Bu rezaletten bir tek Erbakan mı sorumlu?

Bu rezaletten bir tek Erbakan mı sorumlu?

Levent Gültekin acikcenk@gmail.com

Muhafazakar mahallede yıllardır herkesin bildiği ama "keşke yalan olsa" umuduyla yüksek sesle dile getirmediği "problem" artık gün gibi ortaya çıktı: Erbakan'ın parayla ilişkisi.

Hareketin ikinci adamı Oğuzhan Asiltürk "'Cihat paralarını’ Erbakan kendi üzerine geçirdi” diyerek fitili ilk ateşleyen oldu.

Peşinden Erbakan’ın büyük kızı Zeynep, “Kardeşlerim bu paralardan benim hakkıma düşeni vermiyor” diye dava açtı. Bu davayla ilgili haberi okuduğumda  derinden bir “vah vah” çektim.

Evet, bu durumu herkes biliyordu ama kimse yazmaya, yüksek sesle dile getirmeye cesaret edemiyordu. 

Bir kısmı mahalleden aforoz edilmemek için sesini çıkaramazken, bir kısmı “kol kırılır yen içinde kalır” mantığıyla hareket ederek "dava"ya zarar vermemek için susuyordu.

Bir kısım ise benzeri kaynaklardan nemalandığı için bu çarkın bozulmasını istemiyordu.

Siyasi söylemini faiz karşıtlığı  üzerine bina eden ‘İslamcı’ bir siyasetçinin 35 milyon doları off shore’da battığında muhafazakar gazeteler bunu haber bile yapmadı.

Bunu haber yapan gazeteler ise "dindarlara" hep "muarız" olarak algılandığından, haberler tabanda etki uyandıramadı. Gerçek olacağına ihtimal verilmedi.

Akit gazetesinin sahibi Mustafa Karahasanoğlu’nun tam da Erbakan’ın bu parasal ilişkilerinde devre dışı bırakılmak istenmesi üzerine isyan edip Milli Gazete'den ayrılarak Vakit gazetesini kurduğunu biliyor musunuz?

Bu çarpık durumu bütün çıplaklığıyla bilen Akit gazetesi yöneticileri de en küçük bir sorgulamaya girişmediler.

Sadece Akit gazetesi de değil. Hiçbir muhafazakar yayın kuruluşu böyle bir şeye girişmedi.

İslamcı aydınlar, yazarlar, gazeteciler partinin önemli isimleri… Hiçbiri bugüne kadar "Durun bakalım sizin derdiniz ne? Hem yolsuzluk hem İslamcılık, nasıl oluyor böyle?” demedi. Çünkü Erbakan’dan bağımsız bir kişilik, bir tutum belirleyemiyorlardı.

"Kol kırılı yen içinde kalır" diye düşünenler, bu kolun hiç tedavi edilmediği için artık çürüdüğünü de görmediler, görmüyorlar.

Bugün bazı muhafazakar aydınların “ganimet paylaşımı” önerisi de bu hastalıklı geçmişin bir tezahürüdür.

Bağımsız medya, bağımsız aydın, bağımsız gazeteci işte bu nedenle çok önemli. Sadece buna işaret etmek istiyorum. Yoksa geçmişe dönüp suçlamalarda bulunmak değil amacım.

İyi bir gazete, iyi bir TV kurmak için Erbakan hoca ile birkaç kez yüz yüze görüşmüşlüğüm vardır. Bugün yazdıklarımın benzerlerini yüz yüze yaptığımız ilk görüşmemizde şahitlerin de huzurunda kendisine de söylediğim için burada rahat rahat yazma hakkımın olduğunu düşünüyorum

Erbakan Hoca ‘dindar kesim’in bütün parasal kaynakların başında oturan kişi olarak Türkiye’de her esaslı işin önünde engel oldu.

İyi ve bağımsız bir gazete kurmak için yeterli sermayeyi verebilecek zenginlikte bir işadamı bulmak gerçekten zordu.

Ancak birkaç kişinin bir araya gelmesiyle bir gazete çıkarılabilecek duruma geliniyordu. Fakat o işadamları da Erbakan’ın onayı olmadığı için cesaret edemiyorlardı.

