RÖPORTAJ

'Atatürk’ü tarihe gömmek için sondaj yapılıyor!'

"Türkiye Kime Kalacak?" başlıklı kitabı geçtiğimiz hafta çıkan gazeteci Osman Ulagay gördüğü kâbusu, korkularını, Erdoğan'ın Türkiyesi'nde neler olacağını anlattı.

'Atatürk’ü tarihe gömmek için sondaj yapılıyor!'
GAZETECİLER.COM Geçtiğimiz hafta bir kitap yayınlandı. İsmi "Türkiye Kime Kalacak?" ama alt başlığı daha ilginç: "Başbakan'ın yazdırdığı kitap". Yazarı ise yılların ekonomi gazetecisi, Osman Ulagay. T24 internet sitesinden  Hazal Özvarış, Ulagay ile kitabı neden Başbakan'ın yazdırdığını konuştu. İşte sorduğu sorular ve aldığı çok çarpıcı yanıtlardan bir demet:

"Başbakan Erdoğan yazdırdı bu kitabı bana." Osman Ulagay, "Türkiye Kime Kalacak?" başlıklı son kitabına bu cümleyle başlıyor.

MİLLİYET'TEKİ SON YAZISI

Sebebi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 26 Şubat 2010'da söylediği cümleler:

"Herkes fikrini söylemekte serbesttir. Gayet güzel de böyle belirlenmiş şeyler var. O insanlara o kalemleri teslim edenler de der ki 'Kusura bakma kardeşim, bizim dükkânda sana yer yok.' Çünkü herkes vitrinine layık olanını koyar..."

Ulagay'ın bir gün sonraki, "Başbakan'ın 'dükkân'ında bana yer yok" başlıklı yazısı Milliyet'te yayımlandı. Ancak bu, Milliyet'teki son yazısı oldu. Bu yazıyı izleyen "Medya patronları Başbakan'a cevap vermeyecek mi?" yazısı Doğan Medya Grubu'nun "Başbakan'a cevap vermeme" kararı gerekçe gösterilerek yayımlanmadı. Bunun üzerine Ulagay, "sessiz bir protesto" ile Milliyet'ten ayrıldı.

Ardından geçen zamanda masanın başına oturan Ulagay, "Herkesi kızdıracak" dediği bu kitabı yazdı ve yaklaşık 35 yıldır ekonomiye odaklanan bir yazar olarak kendisinden duymaya alışık çok olmadığımız ifadeler kullandı: Tehlike, korku, ürküntü, kâbus... Nedenini öğrenmek için Ulagay'a sorduk:

'60 SENEDİR DEĞİŞMEYEN İLKELER BENİ ÇILDIRTIYOR'

- AKP Gerçeği ve Laik Darbe Fiyaskosu'nu "Sabrım taştığı için yazdım" demiştiniz. Bu kitabınızda da laiklerin tavrı için "Çıldırıyorum" diyorsunuz. Nedir sizi çıldırtan?

Temel nedeni şu: Laik kesim diye tanımlayabileceğimiz kesimin yıllardır savunduğu, kemikleşmiş bazı ilkeler var. Kendilerine göre tanımladıkları Atatürk ilkelerini savunuyorlar ve Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'i devam ettirme kaygısı taşıyorlar. Fakat bunu yaparken Atatürk'ü bir isim olarak yaşatmanın ve her yıl 10 Kasım gibi vesilelerle ona bağlılıklarını belirtmenin Atatürk'ün düşüncesini canlı tutmaya yeterli olacağını düşünüyorlar. Hâlbuki yaşadığımız deneyim gösteriyor ki bu yeterli değil!

Böyle yaparak, laik kesim sadece sınırlı bir çevrede etkileşim sağlamış oluyor. Ancak, Atatürk Türkiye'de sadece yüzde 20'lik bir kesim için değil, çok daha büyük bir kesim için önemli. Onları kazanabilmek ve Türkiye siyasetinde etkili olabilmek için 60 senedir değişmeyen ilkelerle Atatürk'ü savunmak artık geçerli bir yöntem değil. Bunun da hâlâ anlaşılamamış olması beni çıldırtıyor. Atatürk'ü gerçekten yaşatmak istiyorsak ve Cumhuriyet ilkelerinin günümüze uyarlanmasını istiyorsak bunu aşmamız lazım.

- "Sabah kalkıp Yılmaz Özdil ve Bekir Çoşkun okuyarak güne başlayan" bir laik kesimden bahsediyorsunuz. Laik kesimin portresini nasıl çiziyorsunuz?

