Cemaat AK Parti savaşının kazananı kim olacak?

Sayım Çınar gazeteci İsmail Saymaz'la Gezi'den Berkin Elvan'a, gazetecilikten cemaat-AK Parti savaşına bir çok konuyu konuştu.

İsmail Saymaz Türkiye’de muhabirlik mesleğini hakkıyla yapan önemli gazetecilerden. Gezi sürecinde yaptığı haberler çok konuşuldu, yazdığı kitaplar ilk günden beri büyük ses getirdi. Sayım Çınar, İsmail Saymaz’la “demokrasinin ta kendisi” şeklinde tanımladığı Gezi’yi, süreci, gelecek günleri konuştu.

“Erdoğan’da Aşağıdan Gelmiş Olmanın, Yırtmış Olmanın Gücü Var”

 HERKES KENDİ DÜNYASINDA BİR BAŞBAKAN ADETA

Öncelikle röportajımı kabul ettiğin için teşekkür ederim. Gezi dönemiyle başlayan gergin bir süreç yaşıyoruz. Sen bir gazeteci olarak neler yaşıyorsun, bildiğim kadarıyla tehditler aldın son dönemde. Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna sana bir mail attı.

Bir gözdağı yaşadım evet. Ne amaçla bana vali bir mail gönderdi bilmiyorum. Önceden siyasetçiler ayar çekerdi gazetecilere, artık dönem değişti, hepimiz daha farkındayız her şeyi. Muhabirleri arayıp kulak çekme modası yaşanıyor, herkes kendi dünyasında bir başbakan adeta. Buradan bir cesaret aldı mı,bilemiyorum. O mailin yayınlanmayacağını düşündüyse büyük hata etti. Ben onu aradığımda ve bu maili siz mi gönderdiniz dediğimde hayır diyebilir ve hatasını düzeltebilirdi. Mailden yola çıkarak haber yapmam normal zamanlarda. Öylesine olağanüstü işler görüyoruz ki her şeyi teyit ediyoruz. Maili aldım, aradım ve devamında olaylar gelişti.

BİR DERDİM VAR BENİM 

Radikal’de önemli bir muhabirlik geleneği var. Gazeteci dostumuz Timur Soykan bunu edebiyata taşıdı. Öyküler yazdı, Posta gazetesinde çalışıyor şimdi, haber müdürü oldu. Senin de yayınlanmış önemli kitapların var.

Zirve, Erzincan Davası, Devrimci Karargah gibi konuları işlediğim kitaplarım var. Çalışma alanım bu. Benim derdim bu. Temel meselem sıradan insanların sıradışı hikayelerini yazmak. Çünkü biz hep bir siyasetçinin, bir askerin, bir emniyet müdürünün, kendini anlatma gücüne sahip kişilerin, avukat tutabilenlerin, medyası olanların derdine odaklanmışız. Oysa kudreti olmayan da milyonlarca insan var. Devletle karşı karşıya düştükleri, aygıtlarıyla kurduğu ilişkiler var. Defalarca ümüğüne çökülen dövülen insanlar var. Bu insanların hikayeleriyle bir derdim var benim. Bu sürreal de bir çaba bir yandan. Ben bu konuyu 15 yıl çalışacağım diyorum. Defalarca yazdığım bu haberi şimdi de kitaplaştıracağım diyorum. Haberler yapıyorum ve kitaplar haline getiriyorum.

ALEVİ OLDUĞU İÇİN ÖLDÜRÜLMEDİLER 

“Sistem kitlesel demokratik bir hareketi bir mezhebe indirgemek için farklı argümanlar üretiyor.”

Gaz fişeğiyle yaralanan ve devamında hayatını kaybeden Berkin Elvan olayını yaşadık. Diğer hayatını kaybedenlere de bakınca tamamı Alevi. Bunu nasıl değerlendiriyorsun?