Erbakan Hoca kendisi yapmadığı gibi, başkasının da yapmasına fırsat vermedi.

Ne zaman “Hocam iyi bir gazeteye ihtiyaç var” denilse, Hoca hemen “Milli Gazete var” diyerek her türlü girişimin önünü tıkadı.

Erbakan kendisine parasal bir getiri sağlamayacak hiçbir projeye sıcak bakmıyordu. Mesela Kanal 7 projesine kendisinin de ne tür bir kazancı olacağına ikna edildiğinde  ancak izin verdi

Şimdi ortaya çıkan tablo gerçekten acı ve utanç verici.

Bir ideoloji, bir düşünce, bir hareket, bir ‘dava’  ne hale gelmiş, farkındasınız değil mi?

Hiçbir muhafazakar aydının, yazarın, çizerin, gazetecinin, bu tablo karşısında utançtan başını kaldıracak durumda olmadığını düşünüyorum.

Şimdi herkes şu soruya cevap vermek durumunda: Nasıl oluyor da bütün hayatını din, iman, dava, İslamcılık gibi meselelere harcayan birinin parasal ilişkileri bu kadar sorunlu olabiliyor?

Hadi diyelim Erbakan ölmeden önce kendi üzerine kayıtlı varlığın ‘cihat parası’ olduğunu çocuklarına söylemeyi unuttu. Peki onun dizinin dibinde büyüyen, her ortamda ‘dava’, ‘din’, ‘Müslümanlık’ neferliğine soyunan evlatlarının bu paraların üzerine yatmasını nasıl açıklayacağız?

Daha önce de sormuştum, tekrar edeyim: Bu Müslümanlık algısı, yorumu insanları niçin adam etmiyor?

Bu kimin sorunu? Hangi aydın, hangi entelektüel şahsiyet bunu dert edip bu soruya yanıt bulacak?

Bundan sonra din üzerinden ‘hamaset, ‘dava’ üzerinden bir istismarın yapılmasının önüne kim geçecek?

Yazılanları çizilenleri herkes gibi biz de okuyarak mı geçireceğiz? Dindarlığıyla söz hakkı kazanan aydınlara bu tablodan bir görev çıkmıyor mu? Erbakan’ın meselesini bildiğiniz halde sustunuz. Deniz Feneri meselesinde her şeyi en açık şekilde bildiğiniz halde sustunuz susmakla kalmadınız bir de kefil oldunuz.

Peki bu çürümenin sonu nereye varacak? Bu durum sizi rahatsız etmiyor mu?

Bu mahallenin yetiştirdiği gerçek ilim adamları, gerçek ilahiyatçılar, gerçek akademisyenler, gerçek aydınlar, gerçek gazeteciler nerede?

Görünen o ki halk dini hamasetin etkisinden kendi başına kurtulamayacak. Kim bu halkı istismarcıların elinden kurtaracak?

Susarak, görmezden gelerek, geçiştirerek, bilmiyormuş  numarası çekerek, ‘muhatap ben değilim’ diyerek nereye varılacak?

Bu tabloya bakınca ben İslamcılığın, İslamcıların imajı açısından vahim bir durum görüyorum. Siz görmüyor musunuz?

Çürüme yalnızca dindarlarında degil, her kesimi ile bir millet çürüyor. Toplum olarak insani degerlerimizi kaybediyoruz. 

Hala bazıları çıkıp  ‘Halkın yardım duyguları köreltiliyor’ diyerek utanç tablosunun ortaya saçılmasından şikayetçi oluyorlar. Hala "Kendi içinizde niçin halletmediniz" diye fırça atan köşe yazarı bile var.

Utanmazlığın, ahlaksızlığın bu kadarına ancak ‘pes’ denir.

Gerçekten merak ediyorum: Bu halkı, bu dini günümüz 'İslamcı'larının, 'dindar'larının elinden kurtaracak bir babayiğit çıkacak mı?

Benim pek umudum yok. Ya sizin?  www.twitter.com/acikcenk