda yürümeye çalışıyorum. Bu yolda "değişmeyen ilkelerim var..." vs. böyle bir adam değilim. Değişime inanan bir insanım. Yanılabiliriz, hata yapabiliriz . Önemli olan ne kadar ders aldığımız. Ama ben bu ülkeyi, yaşamayı ve insanları da seven bir insanım. Ama bunları bir kenara bırakıp sadece bir mahallenin yargılarıyla, ön yargılarıyla, korkularıyla bir hayat geçirmek istemiyorum. Çocuğuma bu şekilde örnek olmak istemiyorum. Ya da beni izleyen gençlere "sadece bu gerçeklik var, başka bir gerçeklik yok" gibi bir sanal dünya mesajı vermek de istemiyorum. Ben sonuçta bir hikaye anlatıcısıyım. Ama benim anlattığım hikayeler gerçekler üzerine kurulu. Anlattığım hikayeleri, çok büyük cümleler söylemeden kendi bakış açımla yoruluyorum. Benim arkamda hiç kimse yok. Sermaye grubu, iş adamı, siyasi parti, siyasi görüş yok. Öyle zengin falan bir ailem de yok. Ben tekim ve sadece doğru bildiğimi anlatmaya çalışıyorum."

BÜTÜN YANDAŞLIK İHALESİ AK PARTİ'YE DEVREDİLMİŞ DURUMDA

- Cüneyt Ödemir değişti mi? 

Elbette değişti. Ben otuz yıl önceki ben nasıl olabilirim.

- Eskiden muhaliften şimdi yandaşsın. Ya da iktidara yaranmaya çalışıyor Cüneyt Özdemir...

Niye muhaliftim? Eskiden de böyleydim. Hayır. Bunlar ön yargılar. Bize giydirilmeye çalışılan gömlekler. O insanın beğendiği şeyleri söylediğim için onun taraftarı olmam. Yandaşlık diyoruz? Neyin yandaşlığı? Ak Parti yandaşlığı mı? Evet. CHP yandaşlığı, İYİ Parti yandaşlığı yok mu? HDP yandaşlığı yok mu? Bütün yandaşlık ihalesi Ak Parti'ye devredilmiş durumda. Ben bakıyorum diğer partilere onlar demokrat oluyor, Ak Parti'yi destekleyenler yandaş oluyor. Yandaşlık bence şöyle: ceketini çıkartıp bırakıyor musun? Aklını emanet ediyor musun? O zaman sen yandaş olursun. O birgün bir tarikat olur, bir gün siyasi parti olur, siyasi görüş olur.

Bu hayatı ben acaba senin arkadaşın ne düşünür diye yaşamıyorum. Ya da birisi bana şu cümlemin ardından bana ne hakaret eder ya da benim başıma ne gelir, diye yaşamıyorum?

RAKI FOTOĞRAFI KOYANLARDAN, "ALNI SECDEYE DEĞENLER AHLAKLI' DİYENLERE... TÜRKİYE'DEKİ SİMGELER ENRENİNİ TARTIŞMALIYIZ

- Bugün mesela rakı bardağı gösteren Atatürkçülere giydirmişsin?

Böyle bir şey olabilir mi ya? Bak iki saçmalığı söyledim. Cümlenin bir kesimi alıyorsun sevgili Kübra. Dedim ki: Oğlumla, ailemle balıkçıya gittik. Masada balık falan var. Eşim de bir fotoğrafımızı çekti. Oğlum 8 yaşında olduğu için su içiyor. Ben de su içiyorum. Bir de fermante üzün suyu koymuşum. O da bitmiş ama yani, bir yudum almışım kalmamış. Fotoğrafı Instagram'a koydum. Hemen yorum geldi. İşte "sen o malum içkiyi masanın altına mı sakladın?" 

- Geçen ay da İsmail Küçükkaya'yı aynı sebeple, aynı şekilde linç ettiler.

Evet. Ama haklılar aslında. Niye? Çünkü bir sürü insan bu ikiyüzlülüğü yapıyor. Adam oturuyor, hep bereber içiyorlar. Sonra fotoğraf çekilirken, meyhanede içki yok. Neden? Aynı yere geliyoruz. Ben de yayında dedim ki: "Siyasi görüşünüz farklı olabilir ama siyasi görüş böyle simgelerle ya da bu kadar kaba şeylerle anlatmanız bana çok ters geliyor." Adam o içkiyle fotoğrafını koyuyor. Bunun anlamı ne biliyor musun? "Ben laiğim." Ben de dedim ki: "Bu laiklikle ilgili değil, senin kafasızlığının göstergesi. Ayrıca bu içtiğin şey sağlığa zararlı. Ne diyorsun? Bunu örnek gösterme. Kime neyi satıyorsun? Hangi mahallede neyi satıyorsun? Ama o kadar satılmaya müsait ki. Atatürk'ün masasına otursan ve bunu bu şekilde göstersen Atatürk seni masadan kovar." Biz bu ülkeyi bu kafasızlar için mi kurduk, der. Ama adamlar bunun ticaretini bu şekilde yapıyor. Beyaz leblebi yiyor mesela. Şu simgeler evrenine bakar mısın? Bunu yapan kafasız ama insanlar da bu kadar kafasız mı zannediyorlar? 

Dönüyoruz dolaşıyoruz yine mahallelerin arkasındaki çeşitli bloklara ulaşıyoruz. Evet, bir semt bunları referans olarak belirliyor kendisine. Öbürü de "alnı secdeye değiyorsa, ahlaklı, iyi insandır" diyor. Pardon? 15 Temmuz dediğimiz şeyi alnı secdeye değen insanlar yaptı. Bir kısmı takiyye yapıyordu da hiçbirinin alnı secdeye değmiyor değildi. 