Çocukların Alevi olması meselesini iyi anlamak gerekiyor. Alevi olduğu için öldürülmediler. Ali ismail Korkmaz o sokağa girip dayak yedi ve öldü. Ethem Sarısülük’e gelen kurşun yanındaki başka bir arkadaşına mezhebi ne olursa olsun gelebilirdi. Alevi olduğu için öldürülmedi. Alevi göndermesinin başka bir anlamı var. Bu eylemlerin yeri Alevi mahalleleriydi, polisin Alevi mahallelerine karşı bir önyargısı vardı. Gelişigüzel bir yaklaşım var, bu kolaylık yüzünden ölüm oldu, terörist olarak görme durumu var burada yaşayan insanları. Milliyetçi, muhafazakar zemin Alevi’ye yaklaşımı ağırlaştırıyor polis tarafından. Gezi Parkı ekonomik olarak bir eşitlik talebinin yükseldiği bir yer değildi. Yoksulların ağırlıklı olarak katıldıkları bir yer değildi, orta sınıfın yoğun olduğu bir yerdi. 70’lerin gümbür gümbür gelen kitlesinin vücut bulduğu bir yer değildi, aksine küçük burjuva diyebilecekleri bir yerdi. Demokrasi talebi öncelikliydi. Plaza çalışanları o yüzden sokağa çıktı. Ben bir sosyalistim diyelim, plaza çalışanlarının beni alkışlaması değil, Gebze’deki, Tuzla’daki tersane işçilerinin alkışlaması benim için önemlidir, örnek veriyorum. Ama o günlerde Tuzla sessizken Gebze’deki banka genel müdürüne protestolar vardı. Bu çelişkinin sebebi yüzü batıya dönük insanların eğitimli kesimlere denk gelen bir tabanın parkta olmasıydı. Tek yoksul taban Alevilerdi çünkü kimliklerine dair bir sorunları vardı ve demokrasi talebini seslendiriyorlardı. Varlıkları inkar edildi, 320 milletvekilinin yalnızca biri Alevi, Alevi bakanı olmayan bir iktidardan bahsediyoruz. Varlığı inkar edilen bir gruptan bahsediyoruz. Alevilerden çok kişinin olması bu yoğunluğu ortaya çıkarmış olabilir. Öyle bir önyargı var ki Gezi Parkı günlerinde 15 Haziran’da Tokat Zile’den gelen bir köy derneği hiçbir olay olmadığı halde kamyon kasasında otururken gözaltına alındılar. Hiçbir şey yapmadıkları halde yalnızca Alevi oldukları için. Sistem kitlesel demokratik bir hareketi bir mezhebe indirgemek için farklı argümanlar üretiyor. Alevi mahallerine sıkıştırmak istiyor toplumsal bir hareketi. Bunu Türklerin, Kürtlerin, Alevilerin katıldığı bir kitlesel eylem olarak açıklamak istemez sistem.

İKTİDAR ÖLENİ BİR KEZ DAHA ÖLDÜRÜYOR

Bir türlü çözümlenemiyor bu cinayetler. Polisler hafızasını yitirdi başlığı atmıştın geçenlerde, nedense kimse hatırlamak istemiyor bu yaşananları.

Fail kendi delilini araştırıyor. Cinayetse cinayet, yaralanmaysa yaralanma, bu fiili gerçekleştiren sorumlulara faili bul diyoruz. Eğer Ankara’da olduğu gibi Ethem Sarısülük’ü silahla vuran polisin soruşturmasını onun da imzaladığı tutanakla başlatırsanız sonucu örteceksiniz demektir. Eğer soruşturmayı şüpheli kolluk yürütürse orada murat edilen sonuç şudur: Mümkün olduğunca az ceza alsın, beraat etsin ve kurtulsun. Ölenler devletle sorunlu ise suçu ona atmak gibi de bir yaklaşım var. terörist deniliyor, başka isimler veriliyor. Berkin için aslında ekmek almaya gitmediğini, cebinde bilyeler olduğunu söylediler. İktidar öleni bir kez daha öldürüyor. Devletin aldığı pozisyon budur.



GEZİ DEMOKRASİNİN TA KENDİSİDİR 

Başbakanın Gezi’yi darbe olarak yorumlamasını nasıl değerlendiriyorsun?

Gezi darbe değil, demokrasinin ta kendisidir. Bunun da temeli şudur. Akp cemaat birlikteliği bir tür oligarşiydi. Demokratik bütün kurum ve kurallar askıya alındı, anayasa yerine polis fezlekeleri geldi. Yurttaşların hak ve yükümlülüklerini belirleyen anayasa değil polis fezlekeleri oldu. Kimin yurttaş kimin terörist, hangi eylemin terör eylemi olduğuna karar veren polis merkezleriydi. Biz 7 yılı böyle geçirdik. Demokratik alan hızla tasfiye edilip bazıları kemalist, bazıları darbeci, bazıları solcu, bazıları kürt diye fişlendi. Bir yandan da türdeş özelliklere sahip insanlar kamuya dolduruldu. Cumhuriyetin eğitim ülküsü, sınav yoluyla başarılı olma fikirleri allak bullak oldu. Kamuda liyakat ortadan kalktı. Mecliste temsili demokrasi, barolar, meslek odaları üyesi olmanın suç haline geldiği bir ortamda ne olur? İnsanlar demokratik haklarını kullanmak üzere sokağa çıktılar. Zülme karşı direnme haklarını kullandılar. Toplantı ve gösteri hakkını kullandı insanlar.

Sana açılan davaları da unutmamak gerek.

