Ersoy Dede: Benim yandaşlığım onların yağdanlığına erişemez!

Ünlü televizyoncu ve gazeteci Ersoy Dede, medya gündemindeki konuları Gazeteciler.com'dan Hatice Kübra Kocaoğlu'na değerlendirdi. Ersoy Dede, Ertuğrul Özkök ve Ahmet Hakan için "2 Kasım'dan sonra bambaşka bir şey oldular" dedi.

HATİCE KÜBRA KOCAOĞLU/ GAZETECİLER.COM

Uzun yıllardır televizyon ve radyo programlarından, köşe yazılarından tanıdığımız bir isim Ersoy Dede...

Kısa bir zaman önce Akit'ten ayrılarak Star Gazetesi'nde yazmaya başladı. Ersoy Dede, Akit'ten ayrılma nedeniyle başlayıp, Günün Manşeti'ndeki eski partneri Cem Küçük, yandaş diye tabir edilen medya mahallesinin halleri, Gülay Göktürk'ün Akşam'dan ayrılması ve daha pek çok "medya meselesi" ile ilgili sorularımızı cevapladı. 


BİR HESAP ÜZERİNE AKİT'TEN AYRILMADIM

- Yakın bir zamanda Star Gazetesi'nde yazmaya başladınız. Akit'ten ayrılışınızla başlayalım. Neden ayrıldınız? Herhangi bir problem oldu mu aranızda?

Ben bunu bir mülakatta daha söyledim. Akit benim için önemli bir medya. Hakkı, hakikati haykıran az sayıda yerden biri. Orada olmak, uzun zaman özgürce yazmak benim için çok önemliydi. Ama bazı anlar vardır. Ayrılık vakitleri. Herşey batmaya başlar. Boşanmanın konuşulduğu evlerde kadın kocasına bazen 'neden erken geldin eve?' diye kızar bazen de 'neden geç geldin?' diye. Artık biz Akit'le o seviyeye gelmiştik. Önce Mustafa Karahasanoğlu ile konuştum. Yazı sayımı düşürmelerini arz ettim. Sonra da rahmetli Hasan Abi aracılığıyla müsaade istedim. Bir kırgınlığımız yok, kavgamız gürültümüz de yok. Bir şeyi daha söyleyeyim. Yakından tanıyanlar bilirler, bir hesap üzere Akit'ten ayrılmış da değilim.

HASAN KARAKAYA ADAM GİBİ ADAMDI 

- Hasan Karakaya ile umrede beraberdiniz ve son anlarına kadar da yanındaydınız. Hasan Karakaya'yı bir kelimeyle anlatsanız ne olurdu o kelime?

Hasan Abi, adam gibi adamdı. Her yanıyla.

- Vefatının ardından çok şeyler söylendi. "Cehenneme gitsin" diyenler bile oldu. Bunlar sizi nasıl etkiledi?

Köpeklerin duasıyla gökten kemik yağmıyor. Tekrar o son anlarını uzun uzun anlatacak değilim. Ama şu kadarını söyleyeyim.. Hasan Abi'nin, yıllardır Cumhurbaşkanlarıyla, başbakanlarla yaptığı dış gezilerine bakacak olursanız aralarında New York da görürsünüz, Thailand da.. Allah Medine'de almayı uygun gördü..

- "Hasan abi de zaten ölünün arkasından konuşulur demişti, ne derlerse desinler" diye düşündünüz mü?

Tabi tabi. Sorun yok. Biz de Akit Gazetesi'nde ölülerin arkasından çok konuştuk. Hitler'in arkasından, Mussolini'nin arkasında, Stalin'in arkasından konuşmuyor mu kimse?. Ölülerin arkasından konuşulur. Sorun yok. Buradaki sorun peygamber efendimiz'in buyruğunu yanlış anlamış olmakta. 'Ölmüşlerinizi hayırla yad edin' diyen Hz.Muhammed. 'Ölmüşleriniz' derken, 'sizden olanları' diye anlıyorum ben bu hadis-i şerifi..

