MEDYA KÖŞESİ

Akif Beki: Bütün suç anketçilerde mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "anketlere güvenmiyorum" sözleri gündeme damga vurmuştu. Karar yazarı Akif Beki bugün köşesinden bu konuyu ele aldı.

Akif Beki: Bütün suç anketçilerde mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Artık anketlere güvenmiyorum" açıklamasıyla yeni bir tartışmanın kapısını araladı. Anket firmaları bu sözler üzerine açıklamalar yaparken, medyada da konu geniş yer aldı. 

Karar yazarı Akif Beki de bugün anket meselesini gündemine taşıdı. Akif Beki konuyu anketçiler üzerinden değil de seçmen üzerinden görmeyi tercih ederek "Dürüst anketçilerin toplumsal eğilimleri doğru saptayamamalarında en büyük etken, seçmene hakim olan korku ve çekingenlik. Mimlenme fişlenme korkusu, başına bir şey geleceği endişesi..." ifadelerini kullandı. 

İŞTE AKİF BEKİ'NİN O YAZISI

Halkın nabzını anketlerle en iyi ölçen lider kim diye anket yaptırsanız, Erdoğan açık ara önde çıkardı. Fakat o da artık anketlere inanmıyor.

Ne değişti de anketlere en çok güvenen lider, anketlere artık güvenmediğini söyleme gereği duydu?

Cumhurbaşkanı, son seçimlerde fena çuvallamış olmalarını gerekçe gösteriyor. Haksız da değil, kafa üstü çakıldı çoğu.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal ise bu güvensizliği farklı bir gerekçeyle açıkladı, seçmenin günlük fikir değiştirmesine bağlıyor.

Ne anlamalıyız bundan?

Seçmenin nabzı eskisi gibi tutulamıyor. Çünkü vatandaş tercihi sorulduğunda renk mi vermiyor? Çok mu kararsız, aklı gidip geliyor mu? Gerçek kanaatini mi yansıtmıyor?

Ünal’ın dediği gibi, sosyal medyada estirilen rüzgarlardan etkilenip çabucak görüş değiştirdiği, her sabah başka bir tercihle uyandığı için mi?

Neden peki? Kırılgansa neden, aklı hemen çelinebiliyorsa neden, kendini gizliyorsa neden?

Neresinden bakarsanız bakın, kabak anketçilerin başına patlasa da asıl nedeni başka yerde aramak gerektiği aşikar.

Erdoğan’ın, yani en iyi işverenlerinin itimadını kaybetmelerinde anketçilerin kendi sorumluluğu inkar edilemez elbette.

Anketçilerin anketçilik mesleğine verdiği zararı kimse verezmedi, bindikleri dalı kesiyorlar. Gözden düştülerse kabahati dış faktörlerde aramak yerine önce dönüp kendilerine bakmalılar.

Son seçimlerde sonucu bilememeleri bir yana, çoğunun yanından bile geçememesi, yaşadıkları itibar erozyonunun başlıca nedeni elhak.

Masa başında sonuçlarla oynadıkları, gerçeği değil müşterilerinin duymak istediği sonuçları bulduracak örneklemler seçtikleri, denekleri ihtiyaca ve siparişe göre yönlendirdikleri, yanıltıcı birer manipülasyon aracına dönüştükleri algısı giderek yerleşti.

Nabza göre şerbet verenleri, hoşa gidecek işlevsel veriler üretenleri yok değildir. Fakat hepsi bu hormoncular sınıfına girer mi? Her genelleme gibi bunu söylemek de tehlikeli bir haksızlık olur bence.

Tutturamalarında, standart sapma payının çok üstünde yanılıyor olmalarında seçmen tutarsızlığının etkisini gören siyasetçiler de var nitekim. Mahir Ünal onlardan biri.

Fakat seçmen neden yanıltıyor anketçileri, buna tatminkar bir cevap veremiyor o da. Sadece trol kampanyalarının girdabına kapılmakla açıklanabilir mi, sanmam.

Kabul edelim ki anketçilerin işi, referandumdan bu yana son üç seçim dönemidir giderek zorlaştı. Çünkü seçmen, kanaatini anketçilerden saklamaya başladı.

Dürüst anketçilerin toplumsal eğilimleri doğru saptayamamalarında en büyük etken, seçmene hakim olan korku ve çekingenlik. Mimlenme fişlenme korkusu, başına bir şey geleceği endişesi...

Gölgesinden bile korkan, dost ve aile meclislerinde dahi resmi görüşünü söylemekle yetinen, gerçek düşüncesini fısıltıyla bile  konuşmaktan çekinen seçmeni öngörmek ne mümkün.

Öyleyse...Kamuoyu yoklamalarında öngörülemez bir topluma dönüşmemizin bütün suçunu anketçilerin sırtına yüklemek kolaycılık olmaz mı bu iklimde?

Sağı solu belli olmuyor, sandıkta ne yapacağı üç kala hala kestirilemiyorsa...Kafasının karışıklığı ya da anketçilerin güvenilmezliği kadar, hatta belki daha çok seçmenin kendisini güvende hissetmeme nedenlerini de tartışmalı değil miyiz biraz? Yalnızca bir öneri, kimse kızmasın.

Yorumlar