Erzincan’la başladı, Devrimci Karargah’la devam etti. 15’e kadar çıktı davalarım, çoğunu kazandım, ya da düştü. 2009 - 2011 arası çok yordu bu davalar süreci beni. Farklı şeyler de oldu yalnızca davada yargılanmakla kalmadı. İsmim değişik zamanlarda değişik örgütlerle anılıyor. Emniyet kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Bir zaman ergenekon oluyor, ÇHD oluyor Malatya’da görülen davayla TİKKO oluyor, Devrimci Karargah oluyor. Devrimci karargahın liderinin polisin adamı dediği günlerde oluyor bu üstelik.

Dava yemeyen gazeteci gazeteci midir emin olamıyorum.

Bu da işimin bir parçası. Bu işin bir riski var ve dava açılıyor.

“Görünür şiddetle beraber çocuklarımızı emanet ettiğimiz, yolladığımız uzak kışlalarda nasıl muamale yapılıyoru düşünmemiz gerekiyor.”

Belgelerle haber yapıyorsun, izini uzun süre sürüyorsun konunun. Son dönem peşinde koştuğun bir haber var mı?

Şu günlerde yoğunlaştığım birkaç vaka var. Ali İsmail ve Berkin davalarını ve askerdeki ölümleri çalışıyorum bu aralar. Polis meselesini tartıştık ama ordudaki ölümler hiç tartışılmaz hale geldi. Afyon patlaması, 25 asker öldü, o benim için ağır bir mesele. Son 12 yılda 1045 insanımızı intihar sonucu kaybetmişiz. Bunun yanı sıra kaza ve ecel yoluyla ölenler son 5 yılda 600’ü buluyor. Buna karşılık 500 kişiyi çatışmada kaybetmişiz. Biz niye intihar, kaza, hastalık yoluyla 1500 insan kaybettik? Bunun üzerinde düşünmek gerekiyor. Görünür şiddetle beraber çocuklarımızı emanet ettiğimiz, yolladığımız uzak kışlalarda nasıl muamale yapılıyoru düşünmemiz gerekiyor.

Twitterda da çok etkilisin. Muhabirlik mesleği senin gibi insanlar sayesinde yükseliyor. Ismail Saymaz kampanyaları yapıldı son dönemde, bir takım linç kampanyaları düzenleniyor. Nasıl değerlendiriyorsun bu durumu?

Hayko Bağdat, Sabah ve Zaman gazetesi muhabiri ile Hrant Dink cinayetini tartışmak üzere Skyturk’te programa çıktık. Karşımdaki kişi Yasin Hayal’i devlet neden korusun deyince ben de hem BBP, hem Muhsin Yazıcıoğlu hem de Yasin Hayal’in devletle ilişkileri olduğunu söyledim. Bu partinin şehit olarak kabul ettiği Abdullah Çatlı ve daha niceleri bu ülkede cinayet işlediği halde kahraman ilan edildi dedim. Hala da görüşümün arkasındayım. Eşi ve çocuğu şikayetçi oldu benden, sonradan takipsizlik kararı verildi, o zaman da aynı görüşümü seslendirdim. Ben bunu dediğimden bir gün sonra yeni bir twitter hesabı açıldı ve 12 saat içerisinde benim aleyhimde 20000 twit atıldı. Bir kişi silahla bana ateş ediyor bir fotoğrafta, bazı fotoğraflarda üzerime çarpı koyuluyor. Korunmuyorum bu arada. Ismail Saymaz yalnız değildir diye bir kampanya başlattılar, gayet de yalnızdım. Benim üç yıl önce hangi maaşı aldığımı bilen insanlar vardı bu arada bu kampanyada. Kamu görevlileri olduğunu düşünüyorum işin bir tarafında.

Bir tv program yapman gerektiğini düşünüyorum. Gerçekleri, yaşananları anlatacak insanlara ihtiyacımız var ekranlarda.

Benim tek derdim var. Haber çalışması yapmak ve geri kalan zamanlarda kitabıma çalışmak. Gecelere kadar çalışıyorum, üniversitede ders veriyorum. Böyle bir planlamaya giremem. Televizyon ancak davet edildiğimde gidebileceğim bir yer.

“Bir yandan komik, bir yandan da anlıyorum ki insanlar tanımadıkları halde birini döve döve öldürebilirler.”

Sana açılan davalar, sosyal medyada linç kampanyaları. Bütün bunlara baktığında nasıl okuyorsun ortamı?

Yargılanmanın somut prosedürleri var. Biz yargılarken arkadaşlarımız tutukluydu. Sosyal medyadaki linçte beni tanımayan insanlar benim hakkımda yorum yaptılar. Erzincan davasını yazıyorum, adım İsmail diye Alevi zannettiler, bunu düzeltmek bile acı verici. Bir yandan komik, bir yandan da anlıyorum ki insanlar tanımadıkları halde birini döve döve öldürebilirler. Bu sadece sağ kesimde yok. Beyaz Türk çevrelerde de bu var. Düşünce ve ifade özgürlüğünü boğacak şekilde milliyetçilik, homofobi ve cinsiyetçilik meselesi karşınıza çıkıyor. Etkin bir ekip bu araçlarla insanların üzerinde tahakküm kuruyor ve tartışmayı boğuyor.