HÜRRİYET CHP GAZETESİ OLARAK VARLIĞINI SÜRDÜRÜYOR 

- Star gazetesi için parti bülteni yakıştırması var. Öyle mi gerçekten?

Her gazete, bir siyasi harekete yakın olabilir. Bunun kadar normal bir durum da yok. Hürriyet CHP Gazetesi olarak varlığını sürdürüyor. Hatırlayın kısaca.. Oktay Ekşi, başyazardı.. Enis berberoğlu Genel Yayın yönetmeni.. Emrehan Halıcı.. Hürriyet'in arka sayfasındaki zeka oyunlarını hazırlar. Nevşin Mengü.. CHP'li Şahin Mengü'nün kızı.. Eski Genel Başkan Altan Öymen ve eski Genel Sekreter Tarhan Erdem.. Tufan Türenç mesela?.. Kılıçdaroğlu'nun Genel Başkan seçildiği o ilk kurultayda sandalyelerin üzerine çıkıp da göbek atan o değil miydi?. Tek tek saydırmayın şimdi bana. Koray Çalışkan, Enver Aysever, Hurşit Güneş, Süheyl Batum. Daha kimler kimler. Hepsi Doğan Grubu'nun bordrosundaki bilinen CHP'liler. Biz bir şey diyor muyuz?.

- Günün Manşeti'ni Cem Küçük'le sunuyordunuz, iyi de bir senkron yakalamıştınız. Cem Küçük neden ayrıldı?

Cem Küçük ile Cem'in patronajı arasındaki bir mesele o. Cem benim iyi dostum. Ama kariyer planlamasına ben karar vermiyorum. Günün Manşeti'nde olmasını ben çok istedim. Ayrılmasını da istemezdim.

CEM KÜÇÜK TASFİYE OLMAYACAK 

- Ayrılması üzerine çok şeyler söylendi. Cem Küçük'ün üstünün çizildiği söylendi, doğru mu?

Bir kere bu çok yakışıksız bir ifade. Kimsenin üstü falan çizilmiş değil. Bugün Günün Manşeti olur, yarın Başka bir şey olur. Bu programlar babamızın malı değil.

-Siz bir tweet attınız konuyla ilgili " Cem Küçük'ün tasfiye edeceğini ellerini ovuşturarak bekleyenler, çok üzülecek" diye. Kim bu ellerini ovuşturarak bekleyenler?

İsim ver diyorsanız illa ki, söyleyeyim. Ahmet Hakan, Nevşin Mengü, Mirgün Cabas ve bilumum Cem'den nefret eden bir kadro var. Ahmet Hakan hemen yazdı biliyorsunuz ilk gün. Ertuğrul Özkök, kapısından içeri giremediği uçakta yaşananların hikayesini anlattı. Ben de dedim ki, yok öyle. Boşuna bekliyorsunuz. Cem Küçük tasfiye olmadı, olmayacak. Nitekim de haklı çıktım.

-Sizin için "2. Cem Küçük olma yolunda ilerliyor" diyorlar. Bu yorumlara ne diyeceksiniz?

Bunu olumlu anlamda mı söylüyorlar yoksa kızmak için mi?. Cem valla tanıdığım en yürekli adam. Ben onun gibi ağır silahlarla savaşamam. Mesleki yöntem bakımından, belgeden ziyade açık kaynakla haber yapan bir tarzım vardır benim. Cem ile aynı işi savunuyor olabiliriz ama farklı bir metot üzere çalışıyoruz.

- Hem Cem Küçük hem de sizin için, muhalif medyadan olduğu kadar içeriden, muhafazakar medya camiasından da tepkiler var. Kendi camianızda da tepki almak sizi rahatsız etmiyor mu?

Bu tepkilerin ne olduğuna bakmak lazım. Bir de kimlerin tepki gösterdiğine. İt ürür kervan yürür..

