Erol Kaynar: ‘Yaşamı sevmek... Bütün mesele bu!’

Sayım Çınar, cemiyet hayatının özel isimlerinden Erol Kaynar ile hayata, spora, İstanbul’a dair bir söyleşi gerçekleştirdi. Zarafeti ve yaşam bilgisiyle özel bir isim olan Kaynar ile keyifli bir sohbet okurlarını bekliyor.

GAZETECİLER.COM - ÖZEL RÖPORTAJ
SAYIM ÇINAR  sayimcinar@gmail.com

Sayım Çınar, cemiyet hayatının özel isimlerinden Erol Kaynar ile hayata, spora, İstanbul’a dair bir söyleşi gerçekleştirdi. Zarafeti ve yaşam bilgisiyle özel bir isim olan Kaynar ile keyifli bir sohbet okurlarını bekliyor.

Yıllardır tanıdığım bir isimle söyleşmek ilginç bir deneyim olacak. Erol Kaynar deyince aklıma futbol, mekanlar, gezginlik geliyor. Çok yönlü bir isimsiniz. Siz kendinizi nereye oturtuyorsunuz?

Benimle defalarca röportaj yapıldı, ilk kez böyle bir soru geliyor. Yaşamayı seven bir adamım. Hayatta olmayı seviyorum. Dünyayı görmek çok hoşuma gidiyor. Kendimi bu şekilde geliştirebileceğimi düşünüyorum. Yeni yerler keşfediyorum, dünyayı iki kez gezdim neredeyse. İnişli çıkışlı yerlere gittim, keşfettim. Dalgıçlık yapıyorum, dive-master'ım, İtalya'da bir ödül aldım su altında çektiğim bir belgeselle. Övünmeyi sevmem, sorunun yanıtı için anlatıyorum. Özel bir yerlere gitmeye, dalmaya ihtiyacım var. Bu araştırmalarım içinde 25 sene önce olan bir olayı unutmam. Maldivleri buldum 30 sene önce, konuşulmuyordu bile o zamanlar Maldivler. Doğru dürüst gidilmeyen keşfedilmeyen bir yerdi. Dalmak istedim Hint denizine. Emirates Havayolları gidiyordu, Malidevler'e bilet istedim. Hiç bilet kesmemişler, ilk giden ben oldum. O zamanki satış müdiresi, sonradan da çok iyi arkadaşım oldu, dedi ki "size yarın dönelim." Üç aktarmayla gittim Maldivler'e. Sonradan da nereden bulmuş Maldivleri diye konuşmuşlar, hala gülerek anlatırız birbirimize. Hayatımı değiştirdi Maldivler, 35 kez gittim. Bu da bir rekor aslında. Yüzlerce çekim yaptım. Turizm hiç yoktu ben gittiğimde, tatlı suyu olan tek odada kaldım. Deniz suyuyla yıkanıyordu insanlar. Böyle bir araştırmacı, gezgin halim var, yay burcuyum, tam anlamıyla bir gezginim. Kendimi koyduğum, konumlandırdığım yer de bu.

Bir şehir romantiğisiniz aynı zamanda.

Öyle. İstanbul ana üstüm. İstanbul kadar çeken başka bir şehir görmedim.

Kalbinizden vuran başka şehirler var mı?

Kopenhag ikinci göz ağrım. Tivoli'de çocuklar gibi eğleniyorum. Kuzey ülkeleri beni kalbimden vuruyor. İnsanların sakinliği, modernliği, sosyal hayatları beni çok etkiliyor. Sadelik ve zarafet var. Gösteriş meraklısı değiller. Başbakanı trende görürsünüz, bisiklet kullanır en zenginleri bile. Bütün Kuzey ülkelerini çok seviyorum.

Sortie ile çok anıldınız. Salomanje'yi işletiyorsunuz uzun yıllardır. Sürekli kendini güncelleyen bir yer yaratmayı nasıl başardınız?

Salomanje neredeyse 15 yıl olmuş, tempo da hiç düşmedi, klasik haline geldi. Burası kendi evim, salonum gibi, ne istemişsem kendi evim için burayı da öyle şekillendirdim. Burada her sene bir değişiklik yapalım istemiyorum. Tarzı bozmak istemiyorum. Menümüz aşağı yukarı 25 yıllıktır. Park kafeden kurdum o menüyü, %80'ini taşıdık buraya da. Sürekli güncellemeler yapıyoruz ama menümüz klasiktir. Mahalle pub'ıdır. Öğlen salata yersiniz, işlerinizi yaparsınız, akşam tekrar gelirsiniz kahve içersiniz. Misafirlerimizi gün içerisinde birkaç kez görüyoruz.

