Korkmanıza gerek yok çünkü...

Güzel gazeteci milleti!.. “Kaybedeceksiniz” diye sizi korkutan her türlü siyasi endişelerinizden kurtulun…

Genç talebesi, Derviş’ine tapınmak dışında her türlü saygıyı gösteriyordu.

Çünkü onun dünya değil ahret insanı olduğuna inanıyordu.

Haliyle hiçbir şeyden korkmuyordu Derviş…

Hatta ölümden bile…

“Kaybedecek neyim var ki?” diye soruyor; kolsuz hırkasını gösterip, “bundan başka” diyordu.

*

Bir gün Derviş ve öğrencisi birlikte yürüyerek uzun bir yolculuğa çıktılar.

Genç talebe, ilk defa Derviş’in sırtında bir heybe görüyordu.

İçinde bir şey olmalıydı ama ne?..

Günün akşama yakın saatlerinde Derviş’in birden telaşlandığını fark etti genç talebesi…

Önlerinde büyük bir orman vardı ve geceleri zifiri karanlık oluyordu…

Daha önce de bazı geceler geçmişlerdi çünkü o ormandan…

Ve Derviş hiçbir seferinde ormanı geçmek için acele etmemiş, geceleyecek olmaktan korkmamıştı…

Ama bu defa; “acele edelim de gece inmeden üzerimize, şu ormanı geçelim” demişti…

Ve o uyarıyı yaptıktan sonra adımlarını sıklaştırmış, hızlanmıştı…

Genç talebe, Derviş’in daha önce hiç korkmadığı halde bu gece neden korktuğunu merak etti ama sormaya da utandı…

İçinden, “kaybedecek neyimiz var ki üstümüzdeki çullardan başka?.. Eşkıyadan korkuyorsa eğer, eşkıya kıymetli hiçbir şeyimiz yokken neden canımızı alacak ki durduk yerde?.. Yoksa heybede değerli bir şey mi var?” diye geçiriyordu…

*

Bir süre sonra karanlık iyice bastırdığında ormanı da yarılamışlardı.

Derviş, karşılarına çıkan bir kuyu başında bir süre dinlenmelerini söyledi genç talebesine…

Kuyudan su çekip içecekler, sonra da dualarını edip yola koyulacaklardı.

Durdular kuyunun başında.

Derviş sırtındaki heybeyi çıkardı, öğrencisine uzatırken uyardı:

“Sen şuna sahip çık, ben su çekeyim”…

Derviş kuyuya eğilip su çekmeye başladığında talebesi de merakını gidermek için heybenin içine baktı. Bir şey göremeyince elini attı. Sert bir cisme dokundu.

Çıkarıp baktığında onun bir altın külçe olduğunu anladı.

Elindekini hızla ormanın derinliklerine fırlattı.

Yerine benzer yoğunlukta bir taş koydu…

*

Derviş suyu çekip yanına döndüğünde ilk işi heybeyi yoklamak oldu.

Eli az önce öğrencisinin koyduğu taşa değince gülümsedi…

Sonra da su içip dua ettiler ve yola koyuldular.

*

Talebe içinden yine düşünmeye başladı.

Derviş’in korkusu ölüm falan değildi çünkü onun için ölüm Allah’a varıştı.

Demek ki Derviş, sahip olduğu o külçe altının eşkıya tarafından çalınacak olmasından korkuyordu.

*

O bunları düşünürken Derviş’in “daha hızlı yürü daha hızlı” diyen uyarıcı sesini duydu.

Durdu…

Derviş birkaç metre ilerisinde kalmıştı:

“Artık korkmanıza gerek yok efendim” diye seslendi.

Derviş de durdu…

Bütün vücudunu talebesine döndürdü:

“Neden?..”

“Çünkü korkmanıza sebep olan altın külçeyi attım, yerine aynı ağırlıkta bir taş parçası koydum…”

*

Derviş öfke ve biraz da telaşla elini heybenin içine atıp taşı çıkardı, ağlamaklı gözlerle önce taşa sonra öğrencisine baktı.

“Neden yaptın bunu?”…

“Sizi kuşkularınızdan, şüphelerinizden ve daha önce sizde hiç şahidi olmadığım ölüm korkusundan kurtarmak için…”

Derviş “Pek ala” dedi, “haklısın; acelemiz yok artık. O halde geceyi ormanda geçirip öyle devam edelim yolumuza”…

*

Yattılar, uyudular…

Sabah ezanı için kalkıp namazlarını kıldılar.

Yüzlerini mesh ettikten sonra Derviş sağ elinin avuç içi ile talebesinin sırtını sıvazladı…

“Teşekkür ederim” dedi, devam etti: “Dün gece sayende çok güzel ve deliksiz bir uyku çektim çünkü kaybedecek bir şeyim yoktu artık. Eğer o külçe altın heybemde olsaydı bütün gece boyunca her çalı sesinden ürkecek, yüreğimin çarpıntısı artacak; altınım değilse bile ömrümden ömür çalınacaktı. İşte bak şimdi yine eskiden olduğu gibi yine kaybedecek bir şeyim yok ve ben yine çok rahat ve çok huzurluyum… Hiçbir şeyden de korkmuyorum…”

Sevgili meslektaşlarım!..

Güzel gazeteci milleti!..

“Kaybedeceksiniz” diye sizi korkutan her türlü siyasi endişelerinizden kurtulun…

“Evet” de çıksa referandum sandığından, “hayır” da çıksa sadece bir tek sonuç doğurmasını isteyin:

Milletimizin yararına olmasını…

Yazılarınızı bir şey kaybetmeyeceğiniz üzerine yazın…

Çıkacak sonuçtan “olumsuz” beklentileriniz varsa silin atın kafanızdan…

Göreceksiniz ki bir şey kaybetmediğiniz gibi hem halka ve ülkeye, hem de kendinize kazandıracaksınız…

Yok, eğer, “sadece ben kazanayım rakiplerim kaybetsin” diye bencil bir hesaba hapsederseniz beyninizi…

O hapishaneden asla çıkamazsınız…

Yakup MURAT
yakupmurat@gazeteciler.com