Kemal Öztürk ve diğerleri...

Sevgili Öztürk unutmamalı ki; gerçekler, gereklilikleri yaratır... Gerçekler, gereklilikleri yok eder... Ve gerçekler, gereklidir de...

“Muhafazakâr” olduğunu savunan medyamızın yıllardır çok büyük bir fırsatı adeta elinin tersiyle ittiğini düşünüyorum…

Hatta…

Son dönemde, içinde ne kadar muhafazakâr demokrat varsa hepsini dışladı patronlar…

Muhafazakâr demokratlık yerine ulusalcı muhafazakârlığı tercih ettiler…

Ortaya çıkan sonuç da işte bu oldu…

*

Bugün bakıyorum da…

Muhafazakâr demokrat oldukları için bütün dünyanın takdirini kazanan meslektaşlarımız artık milliyetçi muhafazakâr olmakla övünüyorlar…

Onların muhafazakâr demokrat oldukları dönemde Türkiye ekonomisi, hukukun üstünlüğüne olan inancı ve AB müzakerelerindeki samimi tutumuyla yükselen yıldızdı…

Terör neredeyse sıfırlanmış ya da sıfırlanmak üzereydi…

Muhafazakâr demokratlıktan milliyetçi muhafazakârlığa dönüş yaptıktan sonra bütün dünyayla kavgalı hale geldik…

Ve bugün…

Geçmiş dönemin muhafazakâr demokratları, Maocuları ulusalcılarla kol kola giriverdiler…

*

Aslına bakarsanız…

Ben de Muhafazakâr Demokratım…

Ama…

Ben Yeni Muhafazakâr Demokratım…

Ve…

Muhafazakârlığın demokratlıktan koparılıp, milliyetçiliğin içine hapsedilmesi benim için büyük yanlıştır…

Amerikalı ünlü sosyalist gazeteci Irving Kristol ne güzel söylemişti:

“Yeni muhafazakâr, etrafı gerçekler tarafından kuşatılmış bir liberaldir…”.

Eh yani…

Demek ki bir de liberalliğim var…

*

Nereden mi aklıma geldi?..

Kısaca anlatayım…

Dün gece saat on bire kadar CNNTÜRK’ü izledik…

“İzledik” diyorum çünkü 10 yaş küçüğümle evli enişte bey de vardı yanımda…

Konuklar içinde en iyisi, eniştem çok kızsa da ekranda daha sık görmek istediğim “Muhafazakâr Demokrat” Kemal Öztürk idi…

Özgür düşünceli Öztürk’ün, görüşlerini muhataplarını incitmeden, kırıp dökmeden anlatmasını çok seviyorum…

Bunu, dün gece aynı programı birlikte izlediğimiz küçük enişteme (Benden 10 yaş küçük kardeşimin eşi.) de söyledim…

Ki…

Küçük enişte bey klasik bir CHP’lidir…

“Abi yaa” dedi sitemkâr bir ses tonuyla… “Giderek çok daha muhafazakâr bir toplum haline dönüştürülmüyor muyuz?..” …

Sesinden anlaşıldığı kadarıyla, benim Muhafazakâr Demokrat Kemal Öztürk için iyi şeyler söylemem moralini bozmuştu…

Zira…

Türkiye’nin daha da muhafazakârlaşmasını istemiyordu…

Gülümsemeye çalışarak “Muhafazakârlık kötü bir şey değil ki…” dedim…

Bu defa yumuşak bir ses tonuyla; “sen zaten müzmin iyimsersin abi” dedi.

Sesinde iyimserliğin her türüne itiraz vardı sanki…

*

Bir süre sonra Öztürk’ün hemen yanında oturan ve Ak Partili olduğu anlaşılan ama analiz yeteneğinden yoksun araştırmacıyı dinledikten sonra Öztürk’ün muhafazakârlığını eniştem bile çok sevdi…

Hele, Ankara’dan katılan CHP’li arkadaşı da aynı programda dinledikten sonra; Öztürk bir yıldız gibi parladı gözümde…

Günümüz dış politikasını tanımlayışı harikaydı…

Çünkü dış politikada “dün” bir tarafa “bir saat öncesi” bile yoktu…

Dış politika gerekirse, el sıkışılan odadan kapıya çıktığınızda eğer şarlar değişmişse kararın yeniden verilmesi demekti…

*

Bu arada Öztürk’ün bir de yanlışı vardı…

Ne mi?..

Gerçekçi dış politikayı o kadar güzel anlatmasına rağmen…

Gerektiğinde yarından tezi yok Esed’le de masaya oturmanın “gerçekçiliğin gerekliliği” sayılması lâzım geldiğini söyleyememesi…

Sevgili Öztürk unutmamalı ki; gerçekler, gereklilikleri yaratır...

Gerçekler, gereklilikleri yok eder...

Ve gerçekler, gereklidir de...

Yakup MURAT

yakupmurat@gazeteciler.com