"MÜŞTERİ MEKANA UYGUN DEĞİLSE KENDİ KENDİNE GİDER"

Schengen vizesi almış diyebiliriz burası için.

Kesinlikle öyle. Çok güzel söylediniz. Müşteri seçmesi kendi içinde oluyor. Buraya uygun değilse misafir kendi kendine kaybolup gidiyor. Diğer misafirler onu dışlıyor, bizimle ilgili değil. Yanlış anlaşılmasın, alt düzey biri olup olmama meselesi değil bu. Çok zengin olabilir ama dokuya uymuyorsa eriyip gidiyor.

Tarzı, mekanı bilmek gerekiyor. Bocalayan kalamaz burada.

Çok doğru, kendine has bir dokusu var her yanında, menüsünde, dekorasyonunda. Kendi emeğimiz var, dekoratörlerimizin olduğu kadar.

Tarz çok önemli mekanlar için. Mekan bolluğuna ne diyorsunuz? Sürekli açılıp kapanan yerler var.

Bu meslekte öğrendiğim en önemli şey, bir mekanın moda olmasından yana değilim. Moda geçicidir. Longseller olmak önemli. Bestsellerlar unutulup gidiyor. Yılları arşınladı bütün mekanlar, arkasında durmayı biliyoruz. Klasik olması için çalışıyor, kafa yoruyoruz.

"BEŞİKTAŞ İLE TUTKU DOLU BİR İLİŞKİMİZ VAR"

Geçmişe dönelim. Beşiktaş döneminizi, Seba'lı döneminizi konuşalım. Romantik bir ilişkiniz var sanki.

Asla terk edemem, tutkulu bir ilişkimiz var, asla kopamayız birbirimizden. Mütevazı bir isimdi Seba. Spora insana bakışı ilham vericiydi, onun gibi bir iki yönetici daha olsaydı, Türk sporu farklı yerlerde olurdu. Zaten kendisine başkan dedirtmezdi. Ben başkanlıktan inince ne diyecekseniz, şimdi de öyle söyleyin derdi. Hep abi dedik ona.

Özel bir yeri var ve değeri korunuyor. Nasıl hatırlarsınız Seba'yı?

Çok özel biriydi, abimizdi. Karışmazdı kimsenin işine ama kulüpte yanan elektriğin hesabını bile bilirdi. Kimin ne yaptığını çok iyi bilirdi. Ben böyle bir hafıza görmedim.


"SPORUN TÜSİAD'ı GİBİ BİR EKİBİ BİR ARAYA GETİRMİŞTİM"

Beşiktaş'tan bahsederken... Adaylık döneminde neler yaşandı, neden yeniden aday olmadınız. Çok seviliyorsunuz.

Bir kez aday oldum. O dönemde çok kırıldım. Beşiktaş'ın içinde olduğu, gitmekte olduğu yeri gördüm ve öyle adaylığımı koydum. Öyle bir ekip kurdum ki sporun TÜSİAD'ı diye başlık attılar. Onun için üzüldüm. Başkanlığı kaybedebilirsiniz ama öyle bir ekibin o tarihte başa gelmesi gerekiyordu. Bu borç batağına düşmezdi diğer türlü.

Beşiktaş geçtiğimiz günlerde yenildi Fenerbahçe'ye. Hakemlerle ilgili açıklamalar ardı ardına geliyor. Siz maçı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ciddi bir izleyici olarak söylüyorum, Fenerbahçe çok güzel oynadı, keyif veren bir oyun oynadı. Beşiktaş artık hakemlerden o kadar çok çekti ki açıklamalar da doğal olarak ardı ardına geliyor, deplasmanlarda neler olduğunu biliyorum, yaşadım bunları, dedikodu değil. Yıllardan beri muzdariptir takım bu olaylardan. Sadece hakemin üstüne yığmak kolaycılık olur. 1 - 0 bitti ilk yarı sonrasında maç çok başka bir yere gidebilirdi. Faul kararından sonra gelen bir gol var. Oradaki karar çok kritik bir karardı. Rakip sahada yenik hale düşünce moraller bozulur. Kastidir, değildir bu tartışılır. Ama faulü verince bütün Beşiktaşlılar isyan etti. Bu işin altında bir şeyler aramaya başlıyorsunuz. İlk yarıyı takım farklı bir skorla bitirebilirdi ve başka bir şey konuşacaktık belki de. Stratejik maçlarda hakem iki tane aleyhinize taç verse psikolojinizin bozulmasına yeter.

