Nebil Özgentürk: Tek başıma kaldığımda çok ağlıyorum!

Nebil Özgentürk, yeni farklı coğrafyalardan iki kadının hikayesi üzerinden önemli bir yakın tarih okuması yaptığı belgeseli ve "göç"ü Sayım Çınar'a anlattı...

SAYIM ÇINAR

Antakya Film Festivali’nin bu yılki teması "göç"tü.

Nebil Özgentürk de yeni belgeseliyle festivalde yerini aldı.

Özgentürk belgeselinde farklı coğrafyalardan iki kadının hikayesi üzerinden önemli bir yakın tarih okuması yapıyor.

Sayım Çınar Nebil Özgentürk ile belgesellerini, yakın zamanda tamamlanacak olan Almanya’daki Türkler projesini konuştu.

Yeni bir belgeselle karşımızdasın. Çok da yakıcı bir coğrafyadayız şu anda, neler hissediyorsun?

Antakya’dayız, bir Suriye sınırındayız, içimiz kan ağlıyor. Ülkemde olup bitenler, Suriye’de olup bitenler. Akrabalık var acılarla, yaşananlarla. Babamı, annemi hatırlıyorum Suriyelilere baktığımda, tek başıma kaldığımda çok ağlıyorum. En büyük trajediyi yaşıyoruz. Belgeselde 1924’te yaşanan bir trajediyi, biri İzmir’den biri Girit’ten iki kadının hikayesini Suriye’ye bağladık. Festival için yaptım bu filmi. 1000’e yakın belgeselde imzam var, uluslararası bir film olsun istedim. İlk gösterimin burada olması da çok güzel benim için. İki elim kanda olsa gelirdim. 90 yıl öncesiyle bugün aynı, acılar değişmiyor.

HERKES TOPRAĞINDA KALMALI

Peki değişmeyecek mi, tarih hep tekerrürden mi ibaret?

Değişmek zorunda artık. Benim oğlum 5 yaşında. 55 yaşına geldiğinde bugünün insanları kadar acımasız olmayacağını biliyorum. Silah satanlar da artık satamayacak. İşin kapitalist kısmında böyle bir durum var. Savaşın kimseye yararının olmadığını görüyoruz. Hepimiz yurtdışına gidiyoruz, o kampları görüyoruz. Herkes toprağında kalmalı. İnsanların kültürlerini yok ediyoruz, bu çok büyük bir hata. Kimseye yararı yok savaşın.

Zülfü Livaneli’ye de teşekkür ediyorsun filminde. Yunan Türk dostluğu için yaptıkları unutulmaz.

Evet barış için çalışan bir dost o. Geç anlaşıldığını, kıskanıldığını düşünüyorum. Nazım Hikmet albümü yapmış bir adamdır her yerde yasakken. Konuşamazdı insanlar. Nazım şiirlerini yaşattı. Theodarakis’le konserler verdi, boğazlarken insanlar birbirlerini o barış dedi. Dostum Mikis dedi, Ege dedi, dostluk dedi.

Benden Selam Söyle Anadolu’ya kitabını hatırlıyoruz tabii…

Evet, keşke filmi yapılsa. İyi kitap, hazin hikaye barındıran bir kitap. Yüz yıllarca kalacak şüphesiz. Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana da öyle.

Selanik’te de gösterilecek belgesel.

Bu belgeseli her yerde göstermek istiyorum. İstanbul’da da gösterilsin istiyorum. Adı göç olan bir festivalde olmak çok önemli benim için. 1961’den beri Almanya’ya gidenlerin hikayesini yapıyoruz şimdi. İnanılmaz şeyler birikti.

Daha çok konuşalım isterim. Ne aşamada belgesel?

3 - 4 ay içinde gösterimde olacak. 55 yıllık bir göç tarihi anlatıyoruz. Sıradan insanların hikayesini anlatıyoruz. Alman eşi tarafından ırkçılık yaşayan, duvarlar arasında yaşanan aşkları anlatıyorum. Duvarın diğer yanındaki sevgilisinden çocuğu olan, sonra da o çocuk büyüdüğünde Neo Nazi olduğunu gören adamı anlatıyorum. 55 yılın öyküsünde 55 insan öyküsü olsun istiyorum. Başarı da başarısızlık da olacak hikayelerde.

BU ÜLKENİN NORMALLEŞMESİNİ İSTİYORUZ

Türklerin son dönemde Avrupa’yı daha iyi kavradığını düşünüyorum.

Almanlar hala Türkleri aşağılıyor. Hala ötekileştirme var. Alman hükümetleri bir türlü bu ırkçı durumu değiştiremiyor. Kabul edemiyorlar Türkleri hala. Sarışın birinin esmer birine nasıl baktığını görüyoruz. Biz bu belgeselle aslında çağrı yapıyoruz. Buradayız, varız diyoruz. 35 yıl kalıp da tek bir kelime öğrenmeden yaşayan insanlar da var. Alman düşmanlığıyla kırk yıl yaşamış insanlar da var. Çağrımız herkes için.

Son olarak Cumhuriyet’te olup bitenlere ne diyorsun, nasıl hissediyorsun?

Hüzün yaşıyorum ve bitmesini istiyorum. Benim gibi milyonlarca insan var böyle düşünen. Yazık değil mi Turhan Günay’a, yazık değil mi Aslı Erdoğan’a. Bu ülkenin normalleşmesini istiyoruz.