Enver Aysever bu yazıya çok bozulacak!

Bu roman kim okusun diye yazılmış? başlıklı yazısında Semih Gümüş, Enver Aysever'i hiç de memnun etmeyecek satırlar kaleme aldı.

GAZETECİLER.COM - ÖZEL - Hürriyet'te Ayşe Arman'a verdiği röportajda "çanak sorular sormadığım için programım tek güne indirildi" açıklaması sonrasında CNN Türk'teki programı Aykırı Sorular yayından kaldırılan Enver Aysever kısa süre önce yayımlanan Bu Roman O Kız Okusun Diye Yazıldı isimli romanıyla da gündemde.

Aysever'in Doğan Kitap tarafından yayımlanan romanı ile ilgili en sert eleştiri ise Radikal kitap yazarı, eleştirmen Semih Gümüş'ten geldi.

Yazko Edebiyat ve Notos dergilerinin kurucusu olan, yazar, yayıncı, dergici, editör ve de futbol yazarlığı da yapan Semih Gümüş, Hürriyet gazetesi eki Radikal Kitap'ta Aysever'in son romanını yazdı.

Bu roman kim okusun diye yazılmış? başlıklı yazısında Semih Gümüş, Enver Aysever'i hiç de memnun etmeyecek satırlar kaleme aldı.

İşte o yazıdan çarpıcı bölümler:

NASIL YAZILMAMASI İÇİN ÖRNEK OLARAK OKUTULABİLİR

Enver Aysever'in Bu Roman O Kız Okusun Diye Yazıldı romanı, bir romanın, kurmaca bir anlatının nasıl yazılmaması gerektiğine ilişkin bir örnek olarak da okunabilir.
Bu romanda da bir anlatıcı seçilmiş ve bu kez kişilerden birisi de olmayan, romanın dışında tutulan bu anlatıcı, ilk cümlesinden sonuncusuna, romanın tek yaratıcısına dönüştürülmüş.

ANLATICI HİÇ KULLANILMAMASI GEREKEN BİR TEKNİĞE BAŞVURUYOR

Bu roman da, "İstanbul'a yağmur yağıyordu. Bir aşk romanı girişi için uygun cümle kuruldu," cümleleriyle başlıyor.

Böylece anlatıcıyla yazar arasında bir özdeşlik olduğu daha ilk cümlede gösteriliyor. Denebilir ki, bu da bir anlatım yöntemi, postmodern romanlarda benzer teknikler kullanılıyor. Bence bu romanı konuşurken oralara hiç girmeyelim. O türden biçimsel kaygıların yerine, yazarın, kendi yerine geçirdiği bir anlatıcıyla ne istiyorsa onları sınırsız bir özgürlükle anlattığı bir roman okuduğumuzu düşünmek daha yerinde olur.

Bu Roman O Kız Okusun Diye Yazıldı'nın anlatıcısı, bugün artık hiç kullanılmaması gerektiğini düşündüğüm tanrısal anlatıcının çok ötesine geçerek, tanrısal yetkilerden daha fazla ne varsa âdeta onların tümünü kullanarak anlatmayı seçmiş.Bu anlatıcı romanı başından sonuna, "Yüzündeki gergin ifade göründü mü, bilmiyoruz"; "Artık çamurlu bir hal alan yağışın .... romantik duygulara yol açtığı söylenemezdi"; "Kışa yakın bir gün diyelim"; "Kadıncağız"; "Oysa boktan bir mahallede"; "inanın kimse anlamadı" gibi, yargılar ve yorumlarla anlatıyor ve bunların sonu hiç gelmiyor.

Öte yandan okura sürekli, hem de bir şey anlatmayan bilgiler veren bir anlatıcıdır bu: "İstanbullular tarafından çok iyi bilinen cumartesi telaşının yaşandığı bir gündü"; "İstanbul'un kızları çimlerde uzanır, gökyüzüne doğru dalgın bakışlarla hayal kurarlardı"; "Beyoğlu barları göğsünde kartvizitini taşır."

EDEBİYAT YAPMA EĞİLİMİNİN SÜSLÜ CÜMLELERİ PEK ÇOK

Artık hiç ama hiçbir öyküde ya da romanda karşılaşmamamız gereken "edebiyat yapma" eğiliminin süslü cümleleri de pek çok: "Sonbahar yaprakları, gerçek olamayacak kadar özenli yayılmış Bağdat Caddesi'ne inen sokağa"; "Kurumuş gözyaşıdır bazen dost"; "Arzuyu ilk kez teninin içine zerk eden bir bakıştı tanıştığı"; "Şarabi bir gecenin, yasaklı saatleri"; "Birbirine doğru akan iki ırmak misali."

Bu arada güzel sözler, aforizmalar: "Ölüm üstüne hiçbir zaman sahici bir fikir üretilemez"; "Aşk, sevgiliyle bir aradayken fark edilmesi güç bir yük"; "İstanbul'un dostluğu çoğu zaman bilgelik gerektirir"; "Düşünen insan, hele âşıksa, asla iyileşemezdi."

Bu örneklerin özellikle seçilmiş olmadığı, romanın bütününde pek çok benzerinin bulunduğu hemen görülecektir.

ANLATICI KENDİ İÇİN YAZILMIŞ ROMANDA HİKAYENİN YERİNE GEÇİYOR

Anlatıcı, âdeta kendisi için yazılmış romanda, aslında hikâyeyi de ortadan kaldırıyor ve romanın bir kişisi bile değilken kendi dünyasını hikâyenin yerine geçiriyor. Romanın asıl kişisi olması gereken ve "bizim genç âşık" benzeri sözlerle anılan "Kahverengi Pardösülü Adam" ile "Bal Renkli Gözlü Kız" da ne sahici kişilikler kazanabiliyor ne de kurmaca kişiliklere dönüşebiliyor. Üstelik bu anlatıcı, kendisine tanınan sınırsız anlatma yetkisiyle romanın başından sonuna duygularını, tepkilerini, yargılarını en çok gördüğümüz bir hayalet kişi gibi yer alıyor romanda.

Bu sınırlı yazıda kurmaca bir metinde anlatıcının nasıl olmaması gerektiğinin ipuçlarını göstermeye çalıştım. Elbette anlatım sorunlarının bir yanı üstünde durarak. En azından bir dizi sorunun üstünde durulup çözümlenmesine neden olmak ve bir başlangıç yapmak için.