Soli Özel

Habertürk

GAZETECİLER.COM -

Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan, CNN Türk'tekiprogramını bitirdikten sonra eve gittiğinde 4 kişi tarafından saldırıya uğradı. Uzun zamandır gazete köşelerinden, twitter'dan, hatta gazete binasına gelenler tarafından tehdit edilen bir gazeteci olarak Ahmet Hakan tüm başvurularına rağmen devletten talep ettiği yakın korumayı alamamış, Hürriyet iki kez saldırıya uğradıktan sonra yaptığı son koruma isteği ise 17 gün boyunca yerine getirilmemişti.

"Geç Osmanlı ve Cumhuriyet tarihlerinde gazetecilere saldırı, gazeteci katli ve gazetecilerin baskı altında tutulmaları sıra dışı olaylardan sayılmaz." diyen Habertürk yazarı Soli Özel, tarihi anımsattığı yazısı ile günün köşe yazarı olmayı haketti.

İşte Özel'in yazısından dikkat çeken bölümler: 

"... Bu partinin bir zamanlar ve hatta hâlâ kendilerini özgürlük ve hukukun savunucusu gibi göstermeye gayret eden kurucu babalarının, önde gelen şahsiyetlerinin tavırları ise ayrı bir ibret vakası şeklinde evriliyor. Kendilerini ezen eski yoldaşları karşısındaki suskunluktan beter çekingenliklerinin, belki de daha doğrusu oportünizmlerinin benzerini de siyasi tarihimizde nadiren yaşamıştık.

Gerçi Türkiye sağının demokrasi anlayışı hayli sığ bir sandık-çoğulculuk fetişizminin ötesine yazık ki pek geçmemiştir. Ben yaşta olanlar, Adalet Partisi’nin azılı İçişleri Bakanı Faruk Sükan’ın 7 Mayıs 1966 tarihinde Meclis’i basarak milletvekillerinin odalarını arattığını hatırlar. Dönemin CHP Başkanı İsmet İnönü de o zaman tarihe geçen sözlerinden birini söylemiş, “Eşkıyanın gece ne yapacağı belli olmaz” demişti.

Türkiye İşçi Partililerin varlığı nedeniyle aslında müthiş dinamik bir yasama organı olan o Meclis’te aynı İçişleri Bakanı’nın körüklemesiyle dönemin TİP Milletvekili gazeteci Çetin Altan da linç edilmek istenmiş, üzerine kapanan CHP Milletvekili Yunus Koçak sayesinde ölümden dönmüştü. Milli irade fetişizmiyle seçmen önüne çıkanların o iradenin yansıdığı kuruma olan saygısızlıkları o gün bugündür aslında geçmiş değil.

Aslında tüm bunların bize gösterdiği, Türkiye’deki en güçlü siyasi geleneğin İttihatçı gelenek olduğudur. İslamcıların da aynı kalıptan çıktığı artık ortadadır. Burada her şey her zaman sadece iktidar uğruna yapılır ve bu gelenekte hukuk gibi gereksiz detaylarla uğraşmak zaman kaybından öte değer taşımaz. Bunca yıllık demokrasi deneyiminden sonra yeni Anayasa yapımının bir toplumsal mutabakat gereği değil, “fiili durumun yasallaştırılması” farzı olarak önümüze sunulabilmesi, geleneğin uzantısıdır.

Ahmet Hakan da İslamcı gelenekten çıkmış, demokrat çizgiye gelmiş bir gazetecidir. Mesleki başarısı sayesinde geniş kamuoyu açısından referans alınan bir konumdadır. Sözünün bu kutuplaşmış ortamda birbirinden farklı kesimlerce değerli bulunması, onu muktedirler indinde tehlikeli kılan en önemli özelliğidir. Saldırıdan sonra söylediği gibi bu mücadelesini sabırla, sebatla ve imanla sürdürmekten geri kalmayacaktır.

Gene İsmet İnönü’nün bir sözüyle bitirirsek: “Arkadaşlar, eğer bir memlekette, erbabı namus (namus sahipleri) laakal, eşirra kadar sabur olmazsa (en az kötü insanlar, fesatçılar kadar sabırlı olmazsa), o memleket mutlaka batar.”

Bu memleket batmayacaktır."