Salih Tuna, Ahmet Hakan'a "Allah ne verdiyse" dedi ve vurdu!...

Ahmet hakan, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'na "yasak koyan" Rotterdam Belediye Başkanı Ahmet Ebu Talip'e destek çıktı... Salih Tuna fena patladı...

Yeni Şafak yazarı Salih Tuna, Hürriyet yazarı Ahmet Hakan'ın Rotterdam Belediye Başkanı Ahmet Ebu Talip'in Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu'na “yasak koymasından” hareketle yazdığı yazı üzerine açtı ağzını yumdu gözünü..

Hakan'ın yazısını hatırlatıp, "Hele bir dur bakalım “yiğidim,” nereye kaçıyorsun?Adamlıkta öyle lafı söyleyip kaçmak var mı?" diyen Salih Tuna, "Aydın Doğan'ın Sakallısı" dediği Ahmet Hakan'a fena saydırdı...

MÜFTÜ OĞLUSUN HEM DE 'SAHTE MÜFTÜ KARISI' GİBİ DEĞİL!..

Ebu Talip ile Ahmet hakan'ı karşılaştıran Salih Tuna,  "Ahmet Ebu Talip'in babası imamsa, senin de rahmetli baban müftüydü. Müftünün oğlusun yani. Hem de öyle 'müftünün karısıyım' diyen o Gezici kadın gibi çakma değil, hakiki. Ahmet Ebu Talip Kur'an kursuna gitmişse, sen de İmam Hatiplisin, fazladan İlahiyat okudun. Ne olmuş Ahmet Ebu Talip karşımıza çıkartılmışsa, seni de karşımıza çıkarmadılar mı?" diye sordu...

AYDIN DOĞAN'IN ORGANINDA ÇALIŞMAYA BAŞLADIĞINDA...

Ahmet Hakan'a "Hatırla!" diye seslenen Salih Tuna, "Sen de Aydın Doğan'ın organında çalışmaya başladığın ilk yıllarda, CHP'ye yönelik bir eleştirin üzerine, dönemin CHP Genel Başkanı Baykal, 'Biz de senin Hürriyet'te yazmanı içimize sindirebilmiş değiliz' demişti. Karşımıza çıka çıka kendini 'kanıtladın' sonunda" ifadelerini kullandı...

MAHALLEDE SENİN GİBİ OLACAK ONCA FIRILDAK, SİNSİ, VE ŞARLATAN VAR

Ahmet Hakan'a kızmadığını vurgulayan Salih Tuna yazısını şöyle bitirdi: "Burda, bu 'mahallede' tesis bulsa senin gibi olacak olan onca Asuman, onca fırıldak, onca sinsi, onca kaltaban ve onca şarlatan varken nasıl kızabilirim ki ben sana!"

İşte Salih Tuna'nın o yazısı:

KAÇMA DÜŞÜN OĞLUM!

Almanya'nın, Hollanda'nın Türkiye'ye tavrı öyle bizim anladığımız kadar basit değilmiş, çok karmaşıkmış.



Aydın Doğan'ın sakallısı” geçen günkü yazısında böyle diyor.

Bunu da, Rotterdam Belediye Başkanı Ahmet Ebu Talip'in Dışişleri Bakanımız Mevlut Çavuşoğlu'na “yasak koymasından” hareketle dillendiriyor.

Meselenin bizim anladığımız kadar basit olmadığının sırrı da Ahmet Ebu Talip'in “kimliğinde”nde saklıymış.

O halde Aydın Doğan'ın sakallısına bi kulak verelim de bakalım kimmiş, neyin nesiymiş.

Ahmet Ebu Talip Fas'ta doğmuş. Babası imammış. Çocukluğunda Kur'an kursuna gitmiş. Yaşı 15'e varınca da ailesiyle birlikte ver elini Hollanda demiş.

Aydın Doğan'ın sakallısının ifadesiyle, “yeni bir hayata başlamış.

Yeni hayat dediği de…

Çocukluğu Kur'an kursunda geçen imamın oğlu Ahmet Ebu Talip, “Dil öğrenmiş. Okullar okumuş. İletişim mühendisi olmuş. Televizyonlarda çalışmış. Siyasete girmiş…

Hülasa, okumuş, “aydınlanmış” ve haliyle “önlenemez bir yükseliş” göstermiş.

O kadar “yükselmiş” ki, bir tek Aydın Doğan'a garson olamamış! Ama bu eksikliğini de Rotterdam'a Belediye Başkanı olarak gidermiş.

Gidermiş de ne mi olmuş?

Ne olacak; Türkiye Cumhuriyetinin Dışişleri Bakanı'nın Rotterdam'da toplantı yapmasına şiddetle itiraz etmiş.

O kadar ki, salon sahibi toplantıyı iptal etmeseymiş “kamu düzeni” gerekçesiyle bizzat kendisi yasaklayacakmış.

Şayet Dışişleri Bakanımız Çavuşoğlu başka bir salonda toplantı yapmaya kalkışırsaymış ona da izin vermeyecekmiş.