HEP DUVARA TOSLADILAR 

- Bu tepkilerin altında ne yatıyor sizce?

Bugüne kadar hiçbir öngörüleri tutmamış, söyledikleri çıkmamış, hep duvara toslamış bir kadroyu anlatıyorsunuz bana. 7 Haziran'daki sonuçlara bakıp, 'bu orantısız övgü başarısızlığı getirdi' deyip, bizi hedef tahtasına koymuşlardı. 8 Haziran sabahı biz kaldığımız yerden devam ettik. Onlar CHP ile koalisyon için lobi yaptılar. Açık söylüyorum AK Parti içinden tesirli adamlar da vardı bunların arasında. Ne oldu?. Biz orantısız sevgimizi sürdürdük. Ak Parti yüzde 50 aldı. Tosladılar duvara.

 

- Peki Günün Manşeti için Turgay Güler mi Cem Küçük mü?

Turgay da, Cem de, birbirinden kıymetli adamlar. Birinin diğerinden farkı yok. Hikmet Genç de aldığı bayrağı hakkıyla taşıyabilecek donanımda bir arkadaşımız.

- Sevenleriniz kadar sevmeyenleriniz de var. Üslubunuzdan dolayı çok eleştiri de alıyorsunuz, tarzınızın itici olduğunu düşünüyor musunuz?

Bunu siz söyleyeceksiniz. Herkes kendini sever. Umarım yüksek ego ile kibir arasındaki çizgiyi kaçırmam. Biz de etten-kemikten yapılmışız, duyguları falan olan tipleriz. Yaptığımız yanlışlardan Allah'a sığınırız.

- Programda söylediğiniz ya da verdiğiniz bilgiler aynı gün ya da ertesi gün gerçekleşiyor. Bu bilgiler iddia edildiği gibi Mit'ten mi geliyor size?

Neden kimse bu tür şeylerin 'öngörü' olduğuna inanmıyor. O ihanet bildirisine imza atan akademisyenlerin savcılıkça ifadeye çağırılacağını söylemek için, MİT'ten rapor almaya gerek yok ki. Kabak gibi ortada.

BENİM YANDAŞLIĞIM ONLARIN YAĞDANLIĞINA ERİŞEMEZ 

- Ben iflah olmaz bir yandaşım demiştiniz. Bir yandaş olarak yandaş medya ve gazetecileri başarılı buluyor musunuz?

Yandaşlığı da gazeteciliğin içinde tutarak söyledim zaten. Ben sadece yandaşım. Ama 2 Kasım itibariyle Ertuğrul Özkök ve Ahmet Hakan bambaşka bir şey oldular. Benim yandaşlığım, onların yağdanlık seviyesine erişemez bile. Yandaş medyada (Ak Parti ya da Erdoğar'a yakın medya) eleştirdiğim gazetecilik tekniği bakımından çok şey var elbette. Ama aynı eleştirilerim CHP yandaşı medya için de var. Eleştiri daha çok medya eleştirisi. Yandaşlık, vaziyeti değiştirmiyor.

- AK Parti iktidarı kendi medyasını oluşturdu, televizyonlar, gazeteler... Fakat 7 Haziran seçim sonuçlarından sonra, bu medya gücünün etkisizliği çok eleştirildi. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Valla güzel bir eleştiri. Toplam tirajın yüzde 75'ini alan bir CHP medyasıyla CHP yüzde 25 oy alırken, 'etkisiz' diye suçlanan medyanın desteklediği siyasi hareket yüzde 50 alıyorsa, bize okutulan matematikte bir arıza var demektir.

AHMET HAKAN'A RAĞBET ETSELERDİ DEMİRTAŞ CUMHURBAŞKANI OLURDU 

- Medyada yandaş yazarların Ahmet Hakan kadar etkili olamaması, kanallarının reytinglerine bakınca merkez medya kanalları kadar izlenmemesi bize neyi gösteriyor? Sonuçta toplumun yüzde 50'sinden oy almış bir iktidar partisi var. Ama aynı kitle medyasına rağbet etmiyor?

