Sana yakışmadı be Reha Muhtar?..

"Radyomuzun sahibi falancanın; şehrimiz esnaflarından filancadan şu kadar alacağı var" diye haber yaptırırdı...

ADNAN BERK OKAN

Sevgili Reha Muhtar...
Bazı insnalar vardır doğuştan "kazanan" olarak yaratılırlar...
"Şans" torbaları dolu olarak gelirler dünyaya...
Hani var ya...

Allah yapacaksa kulunun işini, mermere geçirir çürük dişini;
Allah bozacaksa
kulunun işini, muhallebi yerken kırar altın dişini...

Sen...
Çürük dişi mermere geçirilenlerdensin sevgili kardeşim...
Ama...
Unutma...
Şans, akarsu gibi değil, rüzgâr gibidir...
Sürekli aynı yönde esmez...
Bir ters döndü mü günlerce sürer...
Kimisinin talihi (senin gibi) baştan açıktır (Allah sana göstermesin) sonradan kapanır...
Kimisinin talihi baştan kapalıdır, sonradan açılır...

Fatih Terim, şans rüzgârının yelkenlerini sonradan dodurduklarındandır...
Galatasaray'da 13 yıl top oynadı...
Ya sayesinde veya tesadüf (!)  Galatasaray 13 yıl şampiyon olamadı...
Fatih futbolu bıraktı; Galatasaray (o da mı tesadüf?) şampiyon oldu...
Ve...
İşte o Fatih Terim; teknik direktörlük hayatına da kötü başladı...
Ama...
Talih rüzgârı onu Piontek gibi bir insanüstü futbol adamının yanına bıraktı...
Ve...
İşte  ondan sonra Seyyar Tayyar'ın dediği gibi "patladı gitti"...
Tabii ki kısmeti...
Bu kadar uzun bir girişten sonra sadede geleyim...

Sevgili Muhtar;
CHP'
den seçilebilir bir sıradan "milletvekili adayı" gösterilen Şafak Pavey'i anlatacağın yazının başlığında şöyle diyorsun:

Yani...
Daha başlıkta "kaybediyorsun"...
Çünkü ne olursa olsun bir kişinin, bir başka kişi veya kurumdan alacağı olması "ticari" bir ilişkidir ve "sır"dır...
Kamuyu ilgilendirmez...
"Ağır Adam"lara yakışmaz kardeş...

Bilmem hatırlar mısın veya örneğini duydun mu?..
Özel radyolar ilk yayına başladıklarında taşradaki radyo sahipleri "radyomuzun sahibi falancanın; şehrimiz esnaflarından filancadan şu kadar alacağı var" diye haber yaptırırdı...
Sen de Cem Uzan'da alacağın kaldığını, sana "kamu hizmeti" için sunulan köşende yazarken inan ki o taşralı radyo sahibi gibi göründün gözüme...
Ayıpladım seni...
Oysa makalene sadece "Şafak Pavey" diye başlık atsaydın yeterdi ve hem daha da "iyi" olurdu...

Sevgili Muhtar;
Başlıktan sonra yazının girişinde bu kez de VATAN'da birlikte çalıştığın bir başka köşe yazarını adını vermeden "Tetikçi" olmakla suçluyorsun...
Yemedik yani...
Ve yine kaybediyorsun...
Sonra yazının temel amacı olan Şafak Pavey'i anlatmaya geçiyorsun ki "pat" bir "özel yaşam sırrı" döküyorsun ortalık yere...
Şafak Pavey yanında çalışırken sana gelmiş ve; “İsviçre’ye gideceğim...” demiş...
Niçin gidecekmiş isviçre'ye?..
Açıklıyorsun:
"Sevdiği gencin arkasından"...
Yani peşinden...
Yani takipçi olarak......
Oldu mu ya şimdi?..

Ve...
Daha sonra Şafak Pavey'le ilgili birkaç satır daha yazıyorsun sevgili Reha...
İşte o kadar...
Yani...
İçinde "Şafak Pavey"in olmadığı bir "Şafak Pavey" yazısı...
İçinde alacağını tahsil edemediğin Cem Uzan var...
İçinde aynı gazetede çalıştığın ama sevmediğin bir meslektaşın var...
Hem de o meslektaşını "tetikçi" olarak tanımlarken de son derecede pervazsızsın...
İçinde sürekli para isteyerek seni gına getiren "Dramacı" var...
Hatta "özel hayat dedikodusu" bile var...
Ama...
Şafak Pavey "yok gibi"; var be Reha!...

Ama...
Yazı dilin öylesine "akıcı" ki, okutuyorsun yazdıklarını...
Fakat be Muhtar...
Yazının özü yok özü...
Sözü ise çok, hem de çooookkk...

Oysa...
Baştan yazdıkların olmasaydı ve Şafak Pavey'i sadece tek paragrafta anlatsaydın inan ki sen kazanırdın...
Sana yakıştıramadım yani...
Sen genç gazetecilerin örnek aldığı bir efsanesin...
Ne diye durduk yerde olayları kişiselleştiriyorsun?..
O yazını baştan bir daha okursan göreceksin ki sadece "Şafak Pavey"in başarılı yükselişini yazsaydın mükemmel olurdu...

adnanberkokan@gmail.com