Cemaat-AK Parti kavgası nereye kadar?

Cemaat-AK Parti kavgası nereye kadar?

Levent Gültekin acikcenk@gmail.com

Önce Suriye meselesi üzerine birkaç söz söylemek istiyorum. Ardından cemaat- Ak Parti konusuna geleceğim.

Bugün aslında Reyhanlı’daki vahşet bağlamında Suriye meselesini yazacaktım.

Fakat iki nedenden dolayı yazamıyorum.

Birincisi böyle bir dönemde "Ben demiştim," demenin ayıp kaçacağını düşündüğümden. Kaldı ki bunu söylemenin ne anlamı, ne de faydası var.

Diğer neden ise hükümet etrafında etten duvar ören güruh beni bile ürküttü.

“Beni bile” diyorum, çünkü temelsiz ithamları zerre kadar ciddiye almayan biriyim.

Ama gelin görün ki öyle terbiyesiz, öyle kaba, öyle azgın, öyle utanmaz, öyle çirkef bir hal aldılar ki sıçratılan çamur beni de ürküttü.

Ağzımızı açmamıza müsaade etmiyorlar.

“Bu politikalar yanlıştı, gözden geçirelim” dediğimizde bizi hükümet düşmanı ilan ediyorlar.

“Tamam, Esad yapmış olabilir ama diğer ihtimalleri de konuşalım” dediğimizde "Esadcı" damgası vuruyorlar.

“Elbette Esad yapabilir. Peki kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan, ‘cani’ olduğunu düşündüğünüz birinin evinin camına niçin taş attınız” dediğimizde, birliği bütünlüğü bozan ‘hain’ damgası yiyoruz.

“Mültecilerin başımızın üstünde yeri var ama bu silahlı militanlara niçin ev sahipliği yapıyoruz” dediğimizde bizi mülteci düşmanı ilan ediyorlar.

Her biri bir kurumda ya danışman, ya müdür, ya gazeteci veyahut bir şekilde iktidarla al-ver ilişkisi içinde olan güruh çıldırmış vaziyette.

Kullandıkları dili gördüğümde kendimi bu ülkede başka bir ülkenin vatandaşı gibi hissediyorum.

Sanki bu hükümet benim hükümetim değil. Sanki bu başbakan benim başbakanım değil.

Sanki Reyhanlı’da ölen insanlar bizim canımızı yakmıyor.

Ülkenin başına bir iş geldiğinde sanki biz etkilenmiyoruz.

Sanki onlar bizden daha çok üzülüyor.

Bırakmıyorlar ki hükümete “Keşke bu işi böyle yapmasaydın. Keşke 'Esad 6 hafta sonra gidecek' üzerine politika yapmasaydın. Keşke bir ülkeyi harabeye çeviren silahlı militanlara ev sahipliği yapacak politikayı benimsemeseydin. Silahlı muhalefete ev sahipliği yapmakla, Suriye meselesine sessiz kalmamanın aynı şey olmadığını görseydin. Keşke ABD’ye güvenerek bu kadar ileri gitmeseydin. Keşke İran ve Rusya faktörünü daha başta hesap edebilseydin. Tamam bütün bunları hesap edemedin, bari bugünden sonra tabloyu gör ve politika değişikliğine git. Mültecilere sonuna kadar yardım et. Muhalifleri anlaşma masasına zorla. Silahlı militanlara desteği çek. Kısa süreliğine de olsa silahı bir tercih olmaktan çıkaracak bir politika benimse” dememize bile tahammül edemiyorlar.

Fehmi Koru böyle saldırılar karşısında ‘benim derim kalın, beni etkilemez” derdi

Bizim ne ruhumuz ne de derimiz bir türlü kalınlaşmadığı için bu azgın, terbiyesiz, iktidar sarhoşu güruhun saldırılarından elbette etkileniyoruz.

Şimdi gelelim asıl konuya.