Eğer Ahmet Hakan'a rağbet ediyor olsalardı, Selahattin Demirtaş 10 Ağustos 2014'te Cumhurbaşkanıydı. Kime rağbet ettikleri ortada. Reyting ve tiraj gibi manüplatif işler benim konum değil.

DOĞAN GRUBU ÖZÜR DİLENMESİ GEREKTİĞİNE İNANMIŞ 

- "Beyaz'ın özrü yetmez. Beyaz Şov'daki konuklar da özür dilesin" dediniz. Neden yetmedi Beyaz'ın özrü size?

Beyazıt Öztürk ve bağlı bulunduğu kanalın patronu özür diledi. Bana sorarsanız sorun yok. Ama dilediler. Patronu 'devletimin yanındayım' diye mektup yazdı. Ertuğrul Özkök, 'işte biz böyle bir gazeteyiz' diye manifesto mahiyetinde bir makale yazdı. Yıllar sonra Hürriyet'te ilk kez 'bebek katili' tanımlamasını gördük.. Tamam mı?. Demek ki ortada özür dilenmesi gereken bir durum olduğuna inanmış Doğan Grubu. Beni ilgilendiren bir şey değil bu.. Onların verdiği bir karar.. Misal 'Özgür Gündem özür dilesin' diyor muyuz?. Ama gün olur da, 'Özgür Gündem'in baş yazarı özür dilerse Türkiye toplumundan.. 'Biz bu vakte kadar PKK terör örgütünü savunuyorduk ama bu son çocuk katliamından sonra savunulacak tarafı kalmadı' diye yazarsa gazetenin tesirli bir yazarı, o zaman çıkıp sormaz mısınız; "peki o gazetede yazan diğer yazarlar neden özür dilemiyor" diye..

- Soruşturma açılmasını doğru buluyor musunuz?

Bu tip konuları daha toplum vicdanına bırakma taraftarıyım. Makulden uzaklaşan televizyon figürlerini izleyici zaten kendi kendine tasfiye ediyor. Örnekleri var. Güner Ümit, Mehmet Ali Erbil gibi bir dönem efsane kabul edilen isimler, böyle politik gafları nedeniyle yok olup gittiler. Beyaz'ın bu konuda suçlu ya da masum olduğuna en doğru kararı halk verir. Bunu da sahiplenişiyle ya da dışlayışıyla gösterir.

MEDYANIN CİDDİ MADDİ SORUNLARI VAR 

- Bugün Türkiye'de medyanın en büyük sorunu nedir sizce?

Ciddi maddi sorunları var medyanın. Misal bize 'yandaş' medya deniyor ya. Maaşlarımızı ayakkabı kutularıyla aldığımız zannediliyor. Hiç de öyle değil vaziyet. Medyanın en önemli bir başka sorunu da şu. Kutuplaşma çok yüksek seviyeye ulaştığından gazeteciler birbirleriyle uğraşıyor. 1 Kasım seçim sonuçlarını doğru okuyabilmemiz lazım. Gazete okurunun beklentileri, 2 Kasım sabahı itibariyle değişti.

- Gülay Göktürk'ün Akşam'dan ayrılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Patronla yazarı arasındaki bir karar bu. Dışarıdan ahkâm kesmek tarzım değil. Akın İpek'in sahibi olduğu medyada 'yazamaz' hale geldiğinde, fikirlerini özgürce ifade edebileceği Akşam Gazetesi'nin kapıları açıldı kendisine. Bu biraz çabuk unutuluyor.. Bakın kabul etmemiz lazım ki her gazetenin bir pozisyonu vardır. Yılmaz Özdil, Akit Gazetesi'nde makale yazıp da 'fikirlerimi özgürce ifade etmeme izin vermiyorlar' diyebilir mi?.. tam tersi, Ali İhsan Karahasanoğlu, Cumhuriyet Gazetesi'nde yazabilir mi?.. Eğer fikrî anlamda uyuşmazlık başlamışsa, gazete ve yazar arasında, zorla ayakta tutmanın bir anlamı olduğunu sanmıyorum

İŞ GÜLAY GÖKTÜRK'E NASIL GELDİ ÇÖZEMEDİM 

- Başkanlık sistemi tartışmaları yüzünden gönderilmiş olabilir mi sizce? Ayrılmasının Başkanlık sistemi yazısıyla ilgili olduğunu söyledi kendisi de. Yiğit Bulut'un etkisi var mıdır?