Aydın Doğan'ın sakallısı” bunun üzerine bakınız ne diyor: “Biz burada... / 'Irkçı Avrupa', 'Avrupa bizi kıskanıyor', 'Bunların alayı böyle', 'Haçlı ittifakı', 'Haçlı zihniyeti', 'Nazi' falan diye ortalığı ayağa kaldırırken... / Bir de bakıyoruz ki... / Karşımıza Ahmet Ebu Talip çıkıveriyor. / İki şey söyleyip kaçacağım: / - BİR: Hiçbir şey bizim anladığımız kadar basit değil. / - İKİ: Her şey bizim anladığımızdan daha karmaşık...

Hele bir dur bakalım “yiğidim,” nereye kaçıyorsun?

Adamlıkta öyle lafı söyleyip kaçmak var mı?

Maksadın “kafa karıştırmak” değil de gerçekten de kafanın karıştığını dermeyan etmekse (ki bu hayra alamettir; zira kafası olmayanın kafası karışmaz) meselenin hiç de karmaşık olmadığını, bilakis gayet basit olduğunu senin de anlayacağın yalınlıkta anlatalım.

Müstağrip psikolojisi, köle ahlakı, sömürge aydını gibi kavramlara yelken açmayacağım, korkma!

Dedim ya, yalın anlatacağım; senin de kavrayacağın basitlikte.

Tarihten örnekler de vermeyeceğim. Haçlılarla bir olan “devşirilmişlerden” de “bel'amlardan” da söz etmeyeceğim.

Hayır, mukayese ederek anlaman için günümüzden de örnekler vermeyeceğim.

Hatta…

Almanya Şansölyesi Merkel'e “Türkiye'ye sakın gelme, gelirsen Erdoğan'a yarar!..” şeklinde deklarasyon yayımlayan “aydın ve akademisyenlerin” üzerinden de gitmeyeceğim.

Sayın Müdürün, Merkel'e mektup yazıp “dönenim başbakanı” Erdoğan'ı ve Türkiye'yi şikayet etmesini veya Türkiye'ye karşı Esat ve Sisi'yi arkalamasını da örnek göstermeyeceğim.

Yani, “Türkün Türk'e yaptığını, Faslı Türk'e yapmış çok mu?” demeye getirmeyeceğim.

Sokak korsanlığına soyunup havaalanı, köprü ve Marmaray yapılmasın diyen Gezi zekalıları da hatırlatmayacağım.

Türkiye'yi, uluslararası toplumda, terörü destekleyen ülkeymiş gibi göstermek için kumpas kuran FETÖ'nün malzemelerini, matine-suare ağzınıza aldığınız günlerinizi yüzünüze vurarak, “Siz Türkiye'ye ne yapmaya çalıştıysanız, Rotterdam Belediye Başkanı Ahmet Ebu Talip de onu yapıyor işte, anlaşılmayacak ne var bunda?” demeyeceğim.

Ahmet Ebu Talip çocukluğunda Kur'an kursuna gitmiş de ne olmuş; karşımıza diktikleri Fetullah Gülen de nihayetinde “emekli bir vaizdi” hatırlatmasında da bulunmayacağım.

En kolay, en basit, en sade şekilde anlatmak için bizzat seni sana örnek vereceğim.

Ahmet Ebu Talip'in babası imamsa, senin de rahmetli baban müftüydü.

Müftünün oğlusun yani. Hem de öyle “müftünün karısıyım” diyen o Gezici kadın gibi çakma değil, hakiki.

Ahmet Ebu Talip Kur'an kursuna gitmişse, sen de İmam Hatiplisin, fazladan İlahiyat okudun.

Ne olmuş Ahmet Ebu Talip karşımıza çıkartılmışsa, seni de karşımıza çıkarmadılar mı?

Nazım gibi söyleyecek olursak, “Bir düşün oğlum/ sen bu kavgada/ bir nokta bile değil/ bir küçük, eğri virgül,/ bir zavallı vesilesin!..

Biz kızabilir miyiz ne sana ne de Ahmet Ebu Talip'e! “Bir emir kuluna sövmek/ efendisine kızıp/ uşağını dövmek!..” bize yakışmaz.

Ahmet Ebu Talip, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanına konuşma izni vermeyeceğini deklare etmekle, Rotterdam Belediye Başkanı seçilmesine şiddetle itiraz eden Hollandalı ırkçılara ve “İslamofobiklere” kendisini kanıtlamış oldu.

Tipik “maraba/ müstağrip” psikolojisi işte.

Hatırla!

Sen de Aydın Doğan'ın organında çalışmaya başladığın ilk yıllarda, CHP'ye yönelik bir eleştirin üzerine, dönemin CHP Genel Başkanı Baykal, “Biz de senin Hürriyet'te yazmanı içimize sindirebilmiş değiliz” demişti.

Karşımıza çıka çıka kendini “kanıtladın” sonunda.

Hayır, sana kızmıyorum.

Burda, bu “mahallede” tesis bulsa senin gibi olacak olan onca Asuman, onca fırıldak, onca sinsi, onca kaltaban ve onca şarlatan varken nasıl kızabilirim ki ben sana!