ALKIŞ

Alkışlar Murat Bardakçı için...

Murat Bardakçı, bugünkü HaberTürk’te tam da "Kendi gözündeki merteği görmez, elin gözündeki çöpü görür…” atasözüne uygun yaşayan meslektaşlarımızı eleştirdiği için alkışı hak etti.

Alkışlar Murat Bardakçı için...

Atalarımız demişler ki:

Kendi gözündeki merteği görmez, elin gözündeki çöpü görür…”

Bugün de değişen bir şey yok…

Medyamız, kendi gözündeki odunu görmeyen ama başkasının gözündeki küçük çöpe mana bulanlarla dolu…

Murat Bardakçı, bugünkü HaberTürk’te tam da bu atasözüne uygun yaşayan, onu bunu eleştiren ama kendi cehaletini görmeyen meslektaşlarımızı eleştiriyor…

Ve alkışı hak ediyor…

CÜHELÂ FIŞKIRACAK EKRANI AÇSAN CÜHELÂ!

Murat BARDAKÇI / HaberTürk / 20.10.2016 Perşembe

İki gündür, bir TV kanalındaki hanım sunucunun Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sını Amerikalı şarkıcı Madonna zannetmesini konuşuyoruz; ekranda üstüste yaptığı gaflara gülüyoruz, kızıyoruz, söyleniyoruz ve “Bu ne cehalet böyle?” deyip sunucu hanıma veryansın ediyoruz.

Neden? Sanki o hatundan çok mu farklıyız? Millet ve basın olarak allâme-i cihan mıyız ki “Aman ne cehalet!” havalarındayız?

Hanımın hatası Sabahattin Ali’yi ve eserini bilmemesi değil, bu kadar sığ malûmatı ile televizyonda program yapma cesaretinde ve cür’etinde bulunması; ama unutmayalım: Külli câhilîn cesur!

İLHAM ÂKİF’TEN AMA...

Yazının başlığında Mehmed Âkif’in meşhur mısraının ilhamıyla ve vezni de bozmamak maksadıyla “ekran” sözünü kullandım fakat cehalet şimdi sadece ekranda değil, her yerde! Gazetelerde, hattâ köşe yazarlarının cümlelerinde, sokakta, mektepte, üniversitede, işyerinde, aklınıza neresi gelirse orada!

Gazetecinin çoğu kendini hemen her konuda mutlaka birşeyler söylemeye mecbur hisseder, birbirinden kıymetli fikirlerini ifade edip etrafı irşâd edebilmek için uğraşır durur ama asla okumaz ve sadece konuşur.

Basında artık hemen herşeyi sulandıran bir habercilik anlayışı, birkaç klişenin içerisine hapsedilmiş ucuz ve gına getiren başlıklardan medet umma âdeti hâkimdir. Millette okuyup birşeyler öğrenmenin yerini kulaktan dolma yalan-yanlış söylentilere inanma aczi almıştır, çok satan yazarların kitapları bile etrafa hava atabilmek için koltuğunun altına sıkıştırılan yahut masanın üzerine biblo niyetine konan bir teşhir vasıtası olmuştur ve daha da önemlisi, memlekette gittikçe artan bir heves noksanı hâkimdir. Hattâ milleti cahillikle suçlayanların ekserisi bile tek satır okumamakta, sadece ahkâm kesmektedir!

Ve, nihayet geldiğimiz nokta: Artık bomboş ve bilinçsiz bir tüketim, özenti ve taklit toplumuyuz, o kadar! Dolayısı ile böyle bir toplumda cep telefonunun yeni modelini ilk satın alan müşterinin “önemli adam” olarak gösterilmesi, internette sululuktan da öte vıcık vıcık hareketler yapan şaklabanların “gösteri sanatçısı” zannedilmesi ve “Aaaa”, “Eeeee”, “Ooouuuooouuu” gibi iniltilerle başlayan günlük konuşma dilinin de iki, haydi bilemediniz üçyüz kelime içerisinde sıkışıp kalması gayet normaldir.

NEDEN DİZİ OLMASIN Kİ?

Kürk Mantolu Madonna meselesi Türk Edebiyatı’nın önemli eserlerinin TV dizisi olması meselesini de gündeme getirdi ve internette dünden itibaren “Sabahattin Ali’nin eserinden elinizi çekin! Madonna dizi olmasın, Filiz Ali izin vermesin” gibisinden bir kampanya başlatıldı...

Edebiyatımızın klasiklerini dizi yaparak bambaşka hâle getirip yerlere sermekte gerçi üzerimize yoktur! Meselâ, Halid Ziya’nın koskoca Aşk-ı Memnû’su bir zamanlar ciklet gibi uzadıkça uzayan ve bir türlü bitmek bilmeyen o meşhur dizi sayesinde halkın gözünde Kıvanç ile Beren’in öpüşme sahnesinden ibarettir; Peyami Safa’nın güzelim Fatih-Harbiye’si de ekranda taze fasulye ayıklayan kadınların bomboş konuşmaları ile dolu bir mahalle pazarı hâlini almıştır...

Ama, bütün bunlara rağmen, klasiklerin TV dizisi hâline getirilmesi hem sektör, hem de vârisler için her bakımdan iyi bir imkândır ve telif hakkı kavramının neredeyse mevcut olmadığı senelerde yazarların hakettikleri ama bir türlü elde edemedikleri menfaati şimdi vârislerden esirgemeye kimsenin hakkı yoktur.

Okuyanlar bilirler: Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna’nın bir yerinde “...Hiç de fena insanlar değillerdi. Yalnız boş, bomboş mahlûklardı. Yaptıkları münasebetsizlikler hep buradan geliyordu. İçlerinin esneyen boşluğu karşısında ancak başka başka insanları istihfaf ve tahkir etmek, onlara gülmek suretiyle kendilerini tatmin edebiliyorlar, şahsiyetlerinin farkına varıyorlardı” der.

Bütün mesele, işte o birçok kişinin içindeki “esneyen boşluk”. Bu maddî ve manevî boşluk, yani cehalet öylesine derin ve öylesine açgözlü ki; gelecek beni çok, hem de çok fazla endişelendiriyor!

ÇOK OKUNANLAR
Yorumlar