AKP’nin oylarını nasıl değerlendiriyorsun, seçmen kaybı bekliyor musun?

Oy dalgalanmaları enteresan olur yerel ve genel seçimlerde. Ben Rizeliyim, %80 almıştı genel seçimlerde AKP, yerel seçimi, belediyeyi neredeyse kaybediyordu. Yerel seçim çok farklı genelden. Güneydoğuda var olan belediyelerinin yanında yeni yerleri de kazanacak gibi görünüyor BDP, örneğin Mardin’i. Bir büyükşehiri daha olacak. Ağrı’yı büyük ihtimalle kazanacak. Siirt’i koruyacak. Baydemir’i aday gösterdiği Şanlıurfa’yı kazanabilir. Bu çok önemli, bölgedeki gücünü katmerleyecek. AKP devleti temsil ediyor, Tunceli’de CHP, Türkiye’nin doğusunda liakliğin teminatı BDP gibi görünüyor. Kadının siyasete katılımının teminatı aynı zamanda.

Eşcinsel adaylar da var, Mersin’de HDP, Giresun’da bağımsız bir aday var. Marjinal aday yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsun?

Bu toplum böyle bir toplum. Kendi saçını hafif uzatınca kıza benzedin diye döven bir toplum ama bir yandan da Bülent Ersoy’a tapar. Ülkemizin Batı kesiminde bilhassa CHP ve AKP ve sosyalist partiler homofobiyi kıracak, görünür yerlerde adaylarını tanıtacak yerler bulmalı. HDP bu işin başını çekiyor.

Gazeteciliğin nereye geldiği ortada. Bazı gazeteciler maaş alma uğruna inanmadıkları yerlerde duruyorlar. Bu suskunluğu neye bağlıyorsun?

Başta söylediğim gibi, polis hayata, mesleğe müdahale ediyor. Hakim savcılar hangi gazeticilik terör eylemidir hangisi değildir noktasına geldi. Cemaati soruşturan gazeteci terör eylemine girdi diyor. Insanlar susuyorlar başlarına bir şey gelmesin diye.

“Bu çatışmanın bir kazananı olmayacak. Ortak düşmana karşı kullandıkları silahları şimdi birbirlerine kullanıyorlar.”

Cemaat AKP çatışmasını nasıl değerlendiriyorsun, bu gerginlik için ne diyorsun?

Polis ve savcının alanına girer illegal kayıtlar. Gazetecinin alanına girmez, doğru olup olmamasına bakarım. Yargının siyasallaşması bu günlerin geleceğini gösteriyordu. Sözde terörist kitabımda şu tarifi yapmıştım: bu sistem korku üreterek yaşıyor. 2009 - 2013 arası 20000 insan ceza almış, bu korku salmak için yapılan bir eylem, başka türlü bu kadar ceza verilemez. Toplumu yönetmek için terör, bölünme algısı yaratmak isteniyor. Tasfiye edilecek kimse kalmayınca mülkü bölüşecek iki taraf kaldı. Biri diğerini Haşhaşi olmakla suçlar, diğeri de istihbarat devleti olmakla suçlar. Sistem ancak böyle devam eder. Bu çatışmanın bir kazananı olmayacak. Ortak düşmana karşı kullandıkları silahları şimdi birbirlerine kullanıyorlar. Cemaati tasfiye ediyorum diye yolsuzlukla savaşan savcıyı tasfiye ettiler. Göreceğiz ki sonuçlar da anti demokratik olacak.

Anketler birbirini tutmuyor. CHP oyunu yükseltecek gibi görünüyor, AKP %40 - 45’e geldi deniyor.

Bir önceki seçimde %49 almıştı. Birinci parti olmayı hedef koymuş durumda. Oy patlaması sorunu yok Erdoğan’ın. Yıpranma payını göze almış durumda. Birinci parti olarak devam edebiliyorsa hala bu bir başarıdır. Benim bütün ailem AKP’li. Tapelerden etkilenmemişler, seviyorlar Erdoğan’ı. Çok iyi özdeşlik kurmuş durumda seçmeniyle. Önceden Ecevit’de de vardı bu durum. Erbakan daha aristokrat, asilzade biriydi. Aşağıdan gelmiş, yırtmış olmanın gücü var Erdoğan’da. Ecevit eşitlik hissini yaratmıştı. Ecevit’ten sonra özdeşlik kurduğu isim halkın, Erdoğan.