Yiğit Bulut'un doğrudan etkisi olduğunu zannetmiyorum. Ama Akşam Gazetesi'nin editoryel tavrı ile Yiğit Bulut'un da sıklıkla savunduğu fikirler birbirine çok benziyor. Akşam Gazetesi de, sahibi de, Genel Yayın yönetmeni de Yiğit Bulut gibi düşünüyor. Ondan böyle anlaşılmış olabilir belki. Ama asıl ilginç olan o polemikte esas özne Etyen Mahçupyan'dı.. Ben bu iş Gülay Göktürk'e nasıl geldi, çözemedim.

-"Başkanlık sisteminin her derde deva gibi sunulması Başkanlık sistemi tartışmalarının içini boşaltıyor" eleştirisi ile ilgili görüşleriniz nelerdir?

Bana 'başkanlık' ile ilgili görüşümü soruyorsanız ifade edeyim. Evet her türlü olumsuzluğun giderilmesinde bir hükümet modeli değişikliğinin tesirine inanıyorum. Ekonomide de, dış politikada da. Pek çok alanda politik istikrarın önemli olduğunu savunanlar, kırılma potansiyeli yüksek, risk altındaki bir sistemi neden savunurlar hiç anlamam. Bugün Ahmet Davutoğlu ile Tayyip Erdoğan dava arkadaşıdır da ondan işler tıkırında yürüyor. Yarın hükümetin CHP-MHP hükümeti olduğunu, Cumhurbaşkanının da Erdoğan gibi biri olduğunu hayal edin. Biz oy vermiş insanlar, Cumhurbaşkanının, tıpkı Anayasada yazdığı gibi yürütmenin başında olmasını isteyeceğiz. Hükümetin başındaki isim ise haklı olarak yürütmenin başında kendisinin olduğunu iddia edecek. Olur mu peki?. Size soruyorum. Eğer politik disiplin sağlanırsa, ekonomi de, çalışma hayatı da, dış politika da düzene girecek..


MEDYANIN BÖLÜNMESİ HAREKETİN BÖLÜNMESİYLE OLUR 

- Yandaş medyada "Başkanlıkçılar" ve diğerleri gibi bir kırılma yaşanıyor sanki. Bu ayrışmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Okuyan, yazan, çizen insanların birbirinden farklı düşünmesi neden 'kırılma' olsun ki. Herkes aynı anda aynı şeyi savunacak diye bir durum yok. Şunu söylerseniz anlarım. 'yandaş' medya çeşitleniyor. Farklı görüşler de yüksek sesle söylenmeye başlandı' gibi.. Bu normaldir. Bu arada elbette bazı arkadaşlarımız politik olarak bazı isimleri kendine daha yakın görüyor olabilirler. Ancak bu şu anda konu edilecek kadar olgunlaşmış gelmiyor bana. Medyanın bölünmesi hareketin bölünmesiyle birlikte olur. Şu anda hareketin bölüneceğine dair bir işaret görünmüyor.

MEDYADA GÜCÜNÜ ERDOĞAN'A BORÇLU OLAN BİR KESİM VAR 

-Daha yukardan bakarsak yandaş medyadaki bazı kırılmaların Erdoğancılar ve Davutoğlucular çarpışmasının medyaya yansıması gibi nitelendirmeler var. Sizin görüşünüz nedir? Var mı medya içinde böyle bir ayrışma?

