Yeni Akit yazarı Karahasanoğlu kadına şiddetin sebebini buldu!

Emine Bulut'un katledilmesiyle birlikte Türkiye şu sıralar en çok kadın cinayetlerini konuşur oldu. Oysa sokaktaki insana sorsanız hiç biri Münevver Karabulut'un kafasını testere ile kesen Cem Garipoğlu'nu hatırlamaz... ya da Özgecan'ın katilini. Siz deneyin, sağınızdaki solunuzdaki kişilere sorun bakalım biliyorlar mı?

İddiaya gireriz bu unutkanlardan biri de, şu sıralar kadın şiddetinin ya da kadın cinayetlerinin asıl sebebini keşfeden Yeni Akit yazarı Ali Karahasanoğlu'dur. Belki de hiç izlemediği dizileri baş suçlu gösteriyor yazar; RTÜK başkanını da yazısına sos yapıyor... Yanlış anlaşılmasın Ali Karahasanoğlu'na tepkimiz dizileri karalamasından falan değil... Bizim tepkimiz unutkanlığa, bizim tepkimiz geç kamlmışlığa, bizim tepkimiz bugün bağırmamıza yarın loy loy devam etmemize... Ali Karahasanoğlu'nun yaptığı 

Diyor ki:

(...) Bu eleştiriyi bu kadar gecikmeli yaptığım için..

Ben dahil, hepimiz suçluyuz..

Böyle bir rezilliğe insanlar nasıl seyirci olabilir?"

Hah bunu diyeydin!

Neyse... Biz iyisi mi Hasan Karahasanoğlu'nu okuyalım ve yorumumuzu öyle yapalım... Buyurun söz sizin sevgili okurlar... 

Kadına şiddetin sebebi, o ahlaksız dizilerdir!

Şu kısır döngüye bakar mısınız?

Milyonları ekrana kilitleyen dizilerde, kadına şiddet doruk noktada..

Genç kızın ellerini ocağa tutmaktan başlayın..

Kadınları gayrimeşru hayata mahkum edenlere kadar..

5 yıl, 6 yıl süren dönemlerde, kadınları eve hapsedip, işkence yapma görüntülerine kadar..

Bu görüntüleri içeren filmlerin/dizilerin senaryolarını yazanlara bakıyorsunuz..

Gezi isyanında hemen kafayı çıkarıp, en önde saf tutanlar..

O dizilerde oynayan oyunculara bakıyorsunuz..

Gezi isyanı benzeri her olayda, hemen sahneye çıkıp, siyasi iktidar karşıtı gösterileri tahrik edici rolleri üstlenenler...

Bir yandan, kadına şiddet içerikli filmlerle, milyonlar kazanıyorlar..

Bir yandan da..

Dizilerde rol gereği üstlendikleri o sahnelerin, gerçek hayatta tekrarlanması üzerine, siyasi iktidarı hedef tahtasına koyup, saldırıyorlar..

RTÜK ise, bir kenara çekilmiş, “Dizileri, kadına şiddetin gerekçesi göstermek yanlıştır” modunda açıklamalar yapıyor..

RTÜK, dizileri aklayan bu açıklamayı yaparken, kadına şiddeti normalleştiren o dizilerde oynayanlar, “Kadına şiddetin sorumlusu sağcılardır, muhafazakarlardır” diyebiliyor..

Neresinden bakarsanız bakınız..

Aslında, dindarı suçlayanlar suçlu iken..

Baskın çıkıyorlar..

Hem kadına şiddeti tahrik ederek para kazanıyorlar..

Hem de, dönüp, suçsuz olan muhafazakarları suçluyorlar..

Muhafazakarların işbaşına getirdiği RTÜK kadrosu ise..

Dindarları suçlayıp, kendileri kadına şiddetin nemasını toplayan bir avuç azgın azınlığın aslında sanatçı olduklarını, onların kadına şiddette bir kusurları olmadığını ilan ediyor..

Başınız döndü değil mi?

Daha çok dönecek..

Her tarafı öylesine pis bir değnek ki, bu konu..

Bu eleştiriyi bu kadar gecikmeli yaptığım için..

Ben dahil, hepimiz suçluyuz..

Böyle bir rezilliğe insanlar nasıl seyirci olabilir?

Bir dizi..

Nikahsız birliktelik..

Hem de yıllar süren..

Dizinin ana teması, bu nikahsız birliktelik ve bu birliktelikteki kadına yönelik şiddeti konu alıyor..

Hani, kadına yönelik şiddeti yapan, bir dakika şiddet uygular, ardından 5 senelik hapis hayatında yaşadığı çileleri seyredersiniz..

Anlarım..

“Bir dakikalık işkencenin, nelere mal olduğunu gösteriyorlar” derim..

Ama tam aksi..