Biz bu simgeler evrenini de tartışmalıyız. Türkiye o kadar uzun zaman başörtüsü meselesini konuşmakla tartışmakla aman kaybetti ki. Biz yıllar boyunca bunun yerine bilimi konuşamadık. Teknoloji nereye gidecek diye konuşamadık. Aptal tartışmaların mahkumu olduk. TV ekranlarından yaptılar bunu. Ve bizim gibi insanlar buna izin verdi. Sırf biraz daha izlensin, onlar farklı diye... Biz bunları savununca da "Aaa! Ben artık onu izlemiyorum" oldu. "Aaa! O bizden değilmiş" oldu. Oysa biz hepimiz bizdik. Artık başörtüsü diye bir mesele kaldı mı? Noldu? Ayasofya açılmasın... Açıldı ne oldu? Dünya mı yıkıldı? Türkiye mi değişti? CHP ve İYİ Parti büyütebilirdi. Ama bravo döüştürmediler. Zaten dönüştürse de karşılığı yok. Ama Ayasofya'nın açılmasının da eskisi gibi karşılığı yok. Çünkü o o simgeler evrenin bir tabuydu. 

"BU SİSTEM BEYAZ'A TALK SHOW YAPTIRMIYOR"

Herkes çok ciddi. Çok gergin. Elbette nedneleri var. Ama bu nedenleri de bizim gibi, insanlarla iletişim kuran insanların, yeni bir dille, anlatıyla aşması gerekiyor. Biz buna örnek olmalıyız. Yoksa elini birilerine sallayan, had bildiren, dünyanın en ciddi şeylerini söyleyen insan olmak çok kolay. Bunlar zaten bize biçilmiş şeyler. Takıyorsun kıravatı, giyiyorsun takım ceketi. yayınını yapıyorsun. Özellikle bu tür stüdyolarda ben çok görüyorum. Haber kaalları bu insanlarla dolu. Bakıyorum mesela bir önceki gecede ne konuşulmuş, diye. Bu programda kavga, şu programda kavga. Başka bir haber görmüyorum. 

Bakın Amerikan televizyonlarında en çok talk showlar konuşuluyor. Büyük kanalların talk showları, ana haber bültenlerinden daha çok konuşuluyor. Türkiye'de talk show yapan kimse kalmadı. Çünkü bu sistem Beyaz'a artık talk show yaptırmıyor. Yapamıyor. O gerginlikten, kutuplaşmadan, onu ekrana çıkardın vs... Beyaz'ı link ettiler ya! Efendim, bir canlı yayında öğretmen çıkmış da bir şey demiş. Beyaz'ın ne PKK'lılığı kaldı ne başka bir şeyi...

TV'lere bakıyorsun, herkes bir karış surat. Dizilere bakıyorsun kan gövdeyi götürüyor. Haber kanallarında herkes birbirine bağırıyor. İnsanlar da kaçacak yer arıyor. Youtube Türkiye'de patlamış durumda.

Türkiye'de hep konuşuluyor beyin göçü yaşanıyor diye. İyi de mizahçılar da yurt dışına gidiyor. O karikatüre dava, bu karikatüre dava. Bir zamanlar mizah dergilerinin 500 bin 700 bin sattığı dönemler vardır. Şu anda mizah dergileri can çekişiyor. Tanıdığımız pek çok ünlü mizahçı yurt dışında yaşıyor. Bunları konuşmuyoruz. Konuşamıyoruz. Çok daha önemli konularımız var.

- Bugünkü yayınınıza baktım. Üstsüz kitap okuduğuna ilişkin fotoğraf koyan bir Instagram fenomenini 10 dakika konuştunuz. Televizyonda olsan konuşabilir miydin?

Bence konuşmalıyız. Ama Ebubekir Bey kızıyor böyle konuşunca. "İnsanları ahlaktan çıkarıyorsunuz" falan diyor. Televizyonlara RTÜK tarafından dar bir elbise giydiriliyor.

Türkiye, son 10-15 yılda Türk dizilerinin dünyadaki etkisiyle acayip bir etki, bir soft power, bir yumuşak güç oluşturdu. Güney Amerika'dan Balkanlara, Avrupa'dan Asya'ya bu diziler çok konuşuluyor. Bu dizilerin en büyük gücü Türkiye'deki bu ortamdan çıkmaları. Fakat son zamanlarda bu dizilere çok müdahale geliyor, tv'lere çok müdahale geliyor. Biz tatsız tutsuz bir evrene doğru savruluyoruz. Neden konuşulmasın? Eskiden Beyaz'da konuşulmuyor muydu? Neler konuşuluyordu... O zaman, 1990'larda, 2000'lerde, 2007'e kadar konuşuluyordu, bir şey olmadı da, şimdi mi konuşulamaz? Tam tersi sonuçları Türkiye için çok daha pozitif. 

- Huysuz Virjin'in vefatının ardından bu konuşuldu.

Mehmet Ali Birand ile Huysuz Virjin'in bir programı var. Çok eğlenceli bir program. Şimdi eğlenmek suç gibi bir şeye dönüştü.

2013 yılında "Eğlencesini yütüren ülke" adında bir kitap yazdım. Türkiye'nin hikayesini anlatıyordum. 

Ben televizyon evrenimizi, Türkiye'deki siyasi, hukuki, demokratik dengelerimiden ayrı tutmuyorum. Orda ne yaşıyorsak televizyonlarda ve medyada da yansımasını yaşıyoruz. Şimdilik sosyal medya biraz daha rahat. Ama onunda yasası çıkmış durumda ne kadar devam eder bilemiyorum. 

Yorumlar 1 yorum