AK Parti- Cemaat kavgası niçin? Nereye kadar?

Ekrem Dumanlı’nın yazısı üzerine söylemek istediğim birkaç cümle var.

AK Parti cemaat kavgasından medet umanlardan değilim. Kaldı ki bu ‘kavga’nın tarafı da değilim.

İki tarafın da birbirlerinin iş tutma tarzına olan itirazları var. Bunları yüksek sesle dile getirmekten imtina ettikleri için asıl dertlerinin ne olduğu anlaşılmıyor.

Peki bu kavga veyahut tartışma nereye kadar devam edebilir.

Bana göre bu iki yapı arasında açıktan bir kavga zor. Çünkü ikisi de aynı tabana hitap ediyor.

Ortak payda ‘din.’

Açıktan kavga başlatacak taraf tabana bunu izah etmekte zorlanacaktır.

Dindar, samimi, yukarının tek amacının  ‘din’e hizmet’ olduğunu düşünen taban bu iki kesim arasındaki iktidar çatışmasını anlayamaz.

Açıktan kavgayı ilk çıkaranın taban nezdinde zora gireceğini hepimiz biliyoruz.

Bunu bildikleri için cemaat- AK Parti kavgası denen çatışma, tartışma mecburen gizli kapaklı yürüyor.

Bundan dolayı birbirlerine olan itirazlarını ancak farklı yöntemlere başvurarak gösterme çabasındalar.

Ekrem Dumanlı’ya bakılırsa ortada böyle bir kavga yok. Bazı gazetecilerin böyle bir kavga çıkarma çabası var.

Fethullah hocanın geçtiğimiz haftalarda kendisini ziyaret eden gazetecilere neler söylediği yazıldı, çizildi.

Fethullah hocanın gazetecileri bile şaşkına çevirecek düzeyde hükümete, ‘barış süreci’ne, özellikle de başbakana dönük sert  eleştirileri medyaya yansıyınca insanlar ister istemez ‘kavga’ var fikrine varıyorlar.

Halbuki cemaat hükümete itirazlarını daha açık yapsa...

Mesela...

Cemaat “hükümetin kişisel kazanımlara öncelik verdiğini, yeni anayasanın başkanlık arzusuna feda edildiğini, eski yol arkadaşlarıyla artık istişare etmediğini, görüşlerine değer vermediğini, barış sürecindeki özensizliklerin esasa zarar verdiğini” gibi düşüncelerini yüksek sesle dile getirse...

Bütün bunları açıktan söylese ve başka yollara tevessül etmese, bir ‘hesap’ görüntüsü çıkmayacak.

Diğer taraftan hükümet de cemaate: "İktidar benim. Yaptıklarımın veyahut yapmadıklarımın  bedelini siyaseten ben öderim. Benim varlığım sizin için, yapacağınız ‘hizmet’ için bulunmaz bir fırsat. Sizin yapmanız gereken bu iktidarın gösterdiği kolaylıklar çerçevesinde ‘hizmet’ alanında yol kat etmek. Varsa eleştirileriniz, elbette söyleyebilirsiniz ama hepsi bu" diyebilse...

Fakat hükümet de bunu açıktan söylemeyip farklı yollara tevessül ettiği için yapıp ettikleri ‘bir hesap’, ‘bir kavga’ olarak algılanıyor.

Kavgayı açıktan yapmamayı bir samimiyet gösterisi olarak sunuyorlar.

Halbuki bana göre açıktan yapılan kavgadır samimi olan. Bir mertlik, bir dürüstlük gerektirir. Uğruna kavga ettiğin, korumak istediğin her neyse onu açıktan savunmaktır samimiyetin göstergesi.

Yoksa gizli saklı kavga, niçin kavga ettiğinizin anlaşılmasını önlemeye dönük bir yöntemdir..

Bilmem anlatabildim mi? twitter.com/acikcenk

Bu yazıya Facebook'ta yorum yapmak için tıklayın