 

Laik kesim, uzun yıllar kendisini Türkiye'nin, bir anlamda, yol göstericisi olarak görmüş ve bunun verdiği bir özgüven var. Eninde sonunda Türkiye'nin Atatürk'ün öngördüğü tarzda bir ülke olabileceği inancı taşıyorlardı. Fakat değişen dünya ve Türkiye'nin gerçekleri bu inancı çok sarstı. Onlar da bu güvencelerini terk etmeye başladılar. Nihaî güvence olarak görülen asker faktörünün devre dışı kalması bunu daha da arttırdı. Dolayısıyla bu kesimin içerisinde dayanışma ihtiyacı büyük ölçüde arttı. Bu dayanışma ortamını sağlayan bu yazarlar da onlar için önemli.

Sabah kalkıp da, bir gün önce duyduklarının moral bozukluğuyla kalkıp, onların duygularını paylaşan bir yazarın yazısıyla karşılaşmak onlara iyi geliyor. Bunu daha önce İlhan Selçuk için de çok düşündüm. Bu test de edildi. İlhan Selçuk'un Cumhuriyet'ten ayrıldığı dönemlerde Cumhuriyet'in okur sayısı birdenbire 40-50 bin azaldı. Şimdi o fonksiyonu ifade eden Yılmaz Özdil, Bekir Çoşkun var.

BEKİR COŞKUN VE YILMAZ ÖZDİL AKP'NİN İŞİNE YARIYOR

- Kitapta "Bu yazarları okuyarak avunma kültürünün gidişatı değiştirmek için başka şeyler yapmak gerektiğini idrak etmeyi önlediğini" öne sürüyorsunuz. Yani bu yazarlar, içe dönük laik kesimin bir nevi "gazını alarak" son kertede AKP yararına bir işlev mi sergilemiş oluyor?

Maalesef, bu içine kapanma tavrı, bu kesimin giderek daralmasına yol açıyor. Ben buna "avunma ve avutma kültürü" diyorum. O yazarlar da bu fonksiyonu sağladıkları için, o insanları farklı düşünmeye, başka çözümler aramaya çalışmaktan alıkoyuyor belki. "Biz bu şekilde kendi çevremizde yaşayabiliriz" diyorlar ve bu, onların zayıflamalarına yol açıyor.(...)

- Başbakan'ın "Herkes vitrinine layık olanı koyar" sözleri üzerine kaleme aldığınız "Medya patronları Başbakan'a cevap vermeyecek mi" yazınızın Milliyet'te yayımlanmaması nedeniyle köşenizi bıraktınız. Siz bugün bu kâbusu mu yaşıyorsunuz?

Şimdi ben kâbus dediğim noktaya doğru bir gidiş olduğunu söylüyorum. Muhalefete tahammülsüzlük giderek artıyor. Medya üzerindeki baskı artıyor. Ben Milliyet'teki köşemi bıraktıktan sonra geçen süre içinde, birçok gazeteci ve yazarın yazı yazma veya televizyonda görünme olanağı kalmadı. Birçok isim sayabilirim... (...)

- Tehlike, ürküntü, korku gibi sıklıkla kullandığınız kelimeler karşı çıktığınız laik kesimin "Tehlikenin farkında mısınız" sözlerini çağrıştırıyor. Fark nerede?

"Tehlikenin farkında mısınız?" sorusunu soran laik kesim kendi açısından tehlikenin farkında ama buna karşı çare üretemiyor, çünkü çareyi geçmişte arıyor. Ben onların dışında kalan bir kesime, "Canım bunlar da iyi kötü yönetiyor ülkeyi. Şikâyet edecek neyimiz var" diyenlere, AK Parti'nin görüşlerini tam olarak benimsemedikleri halde onu kötülerin iyisi olarak görüp, daha iyiyi aramayan kesime mesaj vermek istiyorum. AKP'yi demokratikleşme umudu ile uzun süre desteklemiş olanların bir kısmı yavaş yavaş bu umudun sınırına gelindiğini görüyor zaten.

- Liberalleri mi kast ediyorsunuz?

Liberalleri, Kürt sorununda AKP'nin çözüm getireceğine inananları, AKP'nin askeri vesayeti kaldırarak Türkiye'yi özgürlükçü demokrasiye götüreceği umudunu taşıyanları kastediyorum.

LİBERALLER BU KADAR DESTEK VERMESE AKP ŞIMARMAZDI

- Kitabınızda da "AKP, liberalleri mükemmel bir şekilde kullandı" diyorsunuz. Peki, liberaller neden kendilerini kullandırdı? Sebep, bir yerde telaffuz ettiğiniz astronomik ücretler mi?

Astronomik ücretler, her dönemde olmuştur. Bugün de AKP'nin kendine yakın gördüğü kimseler, AKP'nin üzerinde sörf yaptığı dalganın içinde yer alanlar var. Onlar da bu durumdan yararlanıyor. Dolayısıyla onların AKP'yi savunmaya devam etmeleri anlaşılır bir şey. Ben daha çok o kesim içinde yer almayan, AKP'yi bir demokratik dönüşümün partisi olarak görenler açısından bunu söylüyorum.

