GÜNDEM

Ayasofya ile Sultanahmet’in 95 senedir bitmeyen çilesi

Resim galerisi ve caz klübü yapılmalarına ramak kalmış, 1945’te Ayasofya’ya Katolikler talip olmuş... Habertürk yazarı Murat Bardakçı, Ayasofya ve Sultanahmet Camileri'nin 1920’lerden buyana çilesinin bitmediğini söyledi.

Ayasofya ile Sultanahmet’in 95 senedir bitmeyen çilesi

Ayasofya’nın camiye çevrilmesi konusu tartışılmaya devam ederken CHP İstanbul Milletvekili İbrahim Kaboğlu “Topkapı Sarayı da müze olarak korunmalı, Ayasofya da müze olarak korunmalı, hatta Sultanahmet de müze olmalı; çünkü bunlar artık insanlığın ortak mirasıdır” ifadeleri ile gündeme bomba gibi düştü.

Habertürk yazarı Murat Bardakçı da Kabaoğlu'nun bu sözlerle CHP’nin başını iyice ağrıttığını belirtti, Ayasofya ve Sultanahmet Camileri'nin 1920’lerden buyana hiç durmadan çile çektiklerini, müze hâline getirilmekten de büyük dertlerden son anda kurtulabildiklerini söyledi.

Ayasofya ile Sultanahmet’in 95 senedir bitmeyen çilesi: Resim galerisi ve caz klübü yapılmalarına ramak kalmış, 1945’te de Ayasofya’ya Katolikler talip olmuştu!

Şimdi, her iki camiin çilelerinden bazılarını anlatayım:

1926’da Millî Eğitim Bakanlığı’nın topladığı bir komisyonda o devrin önde gelen iki ressamı, Namık İsmail ile Çallı İbrahim, Sultanahmet Camii’nin “resim galerisi” yapılmasını teklif etmiş; hattâ sergilenecek tabloların daha iyi görülebilmesi için çatıda delikler açılması gündeme gelmiş ve cinayete millî mimarîmizin kurucularından olan Kemaleddin Bey’in “Siz kafayı mı yediniz?” diye ortalığı velveleye vermesi sayesinde mâni olunabilmişti…

Hadisenin ayrıntılarını komisyonun üyelerinden olan bestekâr Cemal Reşid Rey, 11 Kasım 1963’te Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Atatürk ve Müzik” başlıklı yazısında anlatır:

“1926 Ağustosunda, Maarif Vekili Necati Bey bir Sanayi-i Nefise Encümeni (Güzel Sanatlar Komisyonu) toplamıştı. Bu encümene beni de davet etti. İşte o encümende alınan kararla mekteplerden alaturka musiki tedrisatı (öğretimi) kaldırıldı. Böyle isabetli kararların yanında fazla cüretkârânelerinin de alınmasına ramak kaldığına şahit oldum. Bu encümenimizin reisi rahmetli Namık İsmail ile rahmetli Çallı İbrahim, Necati Bey’e bir dilekçe sundular. Bu dilekçede ressamların eserlerini teşhir edecek bir galeriden mahrum bulunduğu belirtiliyor ve hükümetten bu iş için bir mahal isteniyordu. İstenilen mahal neydi biliyor musunuz? Sultanahmet Camii. Ancak ilâve ediliyordu ki, camide yukardan gelen ışığın az oluşu resimlerin en iyi şerâit (şartlar) altında teşhirine mânî idi. Bunun için kubbede delikler açılması teklif edilmişti! Necati Bey muvafakatini vermek üzere iken rahmetli Mimar Kemaleddin Bey’in pür hiddet yerinden kalkarak söylediği sözlerden sonra bu karardan vazgeçildi. Sanat inkılâplarında isabetli kararların alınmasının ne kadar zor olduğunu o gün unutulmaz şekilde anladım”.

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

Yorumlar