Ahmet Davutoğlu, Recep Tayyip Erdoğan'ın, 2014'te kendi rızasıyla, 'kardeşim' diyerek o koltuğa oturttuğu bir isimdir. Ak parti seçmenine, 'artık partinin başında Ahmet Davutoğlu vardır' diyen de Erdoğan'dır. Ben 'Ocular-Bucular' işinin parti içinden çıktığına inanmıyorum. Medyada gücünü Erdoğan'a borçlu olan bir kesim vardı. Erdoğan sayesinde tesirli yazar olan falan isimler. O tip adamlar yeni güç arayışına girdilerse bilemem. Ama meslekten gazeteci olup da politik olarak Erdoğan'ı destekleyen kişilerin, kalemleriyle parti parçalama savaşlarına gireceklerini hiç tahmin etmiyorum..

TAHAMMÜLSÜZLÜK ETHEM BEY'İ ANLATMIYOR 

- Gülay Göktürk " bu kadar tahammülsüz olduklarını bilmiyordum" dedi. Hakan Albayrak için de benzer yorumlar yapıldı. İçeriden bir isim olmasına rağmen eleştirilerine tahammül edilemedi yorumları geldi. Bu tahammülsüzlükle nereye kadar gidecek böyle?

Aslında Gülay Hanım mensubu olduğu Sancak Medya'nın ne kadar tahammüllü olduğunu, kendi görüşlerine ters olmasına rağmen pek çok fikri özgürce hem kanal 24'teki programlarında hem de Akşam'daki köşesinde yazabildiğini ilan edecek kadar da hakkaniyetli bir entelektüeldir. Bence bu 'tahammülsüzlük' ithamını yakın vakitte vereceği bir mülakatla düzeltebilir. Ethem Sancak, kendisine konuşma alanı açmış bir kişi. 'tahammülsüzlük' ifadesi tam olarak Ethem bey'i ve medyasını anlatmıyor.

HÜRRİYET'İN BU HALİYLE ORADA OLMAM 

- Doğan medyasını çok eleştiriyorsunuz. Birgün Aydın Doğan "gel Hürriyet'te yaz" derse ne dersiniz, gider misiniz?

Benim itirazlarım var Doğan Grubu ile ilgili. Ve bu itirazlar gündelik itirazlar değil. Ben komprador burjuva ailelerin, bizim gibi yarısömürge olarak görülen ülkeler verdiği zararı, Anadolu'yu karış karış gezerek görmüş bir kardeşinizim. Bu komprador burjuva ailelere ait mekanizmanın medya propaganda ayağı olan Hürriyet Gazetesi'ne dönük kategorik itirazım devam ediyor. Ama bakarsınız yarın bir başkası satın alır Hürriyet'i. O Türkiye'yi yönetmeye çalışan ailelerin kontrolünden çıkarır. Elbette. Bugünkü varlığıyla ben olmam orada.

- Uzun yıllar radyoculuk yaptınız. Radyonun sizin için diğer medya kanallarından en önemli farkı nedir?

Uzun yıllar yapmışım da sanki artık yapmıyormuşum gibi oldu. Öyle değil. 1992'den bu yana neredeyse hiç aralık vermeden devam eden bir serüven benim için radyoculuk. Demek ki tam 24 yıl olmuş.. 16 yıldır evli olduğum, çocuklarımın annesi eşimle de Best Fm'de tanıştım. Hayatımın her anında radyo oldu. Elbette yeri çok başka.

- Televizyon mu, köşe yazarlığı mı yoksa radyo mu? Birini seçecek olsanız hangisini seçerdiniz?

Medyanın her alanı bilginin iletilmesi bakımından önemli. Nereden seslenebiliyorsam oradan seslenmeye devam etmek isterim.

- Kendinizi kariyer planlaması açısından nerede görüyorsunuz?

Yaptığım işi, ömrüm ve gücüm yettiğinde yapabilmek en uzak kariyer planlamam.