Bu bizim entelektüellerimizin bir bölümünde uzun zamandır görülen bir zafiyet. Toplumun geniş kesimiyle güçlü bağ kuramayan ve bu bağı kurmadan iktidar ve nüfuz sahibi olma hevesine kapılmaktan kaynaklanan bir durum var. İktidar ve nüfuz sahiplerine, sizin görüşünüze çok yakın olmasalar da, yakın durduğunuz zaman, o iktidarın pozisyonunu desteklemiş oluyorsunuz. Ayrıca askeri vesayetin yükünü üzerinde hisseden insanlar da, AKP'de bunu ortadan kaldıracak bir potansiyel gördükleri için ona destek verdiler. AKP ve yandaşları, askeri vesayeti onların desteğiyle etkisiz hale getirirken bunun sonuçlarını tam olarak kestiremediler. Bu yüzden şimdi eğer AKP kendi hegemonyasını, tek parti rejimini kurarsa onlar gene umduklarını bulamayan kesimde yer alacaklar...

- Yani aydınlar AKP'ye bol kepçeden mi destek attı?

O desteği verirken, daha rezervli davranmak lazımdı. AKP'ye sınırsız destek vermek yerine bunun sınırlı olduğunu hissettirerek vermek gerekirdi. Öyle olsaydı, AKP bu kadar şımarmayabilirdi.

- AKP sizce ne zaman şımardı?

Bilhassa 2007 sonrasında. İlk beş yılda bu konular çok fazla tartışılmıyordu. Cumhurbaşkanlığı seçimleri, referandum kırılma noktaları oldu. (...)

'ATATÜRK'Ü TARİHE GÖMME SONDAJI YAPILIYOR' 

- Gülen hareketi, AKP'ye karşı siyasi bir alternatif mi?

Bunu söylemek zor, kendi içlerinde bugüne kadar dayanışma gösteren, referandumda ve son seçimde bunu kanıtlayan AKP ve Gülen hareketinin bundan sonra ne yapacağını kestirmek kolay değil. Bir yerde siyaseti ete kemiğe büründürdüğünüzde, önümüzde anayasa süreci var, yerel seçimler var, Cumhurbaşkanlığı seçimi var, başkanlık sistemi özlemleri var, AKP'nin üç dönem sınırlaması var... Ayrıca, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün bazı konularda hükümetle tam örtüşmeyen beyanları var. MİT olayından sonra ortaya çıkan tartışmalarda, "Bizim aramızda ayrışma olamaz" çıkışlarına rağmen arka plana baktığınızda bir farklılaşmanın olduğunu görüyorsunuz.

- Gülen hareketi ile AKP'nin ortaklaştığı noktalardan da bahsediyorsunuz ve bu kesim için söz konusu ettiğiniz "100 yıllık fırsattan" bahsederken "Atatürk'ü tarihe gömmek" gibi keskin bir ifade kullanıyorsunuz. Sizce vesayete karşı çıkarken Gülen hareketi ile AKP Atatürk'ü de tarihe mi gömmek istiyor?

Fethullah Gülen'e çok yakın olduğu bilinen Zaman gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce, 12 Haziran seçimi öncesinde "100 yıllık vesayet rejiminin sonu geliyor" dedi ve bunun mutluluğunu yaşadı. Burada 1923 ile Mustafa Kemal'in damgasını taşıyan Cumhuriyet'in kuruluş ilkeleriyle bir hesaplaşma söz konusu. Atatürk'ü tarihe gömmeyi amaçlayan yolu açmak için sondaj çalışmaları yapılıyor şimdi. Referandum sürecinde, "cemaat devlete sızdı" suçlamasına karşı kendi hareketine savunurken Fethullah Gülen'in söylediği önemli bir söz var: "Asıl sızmayı yapanlar, Anadolu'ya dışardan gelip ülkenin kaderi üzerine söz sahip olanlardır" anlamına gelen bir söz. Bu tanım kimleri kapsıyor acaba?

- Selanik'ten gelenleri mi?

Öyle alırsanız içlerinde Mustafa Kemal de var. Fethullah Hoca'ya "Atatürk'ü nasıl değerlendiriyorsunuz" dediğiniz zaman belki bu ifadeyi kullanmaz ama kendi yandaşlarını savunma pozisyonuna gelince bunu söyleyebiliyor. AK Parti ve Gülen hareketi, eğer farklı bir Cumhuriyet, farklı bir Türkiye oluşturma hedefini sonuna kadar götürürlerse bence Atatürk'ü de dışlamaları gerekiyor.