Saatlerce süren her bölümde..

Adeta, oynayanı ile, seyredeni ile, yayınlayanı ile, işkenceden zevk alan bir topluma dönmüşçesine..

İşkence görüntüleri..

Vicdansızca.. 

Ahlaksızca..

Acımasızca..

Gerçek hayatta en gaddar insanın bile yapamayacağı ağırlıkta insanlık dışı görüntüler, film adı altında evimizin içine kadar getiriliyor..

Haftalar, aylar boyunca yayınlanan tümbölümlerde, hep benzer işkence görüntüleri tekrar tekrar gösteriliyor..

Adeta dağ başında yaşayan, polis falan olmayan bir toplumdan bahsediliyormuş gibi, işkencenin normalleştirildiği, olağan kabul edildiği görüntüleri seyretmek zorunda bırakılıyoruz..

İşkenceyi yapanların, hiçbir cezaya muhatap olmadığı görüntüleri, evde çoluk-çocuk izlemek zorunda kalıyor..

Onlarca, binlerce RTÜK’e yapılmış şikayetler ise..

Hepsi sümenaltına süpürülüp, “Sanat eseridir. Ceza uygulanmasına gerek yoktur” diye kapatılıyor..

Bir tane gay ile, homoseksüel ile ilgili bir eleştiri getirildiğinde..

Koro halinde açıklama yapan psikologlar, psikiyatrlar.. 

Hepsi kulağının üstüne yatmış..

Seyrediyorlar..

TV dizilerinde saatlerce, bölümaşırı işkence sahneleri yayınlarken, “Burda olumsuz örnek üzerinden topluma ‘Yapılmaması’ yönünde bir mesaj verilmiyor.. Tam aksine, işkencenin yapılabilineceği, hatta cezasız kalabileceği örnekler, gerçek hayatta bile olmayan örnekler verilerek, toplum adeta işkenceye teşvik ediliyor” demeleri gerekir iken..

Bir tane bilim adamını, bu yönde açıklama yaparken görmüyoruz..

Bir tane ceza hukukçusu, “Hukuk devletinde, cezasız kalan bu görüntüleri içeren diziler, adalete güveni sarsar. Vatandaşı suça teşvik eder” demiyor..

Diyemiyor..

Ama sokakta, “Velev ki ibneyiz” diye pankart açan birisine iki çift laf mı edildi?

Anında onlarcası konuşma yapıyor..

“İnsan haklarına aykırıdır.. Nefret söylemini kabul etmek doğru değildir..” Vs.. Vs..

Bir tane bilim insanı çıkıp söylesin, “2 saatlik dizinin, 45 dakikaya yakın bölümünde, işkence sahneleri var ise, bu diziden toplum olumlu bir mesaj alabilir mi?”

O işkenceyi yapan insanların, dizi içindeki senaryo gereği, yıllarca elini kolunu sallayarak gezdiği bir fotoğrafın, işkenceyi normalleştirme dışında, işkencenin cezasız kalacağı yönünde algı oluşturma dışında, topluma vereceği ne mesaj olabilir?

Amaa.. Halk da izliyor bunları..

Amaaa.. Vatandaş da, şiddet görüntülerini merak ediyor..

Amaaaa. Şiddet içeren diziler, reyting rekorları kırıyor..

Bu savunmalarla, o ahlaksız dizilere kol kanat gerenlere ne demeli?

Halka süslü gösterilen, reklamlarla suni gündem haline getirilen, gazete sayfalarında bile, oyuncularının özel hayatları üzerinden reklam yapılan dizileri..

“Halk seyrediyor” diye, karışmamak..

Hatta cezasız bırakmak..

Bu toplumu nereye götürür, hiç düşünülüyor mu?

 Bakınız, günlük hayatta kadına şiddete karşı çıkanlara..

Bir tanesi dahi, o dizilerdeki kadına yönelik şiddeti normalleştiren görüntülere itiraz etmiyorlar..

Bir tanesi bile, “Dizide ne gösterirseniz, gerçek hayatta da onu yaşarsınız..”demiyor..

“Diziler, gerçek hayatın bir aynası olması gerekirken, gerçek hayat, dizilerin aynası yapılmak isteniyor.. Bu gidişe hep birlikte dur dememiz gerekir”denilmiyor..

Bugüne kadar ne oldu ise oldu..

Bugünden sonrası için, artık bu rezilliğe son verilmeli..

İktidara yakını, iktidara uzağı demeden..

Gayrı ahlaki ne kadar dizi var ise..

Ne kadar, kadına şiddet içeren, çocuğa şiddet içeren dizi/film var ise..

Sanat-manat mavalına başvurmadan..

Gerekli cezalar verilmeli..

Toplum intihara doğru, hızlı adımlarla gidiyor..

Bizden hatırlatması.