"RIDVAN'IN YORUMLARINI SEVİYORUM, AMA ÖYLE TARAFGİR OLABİLİYOR Kİ..."

Yorumculuk da yapıyorsunuz televizyonlarda. Fazlaca tartışma programı var, kimi izlemeli?

Futbolun güzel yanı bu. Kimi izlemelinin yanıtını veremem, tarafgir olmak istemem. Hınçal Uluç önemli bir beyindir. Seversiniz sevmezsiniz ama bir beyindir. Toroğlu hakemliği futbolculuğu bilen bir isimdir. Rıdvan'ın yorumlarını çok seviyorum, ama öyle tarafgir olabiliyor ki kimi zaman üzülüyorum. O farkında değil, kötü niyetli değil ama bilinçaltında oluyor bu bence. Hepimiz bir takımı tutuyoruz, başkanla çok yakın olabilirsiniz, ama milyonlara konuşurken doğruları söylemek zorundasınız. Artık takımla yakınlık kalmamalı o noktada. Halkı kandırmış oluruz böyle bir durumda. Adaletin terazisi yok, bizler de tenkit edilebiliriz, yanlış şeyler söyleyebiliriz. Ders alabilecek kadar güzel şeyler söylüyor ama kimi zaman tarafsızlığı kaybedebiliyor Rıdvan. Yine de ben bu üç yorumcuyu dinlerim.

Tarafsız olmak çok önemli.

Karşımızda masum insanlar var, bunu unutmamamız gerekiyor. Öyle yorumlar yapılıyor ki, öyle gergin yorumlar yapılıyor ki evdeki 18 yaşındaki çocuk ne yapsın, bunları dinlemesi o kadar yanlış ki.

"Futbol asla sadece futbol değildir" demişti Simon Kuper. Tribünler politize olabiliyor. Siz nasıl anlıyorsunuz futbolu?

Futbol geri kalmış ülkelerde çok ön plandadır. Tek eğlence bu. Başka imkanları yok. Dünyadaki ölçülere baktığınızda en büyük futbol sevgilerinden biri bizim ülkemizde. Futbolun bize verdiği birkaç mesaj var. Bir tanesi beraberlik, birliktelik. Bizdeyse kamplaşma var. Kaynaştırıcı olması gerekirken ayırıcı bir hale bürünüyor futbol. Maçtan sonra arkadaşlar beni arar, kutlar, konuşur, aslında futbol bahane konuşmamız için. Bizi bir araya getiriyor futbol. Futbol olmasa senede bir iki belki göreceğiz birbirimizi. Dostluklar meydana getiriyor ve insan tanımanızı sağlıyor. Faydaya dönüştürmeyi becersek gerisi hallolacak. Fair play de ikinci önemli unsur. Şimdiyse vur vur diye tezahürat yapılıyor. Bunlar büyük hatalar.

"ÇOK FARKLI NEDENLERLE EYYAMCILIK YAPILIYOR FUTBOLDA"

Yurtdışındaki kültür çok farklı.

Hıncal gündeme getirmişti. Her ülkede fanatizm var. Bu işi yönetenler taviz vermiyor yurtdışında, bizde böyle değil. Çok farklı nedenlerle eyyamcılık yapılıyor. Kan dökülmeye başlıyor sonrasında da.

Yaş geçtikçe insan yaşlanmıyor, yaşamadıkça öyle değil mi?

Öncelikle işinizi çok güzel özümsemişsiniz, bunu söylemem gerekiyor, kutlarım. Çok doğru. Heyecan sizi hayata bağlar ve genç tutar. Gençlik sevdasında olmadım hiç, tabii yaşlanacağız ama ihtiyarlamak başka bir şey. Bu kötü bir şey. Hayatı sindire sindire yaşarsanız yaşlanmıyorsunuz. Kendinize bakmanız gerekiyor. Kendinize ve karşınızdakine saygıdır bu, ailene, çevrene karşı sorumlusun. Topluma karşı düzgün insanlar olma sorumluluğumuz var. Cemiyetin içindeyseniz daha da dikkatli olmalısınız, gittiğiniz gördüğünüz yediğiniz giydiniz her şeye dikkat etmek zorundasınız. Bende böyle yaşamaya gayret ediyorum.